Berlin-Ankara hattında ‘yeni bir dönemin’ yılı

2018 son yılarda Türkiye-Almanya arasında artan gerginlik ve krizlerin unutulduğu, her iki tarafın sık sık dile getirdiği ‘yeni bir sayfanın’ açıldığı yıl olarak tarihe geçti.

0
50

2018; Berlin-Ankara arasında 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen başarısız darbe sonrası Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı geliştirmesi, batının değerlerinden iyice kopması sonrası başlayan ve 2017’de artarak devam eden gerginliklerin, ilişkileri kopma noktasına getiren krizlerin unutulduğu bir yıl olarak hafızalarda yerini alacak.

Erdoğan’ın yönelttiği Nazi benzetmeleri unutuldu, Erdoğan rejiminin rehin tuttuğu Alman vatandaşlar haksız yere cezaevlerine atıldı, MİT’in Almanya’yı arka bahçesi gibi kullanmasına göz yumuldu, Ankara’ya bağlı çetelere uzun bir süre sessiz kalındı, Berlin yönetiminin ilan ettiği yaptırımlar ise sözde kaldı. 14 Mart günü resmen iş başı yapan dördüncü Merkel hükümeti ve Erdoğan rejimi arasında açılan yeni bir sayfanın faturası ise şüphesiz Kürt halkına kesildi.

Ocak ayında Türk ordusu ve çetelerinin Efrîn’e yönelik başlattığı işgal saldırısında Alman kamuoyu ile muhalefetinin tepkilerine rağmen her türlü Alman silahının kullanılmasına göz yumuldu. Üstelik Berlin yönetimi, Türk devletine daha önce satılan Leopard 2 tanklarının savunma sistemlerinin yenilenmesine onay vermişti. Ayrıca Almanya’da yaşayan Kürtlere yönelik Türkiye ve Kuzey Kürdistan’dakine benzer “siyasi soykırım operasyonlarına” hız verildi.

İşte 2018 yılında Berlin-Ankara hattında yaşananların panoraması:

ERDOĞAN REJİMİNİN ÇAYCISI

8 Ocak günü Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu mevkidaşı Sigmar Gabriel ile görüşmek üzere Almanya’ya geldi. Gabriel’in 2017’nin Kasım ayında Antalya’ya yaptığı ziyarete karşılık olarak iade-i ziyaret kapsamında Gabriel’in memleketi Goslar’a gitti. Merkel hükümeti ve Erdoğan rejimi arasında gerginliklerin zirveye çıktığı bir dönemde ilişkiler kapalı kapılar arasında her iki isim tarafından sürdürülüyordu.

Her iki bakan samimi pozlar verirken, Gabriel basının önünde çay servisi yaparak giderayak “Erdoğan rejiminin çaycısı” adıyla tarihe geçti. O gün Gabriel’in evinin bahçesinde çekilen görüntüler Almanya ve Türkiye arasındaki yaşanan gelişmelerin yeni sayfası olarak adlandırılacaktı. Gabriel’i çay doldururken gösteren fotoğraflar “Bundan sonra Angela Merkel’in liderliğindeki federal hükümet Erdoğan iktidarının hizmetinde olacak” anlamını taşıyordu.

Zaten siyasi hayatının son günlerine geçiren Gabriel’in Çavuşoğlu’nun bu şekilde ağırlamasını Alman basını “Goslar’da Gabriel ve Çavuşoğlu diplomatik buz devrini kapattı” ve “Almanya ve Türkiye yeniden yakınlaşıyor” başlıklarıyla duyurdu. Çavuşoğlu, PKK ve Gülen yapılanması konusunda “Almanya’dan beklentilerimiz var” derken, Gabriel ise 3 Alman vatandaşının serbest bırakılmasını “olumlu” bir gelişme olarak nitelendirirken, bundan sonra ilişkilerin en üst düzeyde yürütüleceğini açıkladı.

ALMAN SİLAHLARIYLA İŞGAL

Türk ordusu Efrîn’e yönelik saldırısını 20 Ocak 2018 günü başlattı. Saldırıdan yaklaşık bir hafta öncesine kadar Türk ordusu tanklarını Efrîn’e sınırına yerleştirerek top atışlarına başlamıştı. Efrîn savaşının ayak seslerinin ciddiye şekilde duyulmasına rağmen federal Alman hükümeti, Türkiye’ye silah ihracatı anlaşmalarına onay vermeyi sürdürüyordu.

Türkiye ile silah satışına en son 15 Ocak 2018 günü onay verildi. Federal ekonomi bakanlığı, 31 Temmuz 2016’dan bu tarihe kadar toplam 14 milyon Euro değerinden silah ve askeri teçhizatın Türkiye’ye satış anlaşmalarına yeşil ışık yakmıştı. Ayrıca Alman hükümeti Ekim ayında Türk ordusuna ait 120 adet M60 tipi tankın modernizasyonu için anlaşmaya varılmıştı. Almanya’nın savunmalarını güçlendirdiği bu tanklar Efrîn’e saldırıda kullanıldı.

Leopard 2 tanklarıyla uluslararası hukukun çiğnenip Efrîn topraklarına girdiğine dair görüntülerin Alman medyasında yer aldığı günlerde ARD’de yayınlanan “Monitor” programı, Efrîn saldırısında Türk ordusunun baştan aşağı Alman yapımı askeri teçhizatlar ile donatıldığına dikkat çekti.

Efrîn’e saldıran Türk askerleri ve çetelerinin elindeki tüfeklerin lisans hakkı Almanya’nın önde gelen silah üreticisi “Heckler & Koch” firmasına aitti. Türk ordusuna ait tankları Efrîn sınırına götüren askeri araçlar da Alman otomotiv devi Mercedes tarafından üretilip Türkiye’ye satılmıştı. Yine Leopard II tanklarının dışında Türk ordusunun kullandığı M60 tipi tankların da Alman otomotiv devlerinden MTU ve Renk firmalarının ürettiği motorlarla çalışıyordu.

Türk ordusunun Efrin’e yönelik saldırısına ve siviller katletmesi karşısında sesini yükseltmeyen Merkel hükümeti tepkisini dolaylı olarak gösteriyordu. Dışişleri bakanı Sigmar Gabriel, yeni hükümet kurulana kadar başta “Leopard –II” tanklarının modernizasyon planını olmak üzere Türkiye’ye yönelik her türlü silah ihracatının askıya aldığını duyurdu.

Ancak Alman kamuoyu ve muhalefetinin sert tepkilerine rağmen Türkiye ile silah dostluğu Efrîn işgalinden sonra da arttı. Sadece Angela Merkel’in başbakanlığındaki yeni Hıristiyan demokratlar/ sosyal demokratlar hükümetinin iş başı yaptığı 14 Mart 2018’den 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Ankara rejimiyle yarım milyon Euro değerinde 4 silah anlaşmasına onay verildi.

Federal Meclis’te yapılan oturumlarda ise hükümet partileri CDU/CSU ve SPD dahil bütün partilerin temsilcileri Efrîn’e yönelik işgal için “Bu saldırı açık bir şekilde uluslararası yasaları ihlaldir” görüşünü dile getirdiler. 20 Mart günkü oturumda Türk devletinin Efrîn’deki suçlarını sert şekilde eleştiren Almanya’da hükümet partileri CDU/CSU ve SPD’nin yanı sıra muhalefet partileri Sol Parti ve Yeşiller Partisi Merkel’in başbakanlığındaki hükümete “Efrîn karşısında tutum sahibi ol” çağrısı yaptılar.

Ayrıca Almanya’da 90 bilim insanı, akademisyen, sanatçı ve yönetmen başbakan Merkel’e mektup göndererek “Efrîn saldırısına sessiz kalmayın” çağrısında bulundu. Hessen, Aşağı Saksonya, Hamburg ve Bavyera eyalet meclislerinde Efrîn için ortak çağrı metinleri hazırlandı. Fakat Merkel hükümeti bu çağrı ve taleplere rağmen deyim yerindeyse Efrîn için kılını kıpırdatmadı.

ERDOĞAN ÖNCE YILDIRIM’I GÖNDERDİ

Çavuşoğlu’ndan sonra Berlin’de ağırlanan ikinci isime ise dönemin başbakanı Binali Yıldırım oldu. Şubat Münih’te düzenlenecek Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’na katılmak için 15 Şubat günü Berlin’e inen Yıldırım Merkel ile bir araya geldi. Merkel, Yıldırım’ı başbakanlık konutunda kırmızı halıyla karşılarken, dışarda ise kitlesel bir protesto gösteri düzenlendi.

