AKPM üyesi tecride karşı sessizliğin nedenlerini anlattı

Hunko: Ankara ile yeni gerginliklerden korkuluyor, birçok iç ve dış faktörden dolayı İmralı’daki tecrit ve Kürtlerin diğer yaşadığı sorunlar arka plana atılmış durumda.

0
21

Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) 24 Ocak günü Ankara rejimine ilişkin bir rapor oy çocukluğuyla onaylanmıştı. Tutuklu seçilmişlerin serbest bırakılması gerektiği belirtilen raporda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ilişkin de şöyle bir madde de yer almıştı: “Avrupa Konseyi, İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT)’nin Abdullah Öcalan ve İmralı Kapalı cezaevindeki ilgili tavsiyelerini izlemeye alır.”

Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkedeki cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlaller, işkenceler ve tutukluların yasal haklarının yerine getirilip getirilmesi konularında en yetkili kuruluş olan CPT, 2016 yılı Nisan ayında İmralı adasına yaptığı ziyaretin raporunu Mart 2018’de açıklanmıştı. Raporda Öcalan’ın 5 yıldır avukatları ile ve 18 aydır ailesi ile hiçbir görüşme yapmadığına dikkat çekmişti.

Hem CPT’nin raporuna karşı Türk devletinin hiçbir şekilde harekete geçmemesi ve hem de AKPM’nin son kararından sonra gözler Avrupa Birliği’nin başkentleri konumunda olan Brüksel ile Strasburg’a çevrilmişti. Ancak kritik bir aşamaya gelen açlık grevleri, yürüyüş ve çağrılara rağmen hem AB hem de AK cephesinde büyük bir sessizlik söz konusu.

‘AVRUPA’NIN ