Kürtlerin çatı örgütlenmesi: Halk Meclisleri

Kürtlerin Avrupa’daki örgütlenme biçimi, meclis esasına göre yapılmakta. Demokratik Konfederalizmin temel organları olan meclisler ile DKTM’ler, eşbaşkanlık sistemi, komisyonların işleyişi ve daha birçok konuya ilişkin geniş bir perspektif sunuyor. 

0
14

Immanuel Wallerstein, Noam Chomsky, Amin Maalouf, Bakunin gibi tarihçi, sosyal, siyasal bilimci, felsefeci ve düşünürün görüş ve düşüncelerinden de yararlanarak kendi paradigmasını oluşturan Sayın Abdullah Öcalan neşteri ilk olarak devletin oluşumuna, onun gelişimine ve işlevine vurarak düşünce alanında büyük bir çığır açmıştır.

Kendisi de daha önce devleti savunan ve onu ”olmazsa olmaz” olarak gören Sayın Öcalan aynı zamanda bu konuda da derin bir özeleştiri vererek; varlığı başlı başına bir dünya sorunu, insanlığın başına bela bir aygıt, her şeyi kendine bağlayan ve bir avuç tekelcinin dışında tüm insanlığın efendisi olduğunu sanan devleti, şiddetle eleştirmiştir. “Devlet insanlığın başına bela olmuş en büyük canavardır” diyen Sayın Abdullah Öcalan’a göre devletin yerine daha demokratik, daha özgürlükçü, daha katılımcı ve daha ortak bir oluşumu ifade eden bir yapılanmayı koymak daha doğru ve daha insanidir. Tekçi, despot, kendini tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak gören, herkesi kendine bağlayan ve kölesi olarak gören bu oluşum yerine; yetkileri farklı kuvvetlere dağıtan, sürekli değişkenliği arz eden, herkesi temsil etme gücü ve iradesini kendinde bulan, tekçi değil çoğulcu olan, kadını da, gençliği de, farklı kimlik ve inançları da temsil eden, tek dillilik yerine çok dilliliği temsil eden bir yapılanmanın daha doğru ve daha insani olduğunu vurgulayan Sayın Öcalan bu oluşuma da “Demokratik Konfederalizm” diyor.

Demokratik Konfederalizm bugüne kadar oluşmuş klasik anlamda devletler birliği değil, daha çok farklı kesimleri, değişik cinslerin, kimlik ve inançların, toplumda değişik grupların, sınıf ve katmanların eşit katılımından oluşan demokratik bir oluşumdur. Demokratiktir çünkü farklı halkları, farklı dilleri, farklı inançları ve cinsleri temsil eden bir yapıdır. Her halkın kendi dilliyle kendilerini ifade ettiği, kendi kültürlerini yaşattıkları, kendi adına siyaset yaptıkları, yine değişik inançların kendilerini ifade ettikleri ortak bir iradedir. Özgürlükçüdür, çünkü herkesin kendi örgütlenmelerini yaptığı, farklı inançların yaşamlarını kurumlaştırdıkları bir yapıdır. Ulus-devletin zıddı olarak farklılıkları kendi bünyesinde taşır. Anti demokratik, inkarcı, hayata-topluma siyah ve beyaz olarak bakmaktan başka yaşama şansı tanımayan, ulus-devletin reddi üzerinde inşa edilmesi gereken kuvvetler ayrılığının birliğinden oluşan demokratik bir yönetim biçimidir.

ULUS DEVLET EBEDİ DEĞİLDİR

“Ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı” tezi, aslında tek boyutlu anlaşılmıştır. Ulus-devlet temelinde anlaşıldığı için, diğer seçenekler hesaba katılmamış, ulus-devletle inşa edilen uluslar ancak bağımsız ve özgür uluslar olarak görülmüş, bunun dışında herhangi bir arayış söz konusu olmamıştır. Sayın Abdullah Öcalan Demokratik Konfederalizm ile ilgili şunları ifade eder: “…Ortadoğu’da ve hatta tüm dünyada sistemin ve devletlerin içerisinde girmiş olduğu kaostan çıkışın temel yolu, tamamen halka dayanan ve gücünü tabandan alan Demokratik Konfederatif sistemdir. İnsanlık tarihinde devlet olgusu ezeli olmadığı gibi, ulus-devlet de ebedi değildir…”

“…Ortadoğu’nun ağırlaşan tarihsel ve toplumsal sorunlarının çözümü için de demokratik konfederalizm sistem geçerlidir. Kapitalist sistem ve emperyal güçlerin dayatmaları demokrasiyi geliştiremez, ancak demokrasiyi istismar edebilir. Demokratik Konfederal Sistemde tabandan gelişen demokratik seçeneği egemen kılmak esastır. Bu sistem toplumsal temelde etnik, dini ve sınıfsal farklılıkları gözeten bir sistemdir…”

PANZEHİR DEMOKRATİK KONFEDERALİZM

Sayın Öcalan, karmaşık ve kaoslu dünyamızda ancak demokratik siyasetin çözüm olabileceğini, şiddetle, savaş ve dikta rejimleriyle sorunların çözülmesinin mümkün olmadığını, her şeyin panzehirinin demokratik siyaset ve bu siyasetin çatısını oluşturacak Demokratik Konfederalizm olduğunu belirterek şunları söyler: ”…Konfederalizmin tarihe yabancı olmadığını, günümüz toplumunun karmaşıklaşan doğasına daha iyi yanıt olduğunu bu amaçla belirlemeye çalıştık. Ahlaki ve politik toplumun kendini en iyi ifade etme yolunun demokratik siyaset olduğunu sıkça dile getirdik. Demokratik siyaset, Demokratik Konfederalizm’in inşa tarzıdır. Demokratikliğini de bu tarzdan alıyor…”

Sonsuz farklılıkları, değişik dil ve inançları bağrında taşıyan dünyamızın tek siyasetle, tek yöntem ve uygulamayla doğru, demokratik ve özgür bir yaşamın inşa edilmesinin, barış ve huzurun egemen kılmanın mümkün olmadığını vurgulayan Sayın Öcalan bu konuda da şunları söyler: ”…Demokratik Konfederalizm ulus-devlet sistematiğinden kaynaklanan olumsuzlukları aşma potansiyeline sahip olduğu gibi, toplumu politikleştirmenin de en uygun aracı konumundadır. Basittir ve uygulanabilir. Her topluluk, etnisite, kültür, dini cemaat, entelektüel hareket, ekonomik birim vb. birer politik birim olarak kendilerini özerkçe yapılandırıp ifade edebilirler. Federe veya özerklik, kendilik denilen kavramı bu çerçeve ve kapsamda değerlendirmek gerekir. Her kendiliğin yerelden küreselliğe kadar konfederasyon oluşturma şansı vardır. Yerelin en temel öğesi, özgür tartışma ve karar hakkıdır. Her kendilik veya federe birim, katılımcı demokrasi olarak da kavramlaştırılan doğrudan demokrasinin uygulanma şansına sahip olması nedeniyle eşsizdir. Bütün gücünü doğrudan demokrasinin uygulanabilirliğinden alır. Temel bir rolünün olmasının gerekçesi de budur. Ulus-devlet doğrudan demokrasinin ne kadar inkârı ise tersine Demokratik Konfederalizm o denli onun oluşturucu ve işlevselleştirici biçimi konumundadır…”

ÇÜNKÜ TARİH ‘ŞİMDİDİR’

Demokratik Konfederalizmin öyle anlatıldığı gibi karmaşık ve yeni bir şey olmadığını, insanlığın gelişim sürecinde birçok kez uygulandığını, sonsuz farklılığın bir arada yaşayan, aşiret, klan, kabile ve hatta imparatorlukların bünyesinde bile varlıklarını sürdüren değişik dil ve inançların dahi bu sistemi yaşadıklarını ifade eden Sayın Öcalan şunları söyler: ”…Demokratik Konfederalizm sanıldığı gibi günümüze özgü herhangi bir yönetim biçimi değildir. Tarihte olanca ağırlığıyla yer bulan bir sistemdir. Tarih bu anlamda merkezi devletsel değil, konfederaldir. Devlet formu çok resmileştiği için tanınmıştır. Fakat toplumsal yaşam konfederalizme daha yakındır…”

Aslında kabileler, aşiretler, klanların, değişik biçimlerde yaşayan özgünlükler bir nevi hem doğal konfederal bir sistem ve işleyişle kendi yaşamlarını sürdürdüklerini, hem de bu özgünlüklerin baskıcı bir yönetim tarzına gelemediklerini belirten Sayın Öcalan şunları ifade eder: ”…Tüm aşiret, kabile, kavim yönetimleri hep gevşek ilişkiler niteliğindeki konfederalizme izin verir. Aksi halde iç özerklikleri zedelenir… Uygarlık tarihi boyunca hâkim eğilim boyun eğme değil, direniştir diyoruz. Öyle olmasaydı, dünya Firavun Mısır’ı gibi olurdu. Direnişin, politikanın olmadığı tek bir insan yerelinin, bölgesinin kalmadığını bilmeden tarihi doğru yorumlayamayız. Güney Amerika, Afrika, Asya halkları halen bütün renkleri ve kültürleriyle direniyorlarsa, bu demektir ki tarihleri de böyledir. Çünkü tarih ‘şimdidir’…”

Sayın Abdullah Öcalan Demokratik Konfederalizm’in sadece bir bölgeyle, bir ülkeyle, bir ulusla değil, tüm dünyada geçerli olması gereken en demokratik sistem olduğunu vurgular: ”…Dünya Demokratik Konfederalizmi; Asya, Afrika, Avrupa ve Avustralya için bölgesel demokratik konfederalizmler gündemleştirilebilir. Özellikle Ortadoğu için Ortadoğu Demokratik Konfederalizm projesi mevcut kaotik ortam içinde oldukça anlamlı bir çalışma olacaktır…”

”…Toplumsal doğanın homojen ve monolitik olmadığını tam kavramadıkça, demokratik konfederalizmi anlamak güçleşir. Resmi modernitenin son dört yüz yıllık tarihi, çok etnisiteli, çok kültürlü, farklı siyasi oluşumlu ve öz savunmalı toplumu homojen ulus adına bir nevi soykırıma (genellikle kültürel, zaman zaman fiziki soykırımlar) tabi tutma eylemidir. Demokratik konfederalizm son dört yüz yıllık tarihe karşı çok kültürlü ve farklı siyasi oluşumlarda ısrar tarihidir…”

HALK MECLİSLERİNİN OLUŞUMU

Sayın Abdullah Öcalan Demokratik Konfederalizm’in öylesine bürokratik, üst yapıyı ifade eden anti demokratik, kitleden kopuk değil; tamamen halkın iradesini temsil eden, bizzat halk tarafından yönetilen ve bunun alttan yukarıya doğru örgütlenen bir sistem olduğunu, bu sistemin yereldeki ayaklarının da meclisler olduğunu vurgular. Onun halkçı, halktan temsilini bulan alttan üst yapıya kadar seçilmiş temsilcilerden oluşan bir yönetim yapısının oluşturduğunu söyler. Meclisler, Demokratik Konfederalizm’in temel organlarıdır. En üst birimden en alt birime kadar halkın doğrudan katıldığı seçimle belirlenen yöneticilerin katılımıyla işlenen Konfederal sistemin yasama organı meclislerdir. İhtiyaca göre oluşan komisyonların bileşiminden ve halkın direk katılımı ile inşa edilen Meclisler bulundukları yerlerde en üst yönetim ve irade bileşkenidirler. Tüm alanların, bölgelerin, şehir ve eyaletlerin, farklı meslekten sivil toplum örgütlerinin, kadın, gençlik ve değişik kimlik sahibi grupların ana örgütlenme biçimleri meclistir. Meclis, temel örgütleme biçimi olarak esas alınır, işleyişi de yine demokratik esaslara göre gerçekleşir. Her köyün birden fazla komünü olduğu gibi birden fazla meclisi de olabilir. Her şehir, her semt, her mahalle ihtiyaca göre örgütlendirilmiş meclislerle yönetilirler. Eyalet ve ülkelerin örgütlenme biçimi de meclis esasına göre biçim kazanır.

AVRUPA’DAKİ ÖRGÜTLENME BİÇİMİ

Kürtlerin Avrupa’daki örgütlenme biçimi de meclis esasına göre yapılmaktadır. Kürtler bulunduğu her şehirde kendi meclislerini oluşturmakta, kendi yaşamlarını meclis esasına göre düzenlemekte, yaşamış oldukları sorunlarını bulundukları bölgelerde inşa edilen meclislerin aracılığıyla çözmektedirler. Kadınlar da, gençler de bu esasa göre kendilerini örgütlemektedirler. Sosyal, dilsel, kültürel vb konularda meclislerde oluşturulan komisyonlarla kendi sorunlarını ele alıp değerlendirmektedirler. Yaşanan kimi ekonomik, sosyal, yaşanan kimi çelişki ve anlaşmazlıklar, yine meclis bünyesinde oluşturulan sosyal, barış ve uzlaşma komisyonları tarafından çözülmektedir.