Bir saat süren görüşmenin ardından her iki lider ortak basın toplantısı gerçekleşti. Erdoğan rejiminin rehinelerinden gazeteci Deniz Yücel’in durumunun damgasını vurduğu basın toplantısında bir gazetecinin Türk ordusunun Efrîn’e yönelik saldırı ve katliamlarında yararlanan kadın çocukların fotoğraflarını göstermesi dikkat çekti.

Fotoğraflar karşısında ne diyeceğini bilemeyen Yıldırım, Efrîn’e yönelik işgal hareketini savunan Erdoğan rejiminin bilinen retoriğini tekrarladı. Merkel ise “Deniz Yücel kirli bir pazarlığın parçası olmak istemediğini söyledi, Yücel’in karşılığında Türkiye ile silah ticareti mi yapılacak?” sorusuna yanıt vermekten zorlandı.

Alman başbakanı, Yücel’in serbest bırakılma ihtimali ile Türk devletiyle yapılacak silah ticaretini kastederek “Bu konuyla diğer siyasi konuları arasında bağlantı kurulmamalı. Türkiye ile NATO üyeliği çerçevesinde işbirliğimiz var” şeklinde konuştu. Ancak gerçek hiç de öyle değildi, Erdoğan rejimi resmen “Ver yeni silahları ve modernize et tanklarını, al Deniz Yücel’i” diyordu.

Yücel “Kirli anlaşma varsa ben yokum” demişti, fakat Gabriel Der Spiegel dergisine verdiği söyleşide açıkça Yücel üzerinden böyle bir anlaşmayı dile getirmişti. Gabriel “Federal hükümet Türkiye ile çok sayıda silah ihracatına onay vermedi. Yücel vakası çözüme ulaşmadığı sürece de bu durumun böyle kalacak” dedi. Zaten Yıldırım’ın Merkel ile yaptığı kirli pazarlıkların üzerinden 24 saat geçmeden 1 yıldır cezaevinde olan Alman vatandaşı gazeteci Deniz Yücel serbest bırakıldı.

UNUTULAN REHİNELER

Deniz Yücel’in serbest bırakılması ve gazeteci Meşale Tolu’nun yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına rağmen hala çok sayıda Alman vatandaşı Erdoğan rejiminin rehinesi olarak cezaevlerinde tutuldu. En az 5 Alman vatandaşının hala cezaevinde olmasına rağmen Merkel hükümetinin 2018 yılında bunları unuttuğu görüldü.

Dışişleri bakanı Heiko Maas birçok kez Türkiye’deki cezaevlerinde haksız yere tutulan Alman vatandaşlarının dikkat çekerek “Onların hala cezaevinde olması bizim için kabul edilemez bir durum” demesine rağmen federal hükümetin, bu kişiler için sonuç alıcı girişimlerde bulunmaması dikkat çekti. Bunların arasında Kürt sanatçı Ozan Canê de yer alıyor. 24 Haziran seçimleri sırasında HDP’ye destek vermek için Türkiye’ye giden Ozan Canê tutuklanmıştı. Son olarak 14 Kasım 2018 günü Kürt sanatçının yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

ERDOĞAN’IN KURUMUNA PARA DESTEĞİ SÜRDÜ

Almanya’da Erdoğan rejiminin bir şubesi çalışan Türk diyanet kurumuna bağlı DİTİB’e Merkel hükümetinin yardımları 2018’de de devam etti. 2017 yılında DİTİB’e toplam 724.911 Euro para yardımı yapan hükümet 2018 yılı içinde de DİTİB’e yüksek miktarda bütçe ayırdığı ortaya çıktı.

Hükümetin 2012 yılından bu yana DİTİB’e en az 6 milyon Euro para yardımında bulunduğu belirtildi. DİTİB bu paralarla sözde “uyum projeleri” yürüttüğünü öne sürürken, DİTİB’in camii, dernek ve okullarda nasıl bir faaliyette bulunduğu konusu uzun bir süredir Alman kamuoyu ve medyasının gündemindeydi. Erdoğan rejimi ile Merkel hükümetinin arasının kötü olduğu 2017 yılı başında DİTİB’li imamların nasıl camilerde vaaz adı altında Erdoğan propagandası yaptığı ve din derslerinde çocukları nasıl ispiyonculuğa zorladığı belgeleriyle yayınlanmıştı.

Ayrıca Türk devletinin Efrîn’e yönelik başlattığı saldırılar sırasında Türk Diyanet’i gibi DİTİB’e de talimatlar gönderildiği ortaya çıktı. Türkiye’nin Berlin’deki Büyükelçiliği’nde görevli Din Hizmetleri Ataşesi Ahmet Fuat Çandır açıkça sosyal medya hesabı üzerinden camilerde “Zafer için askerlerimize dua edin” talimatı verdi.

NRW Eyaleti’nin Herford kentinde DİTİB’e ait bir camide yaşananlar ise, Nazi Almanyası döneminde “Hitler’in gençliği” görüntülerini akla getirdi. DİTİB’in kendi camisinde organize ettiği bir etkinlikte yaşları 4 ile 7 arasında değişen bir grup Türk çocuğuna asker elbisesi giydirildi. Daha sonra da oyuncak silahlarla çocuklara ırkçı marşlar okutuldu.

ALMANYA ÇETELERİ YASAKLAMAK ZORUNDA KALDI

2014 yılında kurulan ve boks kulübü adı altında örgütlenen “Osmanen Germania” (Almanyalı Osmanlılar) çetesi 10 Temmuz günü İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in yaptığı basın açıklamasıyla yasaklandı. Bakanlık çetenin insanların canı, malı, özgürlüğü ile genel olarak kamu güvenliği için “ağır tehdit” oluşturduğunu belirtirken, Rheinland-Pfalz, Baden-Würrtemberg, Bayern ile Hessen eyaletlerinde de polisler çeteye ait ev işyerlerine baskınlar gerçekleştirdi. Arama ve baskınlarda çeteye ait birçok doküman ile büro malzemesine el konuldu.

Sadece Hessen Eyaleti’nde 2015 yılından bu yana 80’den fazla soruşturma açılmasına rağmen çeteye yönelik şimdiye kadar hiçbir yaptırımın yapılmamıştı. Çeteler ise isimlerini değiştirerek faaliyetlerine devam ettiler. Erdoğan’ın çeteleri birkaç yıldır Almanya’nın gündemiydi. Silah kaçakçılığı, insan ticareti, uyuşturucu ve Kürtlere yönelik saldırılarla dikkat çeken çete kısa bir şekilde büyüdü.

Şüphesiz bu hızlı büyümenin nedenin AKP rejiminin çeteye verdiği maddi destekti. Çete Erdoğan rejiminin Almanya’daki “uzun kolu” olarak biliniyordu. AKP’li vekil Metin Külünk’e bağlı Erdoğan rejiminin bir çetesi olduğuna dair belge ve bilgiler yaygın Alman basınında genişçe yer almasına rağmen “Osmanen Germania”ya uzun süre dokunulmadı. Erdoğan rejimiyle bağlantıları ve deşifre edilen suikast hazırlıklarının aksine adli suçlardan tutuklanan çetenin yöneticilerinin yargılanmaları sürüyor.

KÜRTLERE BASKI ARTTI

Alman devleti, her türlü suça bulaşan Erdoğan’ın çetelerine karşı göstermelik yasaklama, soruşturma ve yargılamalar yaparken, 2018 yılında Türk devletinin yürüttüğü siyasi soykırımların bir benzerini kendi ülkesine sığınan Kürtlere karşı devreye soktu. Kürt dernekleri sudan bahanelerle basıldı, Kürtçe kitaplara el konuldu, sosyal medya paylaşımları ‘suç’ nedeni oldu, Kürtlerle dayanışma içinde olan Almanlar baskı altına alındı.

Benzer bir artış 2018 yılının ilk iki ayında da gözlemlendi. Kürt özgürlük mücadelesi baz alınarak yapılan soruşturmalara Ocak ve Şubat aylarında 50 yeni soruşturma eklendi. Merkel hükümeti ise bu artışı Almanya’ya geliş nedenlerini “PKK ile Türk devleti arasındaki savaş” olarak gösteren Kürt siyasi mültecilerin sayısındaki artışa bağlaması dikkat çekti. Bir nevi Erdoğan rejiminden kaçan Kürtler Almanya tarafından fişlendi.

Başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri olmak üzere PYD, YPG ve YPJ bayraklarının taşıdığı gösterilere Alman polisinin tahammülsüzlüğü 2018 yılında artarak devam etti.

İçişleri Bakanlığı 2 Mart 2017 günü eyaletlere gönderdiği bir genelge ile aralarında PYD, YPG ve YPJ’nin de bulunduğu çok sayıda Kürt parti ve kuruluşun bayrak/flamalarının yasaklanmasını talep etmişti. ANF ise 11 Mart 2018 günü servis ettiği bir haberde İçişleri Bakanlığı’nın 29 Ocak 2018 günü yeni bir genelge yayınladığı duyurdu. AKP iktidarının memurları tarafından kaleme alınmışçasına Kürt özgürlük hareketine yönelik düşmanca ifadelerin yer aldığı 6 sayfalık genelgede, Almanya’daki bütün eyaletlerden PKK yasağının daha sıkı uygulanması istendi.

Genelgede kamuya ait yerlerde PKK’yi çağrıştıracak “gözle görülür/kulakla duyulur” bütün sembol, yazı ve seslerin yasak olduğu vurgusu ısrarla belirtildi. Genelgede Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ifadeler de dikkat çekerken, geniş bir yasağın Öcalan’ın fotoğraflarına, sesine ve videolu görüntülerine de uygulanması istendi. Zaten bu genelgenin ardından Almanya’da Kürtlere yönelik soykırım operasyonlarına hız verildi.

Önce Efrîn direnişine destek vermek ve Türk devletinin katliamlarına dünyaya duyurmak için yapılması planlanan gösteriler daha gerçekleşmeden yasaklandı. Ardından AKP polisini aratmayan bir uygulama ile Neuss kentinde bulunan Mezopotamya Yayınları ve Mir Multimedia 8 Mart 2018 günü sabahın erken saatlerinde Alman polisinin baskınına uğradı. 3 gün boyunca her iki kurumda polis arama yaptı. Çok sayıda kamyon ve tırlarla polis Mezopotamya Yayınlarına ait kitap ve Mir Multimediya’ya ait müzik albümleri, arşiv ve stüdyoda bulanan kayıt cihazlarına el koydu. 2018 yılı boyunca birçok Kürt derneğine de sudan bahanelerle baskınlar gerçekleşti.

Almanya’nın iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın Temmuz ayında açıklanan 2017 yılı Kürtler ve PKK’ye ise yaklaşık 30 sayfa ayrıldı. Raporda PKK için “Almanya’da faaliyette olan radikal yabancı örgütler içinde en güçlüsü” ifadesi kullanıldı. PKK’nin diğer yıllara göre gücünü koruduğu belirtilen raporda Almanya’da PKK’nin “üye, taraftar sayısı” sayısı 14.500 bin olarak açıklandı. İstihbarat bir yandan başta MİT olmak üzere AKP rejiminin faaliyetlerine dikkat çekti, diğer yandan da Almanya’da resmi olarak çalışan Kürt kurumlarını hedef gösterdi.

DİKTATÖRE KIRMIZI HALI…

Son yıllarda Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Nazi pratiği sergiliyorsunuz”, “Terör örgütlerinin arka bahçesisiniz” ve “Hans’ın ne dediğine değil milletimin ne dediğine bakarım” gibi hakaretlerine maruz kalan Berlin yönetimi, 28 Eylül 2018 günü Ankara rejimi ile yeni bir süreç başlattığını resmen ilan etti.

Erdoğan Alman Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier tarafından kırmızı halı ve askeri törenle karşılanırken, yüzden fazla sivil toplum örgütünün bir araya gelerek kurduğu “Erdogan Not Wolceme” (Hoş gelmedin Erdoğan) platformu hem Berlin’de hem de Köln’de kitlesel protestolar düzenledi. Bütün Alman muhalefetinin karşı çıkmasına rağmen Erdoğan ile samimi pozlar verildi. Erdoğan’ı gülücüklerle karşılayan Merkel ise basın toplantısında her iki ülkenin ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını resmen bildirdi. Erdoğan ise Almanya’da kaldığı üç gün boyunca şovunu yaptı, yandaşlarını selamladı. 

Bir Cevap Yazın