Ölümden korkmuyoruz

Strasbourg’da açlık grevi 57. gününde. Kardo Bokani ve Mohamed Ghaderi, Doğu Kürdistanlı iki genç devrimci.  Bokani ve Ghaderi, ‘’Direnişin sonunda şehadet olsa bile buna hazırız. Başımız dik. Ölümden korkmuyoruz’’ diyor.

0
21

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona ermesi amacıyla Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve Strasbourg’da 14 devrimci yurtseverin katılımıyla devam eden açlık grevi 57. gününde. Kürdistan’ın farklı yerlerinden olan devrimcilerden ikisi Rojhilatlı. Kardo Bokani ve Mohamed Ghaderi. Öcalan üzerindeki tecride karşı ses veren iki Doğu Kürdistanlı genç devrimcinin hayat hikayeleri hem farklı hem de Kürdistan’ın kaderi ve yaşananlara bakınca hepimizin kaderleriyle aynı.

Direnişin öncülüğü üstlenen bu iki devrimciden biri Kardo Bokani. Rojhilat’ın Boka şehrinden olan Bokani’nin özgürlük hareketiyle tanışması çocukluğuna denk geliyor. O dönemlerde yayında olan MED TV’nin üzerinde büyük etkisi olduğunu anlatıyor. Yaşadığı baskılar nedeniyle Avrupa’ya çıkan Bokani’nin çok uzun bir yol hikayesi var. Ve tabi bir yolda ne yaşanabilirse hepsini de yaşamış. Açlık, yersizlik, parklarda uyuma, her gün ayrı bir işte çalışma, yokluk. Bir yolculuğa sığabilecek tüm çileler, onun hayatında yeni girizgahlar, yeni dönemeçler yaratmış.

Felsefeye ve bilime olan ilgisi onu İrlanda’ya kadar götürmüş. Orada oturum alan Bokani, Dublin Üniversitesi’nde doktora yapıyor. Uzun yıllardır dış ilişkiler çalışmasında yer alan Bokani, hayatları riske girmesin diye Rojhilat’ta olan ailesiyle görüşemiyor. Bu da sürgünlüğün sadece gidenle değil, kalanla da nasıl kesişip acıya dönüştüğünün net göstergesi oluyor.

ABİSİNİN İZİNDEN

Mohamed Ghaderi’de Rojhilat’ın Zerdeşt kentinden bir devrimci. Amcası ve kuzeni İran rejimi tarafından katledilen Ghaderi’nin doktor olan bir abisi de PKK saflarında şehit düşüyor. Ghaderi’nin Türkiye ile yolunun kesişmesi de bu şehadet haberinden sonra oluyor. İran’da arandığı için çıkan ve Kerkük’te bir fırında çalışan Ghaderi’nin ailesine ulaşan bir telefon, abisinin yaşanan çatışmada şehit düşmüş olabileceğini söylüyor. Ghaderi’de bunun üzerine önce Güney Kürdistan’a sonra da Türkiye’ye geçerek abisinin izini bulmaya çalışıyor. Nevşehir’e yönlendirilen Ghaderi aylarca burada kalıyor. Ama yine de abisinden bir iz bulamıyor. Bir süre Türkiye’de çalışan Ghaderi, biriktirdiği para ile Yunanistan üzerinden Almanya’ya geçerek iltica ediyor. Süresiz dönüşümsüz açlık grevi eyleminde ilk günden bu yana adının Şiyar Serxwebun olarak bilinmesini istiyor. Söyleşi yaparken oğlunun adının Şiyar Serxwebun olduğunu ve eğer şehadete ulaşırsa, onun ismine böyle bir miras bırakmak istediğini söylüyor. Sözü şimdi onlara bırakıyoruz.

KARDO BOKANİ

Rojhilat Kürdistan’ının Boka şehrindenim. Benim doğduğum, büyüdüğüm kent olan Bokan, hem entellektüel hem de solun merkeziydi. O yüzden erken yaşlarda politize oldum. Bir kardeşim Komala’nın peşmergesi, babam ise İ-KDP taraftarıydı. Komala ve İ-KDP o zamanlar otonomiden bahsediyordu, mesela İran Kürdistan’ı kavramını kullanıyorlardı. Yaşımız küçük olmasına rağmen bu kavramdan rahatsızlık duyuyorduk. PKK ise Kürdistan diyordu, doğusu diyordu. Hepsinin bir olduğunu söylüyordu ve biz kendi aramızda bununla övünüyorduk. PKK bizi bu şekilde kendine doğru çekti.