Bu genel belirlemeler ışığında Avrupa’da oluşan meclislerin bileşimine, oluşum ve işleyişine de bazı kısa vurgulara yapalım…

KONGRELER…

Tüm üye ve bileşenlerin iradesini temsil eden delegelerin katılımı ile bir yıllık çalışmaların ve sunulan bir yıllık faaliyet raporlarının ekseninde hem sürecin hem de çalışmaların değerlendirildiği, ayrıca yeni dönem çalışmalarının belli bir plan ve program temelinde hazırlandığı genel toplantıyı ifade eder. Bu genel toplantıya kurultay da denilir. Bu genel toplantı ve kurulda alınan kararlar ve belirlenen eylem ve etkinlik kararları tartışılmaz bir biçimde hayata geçirilir. Kurultay bir kuruluşun veya birden fazla kuruluşu temsil eden bileşenlerin en üst iradesidir. Kongre aynı zamanda bir yıl boyunca çalışmaları koordine edecek ve kararları hayata geçirecek bir yönetimi de seçer. Bu yönetim Kongreye karşı birinci derecede sorumlu olarak tüm delegelerin iradesi olarak çalışmaları organize eder…

Kongreler halkın en geniş katılımı ile gerçekleştirilir. Bir alanda ülkesine, halkına, toprağına ve değerlerine bağlı yurtsever, aydın, demokrat, sosyalist, anti-faşist insan ve kurum varsa o alanın delegeleri olarak yapılacak kongreye katılım sağlarlar. Kongrenin gücü, o kongrede seçilenlerin meşruiyetinin yüksek olması ile ölçülür. Halkın katılımı ne kadar yüksekse kongrenin ve kongrede seçilenlerin gücü ve iradesi de bir o kadar güçlü ve meşru olur. Bundan dolayı halkın  Kongreye katılımı hem meclislerin halkın iradesini doğru temelde yansıtılması için, hem de seçilenlerin  halka hesap verme hassasiyetlerinin artırılması açısından oldukça önemlidir.

Avrupa’da Kürtlere hizmet eden, Kürtlerin özgürlüğü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için çalışan, çaba sarf eden ve hizmet eden herhangi bir kurum, kuruluş veya birliğe aidat ödeyen, belli dönemlerde yapılan bazı genel ve özel etkinliğe maddi ve manevi olarak katkı sunan, Kürt yayın ve basınını takip eden herkes delege olarak Kongreye katılır. Yani yurtsever, aydın ve demokrat olma görevlerini bir biçimde yerine getiren, kadın özgürlük çizgisini benimseyen, bunu ruhta ve düşüncede hazm eden ve buna göre yaşamaya çalışan, ayrıca yüz kızartıcı, kriminal gibi suçlara bulaşmamış, üzerinde herhangi bir toplumsal yaptırım bulunmayan herkes delege olabilir. Önemli olan yoğun, derinlikli ve halkın iradi katılımın sağlamaktır.

Ayrıca Kürtlerin özgürlüğünü, Türkiye ve Ortadoğu’da demokrasiyi isteyen Kürdistanlıların dostları da kongrelere katılabilir, sadece delege olarak da değil, aynı zamanda her kademede görev alma konusunda aday olabilirler. Meclis programına, onun çalışma ve tüzük işleyişine katılan herkes hem delege olarak, hem de yönetim yapısında aday olarak kongreye katılma hakkına sahiptir.

TÜM ÇEVRELERİ BULUŞTURUYOR

“Demokratik Toplum Merkezleri” adıyla kendilerini ifade eden meclislerin kongrelerine farklı cins ve branşlarda çalışma yürüten tüm Kürt sivil toplum örgütleri olan kadın, gençlik, politik, diplomatik, ekonomik, inanç gibi kurum üyeleri de delege olarak katılabilirler.

Demokratik Toplum Merkezlerinin kongrelerini gerçekleştirmiş olduğu alanlarda, en az ulaşmış oldukları kişi sayısına kadar delege sayısı ile kongrelerini yapma gibi bir zorunluluk vardır. Kongrelerin meşrutiyet, halkın irade gücüne ulaşması, meclis üyeleri ve yönetimin genel çoğunluğu temsil etme kararlılığına ulaşması için bu ölçü esastır. Halkın yeterince katılım göstermediği, bu anlamda delege çoğunluğunun sağlanmadığı, dolayısıyla doğrudan demokrasinin işletilmediği, sadece meclis üyelerinin bir araya gelip kendi kendilerini seçtikleri kongreler hem demokratik olmaz hem halkın iradesini temsil etmez hem de seçilen yönetim meşru olmaz. Aslında en doğru olan doğrudan demokrasi ilkesine uygun bir meclis kongresine gidilmesidir. Delegeler yerine ulaşılan kitlenin, ilişki kurulan halkın bir bütün olarak atılımı ile kongrelerin yapılmasıdır. Temsili demokrasi meclisleri dar ve bürokratik bir noktaya götürür. Ama doğrudan demokrasi halkın iradesi ve eleştirisi, denetleme ve yürütücü güç anlamda büyük bir toplumsal açılımı yaratabilir. Bu nedenle doğrudan demokrasi ilkesinin işletilmesi en doğru seçim ve yönetim biçimi olacaktır.

HEDEF HALKA HİZMET

Eğer adına ”halk meclisleri” deniliyorsa o zaman meclisleri halk seçer, halkın iradesiyle yönetim ve komisyon üyeleri belirlenir. Meclis üyelerinin kendi kendilerini seçme, kendilerini onaylama gerçek anlamda demokrasinin uygulandığı hiç bir yerde olmaz, olsa olsa despot, bürokratik, faşist ve anti-demokratik uygulamaların hakim olduğu yerlerde olur. Bu anlamda meclislerde doğrudan seçim ve halkın doğrudan katılımı esastır.

Kongrelere yıllık rapor sunmak kadar bir yıl içerisinde yapılacak çalışma planlaması ve yapılacak faaliyet projeleri de sunulur. Kongrelerde bir yıllık süre için yapılacak çalışma ve etkinliklere ilişkin karaların alınması, sunulan projelerin onaylaması da önemlidir. Bir DTM kongresi bulunduğu alanda bir kooperatif çalışmasını yapma kararı alabilir. Yine Kürtlerin iltica, göçmenlik, sosyal, ekonomik, politik gibi konularda yaşamış oldukları sorunlarla ilgili olarak değişik projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi için bazı kararlara ulaşabilir. Bunların hepsi meclis kongrelerinde ele alınıp tartışılması ve bazı kararlara varılması gereken çalışmalar olduğu bilinciyle hareket edilir. Kısacası kongrelerde bir yıllık çalışma hedefleri, planlama ve projeler kongrelerde tartışılmaya açılan temel gündemler olmaktadır. Projelerin geliştirilmediği, çalışma planlarının yapılmadığı, demokratik eylem kararlarının  alınmadığı kongreler amacına ve hedefine hizmet etmiş olmaz. Hatta her komisyonun çalışması için ayrı ayrı proje hazırlanıp kongrelere, delegelerin, halkın görüşüne sunulur.

Meclislerin çalışma mekanları, meclislerden sorumludur. Meclisler, çalışma yürüttükleri mekanları kullanma, yönetime, maddi ihtiyaçlarını giderme, yine kültür, dil, edebiyat, sanat, siyasi gibi konularda yapılacak tüm faaliyet ve etkinlikler karşısında birinci derecede görevlidirler.

Demokratik Toplum Merkezi kongrelerinde genel gündemlerin dışında, özel olarak seçim gündemi de oluşturulur. Bu gündemde öncelikli olarak yeteri sayıda bir seçim komisyonu belirlenir, ardından belirlenen bu komisyonun denetiminde iki meclis Eşbaskanı, sekreterya, denetleme ve disiplin kurulları seçilir. Son olarak da meclis üyeleri seçimle belirlenirler. Eşbaskanlık, Denetleme ve Disiplin kurulları, Demokratik Toplum Merkezleri’nin organlarıdır, bu nedenle tüzük gereği bu ana organlar seçimle belirlenirler. Bu organlar hiçbir biçimde atanamazlar….

Kaynak: Yeni Özgür Politika

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bir Cevap Yazın