Çocukken, sanırım 1997 yılı olmalıydı MED TV’yi izlemeye başlayınca partiyi, Önderliği tanıdım. 1999 yılında Önder Apo yakalandığında Rojhilat Kürdistan’ında büyük serhildanlar oldu, ben de o yaşlarda küçük olmama rağmen eylemlere katıldım. Öğrenciydim o dönemde. Mesela duvar üzerine ‘Bijî Kurdistan’ yazıyorduk, eylemlerimiz o seviyedeydi. O zaman çok kişi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, öldürüldü. Birçoğu da dağa çıktı veya tutuklandı. Ben de Bakurê Kürdistan’a geçtim ve yaklaşık bir ay Van’da kaldım. Orada dağa mı çıkayım yoksa Avrupa’ya mı geçeyim daha tam karar vermemiştim. Birçok kişi o zaman katılım yapmıştı. Ben de bilim ve felsefeye olan ilgimden dolayı Avrupa’ya gitme ve orada kendimi geliştirmeye karar verdim. Nasıl olsa ne zaman istesem Kürdistan’a dönebilecektim.

DOKTARASI PKK ÜZERİNE

O zamanlar Avrupa’da hareketin bu kadar yaygın ve güçlü olduğunu bilmiyordum. 5 yıl boyunca göç halinde yaşadım. Mesela Yunanistan’da parklarda yatıyor, her gün farklı bir işte çalışıyordum. Daha sonra İtalya, Fransa ve İngiltere’de kaldım. Oturum hakkımız olmadığı için çok zor şartlar altında yaşıyorduk. Hem o yaşlarda henüz küçüktüm. 2004 yılında İrlanda’ya gittim ve bir yıl sonra oturum aldım. Oturum aldığım gibi zamanımı boşa harcamamak için doğrudan üniversiteye kayıt yaptırdım. Başta Cork kentinde kaldım ve o sürede de PJAK İrlanda komitesinin kuruluşunda yer aldım. Zaten İrlanda’ya gittiğimden beri de parti çalışmalarında yer aldım. Cork Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset okudum. 2011 yılında ise doktora için de Dublin Üniversitesi’ne gittim. Doktoram da PKK üzerineydi. Öğrenci olarak da siyasi çalışmalarım vardı. 2016 yılında doktora tezim bitti ve diplomamı aldım.

ROJAVA ÜNİVERSİTESİ’NDE ÇALIŞTI

Sonrasında diplomatik çalışmalarım başladı. Yaklaşık 8 ay KNK’de çalıştım. Sonra arkadaşlar beni Rojava’ya gönderdi. Rojava’da 2, 3 ay boyunca Rojava Üniversitesi’nde çalıştım. Rojava Üniversitesi’nde Felsefe Koleji projesinin hazırlık çalışmalarını başlattım. Ardından TEV-DEM’in diplomasi çalışmalarını yürüttüm. Rojava’da bir süre kaldıktan sonra tekrar KNK Dış İlişkiler çalışması için Avrupa’ya döndüm. Dönüşümün üzerinden bir ay geçmemişti ki, Strasbourg’daki açlık grevi eylemi başladı. Ben de dahil olmak istedim. Eylemimiz moral ve motivasyon yönünden çok yüksek.

Fiziki olarak çok ciddi olmasa da baş ağrısı, halsizlik, baş dönmesi gibi sorunlar var. Ama şimdiye kadar hiçbir arkadaş düşmedi. Direnişin sonunda şehadet olsa bile buna hazırız. Eylemimiz kısmen de olsa sonuç verdi ve Mehmet Öcalan Başkan Apo’nun yanına gitti, Leyla Güven tahliye edildi. Bunlar amacımız değildi, eylemimizin sonuçlarıydı.

MOHAMED GHADERİ

Rojhilat Kürdistan’ından Zerdeştliyim. Zerdeşt’te doğup büyüdüm. Çok zahmetler çektik. Çoçukken İran ve Irak arasındaki savaşları hatırlıyorum. Savaşta evlerimiz yıkıldı. Savaş sırasında annemin babası camiden çıkarken şehit düştü. Bir amcam da İran ve Irak savaşında şehit düştü.

Savaşta kullanılan kimyasal silahların psikolojik ve fiziki etkisi benim ve ailem üzerinde hala hissediliyor. Dört erkek ve bir kız kardeşim var. Anne ve babamla birlikte 7 kişiyiz. Büyük abimin ismi Bahtiyar, o da şehit düştü. Ailem ne çok zengin ne de fakirdi. Zaman zaman ben de çalışıyor ve babama destek oluyordum. İran’da aile olarak hükümetle sorunlar yaşadık.

4 yaşlarında idim. Hiç unutmuyorum, bir amcam Zerdeşt’e eve geldiği sırada ihbar etmişler. 6 aya yakın bir süre hapiste tutulduktan sonra kuzenim Hamza ile birlikte Zerdeşt’te idam edildi. Orada çatışma çıkmıştı. Askerlere saldırdılar, arkadaşlar yaralanmıştı. Kimse ölmemişti ancak yaralılar vardı. Abim Bahtiyar üniversitede tıp fakültesi okuyordu. Hastanede doktor olarak çalıştı. Yaralı birçok arkadaşımızın tedavilerini yapıyordu. 2007 yılında ben de Tahran’a geçtim. Tahran Üniversitesi’nde 5 yıl felsefe okudum.

ABİM DAĞA ÇIKTI

Bir pastar ile yaşadığımız sorun nedeniyle hakkımda yakalama kararı çıkartmışlardı. Bir gün eve gittiğimde ailem tedirgindi. Araman var hemen buradan kaybol dediler. Bir haftalığına Zerdeşt’te bir yerde saklandım. Sonra dağa çıktım, 2 buçuk yıl PJAK’la birlikte kaldım. Evime yakın dağlarda kalıyordum. Daha sonra Kerkük’e geçtim. Burada bir fırında çalıştım. Bir gün annem telefon etti. Ve abim Baxtiyar’ın PKK’ye katılacağını söyledi. Akşam Baxtiyar’la konuştum. Neden harekete katılmak istediğini sordum. “Ben birkaç yaralı arkadaş tedavi ettim, muhbirleri olmalı, beni birkaç defa karakola çağırdılar. Bunun ötesinde her gün eve gelirken ağlayan anneler görüyorum. Çocukları kolberlik yapıyor. Çocukları şehit düşüyor ve bu yüreğimi yakıyor. Artık hükümet için normal bir şekilde hastanede çalışmak istemiyorum. Geri kalan hayatımı arkadaşlarla geçirmek istiyorum” dedi. Abim doktordu ve sürekli arkadaşlara yardımcı oluyordu. Deşifre olmuştu ve dağa çıktı.

2011’de annem aradı ve kardeşimin şehit düştüğünü söyledi. ‘Meselenin doğru olup olmadığını bilmiyoruz’ dedi. Ben de bunu arkadaşlara sordum. Soruşturdular, ‘belki Bakur’da böyle bir şey olmuştur’, dediler. Bu taraflarda böylesi durum yok denildi. Kuzey Kürdistan’a gittim, komiteden arkadaşlarla görüştüm. Amed’de çok zor günler yaşadım, tek bir haber bekliyordum, kardeşimi arıyordum. Ancak bir bilgi alamadım. Ankara’da İHD’ye gittim. Beni Nevşehir’e gönderdiler. Burada yıllarca kardeşimden bir haber bekledim ve hayatımı idame etmeye çalıştım. Biraz para biriktirdim ve biraz malım vardı sattım. 2016 kışında kaçak yollarla Yunanistan üzerinden Almanya’ya geçtim.

Avrupa’da yaşamı sürdürmekte bir zahmet yaşanmıyor ancak burada hiçbir hakkımızın olmadığını gördüm. Türkiye’de böyleydi ancak çalışmaktan bunu düşünmeye zaman bulamıyorduk.

NATO’nun yaptığı ve Kürt halkına yönelik komplo kabul edilemez. Ülkemizi Kürdistanı Lozan’da dört parçaya böldüler. Avrupa’da birçok şeyin farkına vardım. Burada arkadaşların yanında kalıyorum.

Önderlik üzerinde süresiz bir tecrit devam ediyor. Buna karşı bizler de süresiz-dönülümsüz açlık grevindeyiz. Neden açlık grevine girdim? Bir şehit kardeşi ve Kürt olarak bu eyleme girdim. Ancak halen kardeşimin şehadet haberi netleşmedi, ilan edilmedi, haber de alamıyoruz. Baxtiyar, Bakur’un Dersim eyaletinden Gever’e geçmiş. Elimizdeki tek bilgi bu. O istediği bir hayattı seçti. Söylemlerinde olduğu gibi şehit anneleri için Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Onunla gurur duyuyoruz.

Reber Apo’dan biraz söz etmek istiyorum. Rojhilat’ta Gazi Muhammed, Simqoxan, Doktor Qasımlo gibi insanlar ihanetle şehit düştü. Biri Mahabad’da, biri Paris’te, biri İsviçre’de şehit düştü. Ben de bu ihanetleri kabul etmeyeceğim. Şeref ve vicdanı olan insanlar biraz düşünmeli. Başkan Apo bir halkın önderidir. Her gün cinayetlerle ve ölümlerle uyanıyoruz. Sırf bunun için bile olsa ayağa kalkmak gerekiyor. Önderlik bir ideolojidir. Bizim için yeni bir hayat yarattı. Kürdistan’ın her dört parçasında üzerimizde kirli bir siyaset yürütülüyor.

Son sözlerimi söyleyeceğim. Belki bu açlık grevi eyleminde şehit düşebilirim. Ama başım dik. Eğer Önderlik için ve tecridi kırmak için birşey yapabilirsem ne mutlu bana. Bedel ödemek gerekiyor. Kararlıyım. İrademle böylesi bir karar aldım. Özgür bir bireyim. Bir bedel ve ruh gerekiyor. Fikirlerim ve ideolojim için yaşayacağım. Tüm dünya bilsin ki, ölümden korkmuyoruz. Bu sadece halkımız için değil tüm Ortadoğu halklar için yapılan bir eylemdir. Önderimiz için herşeyi yapabileceğimizi bilsinler. Çünkü Önderliksiz yaşam olmaz. Eylemde olan herkesi ellerinden öpüyorum. Onlar Kürdistan’ın özgürlük sesleridir. Direnişte olan herkesi selamlıyorum. Bijî Gele Kurdistan…

Kaynak: Yeni Özgür Politika

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bir Cevap Yazın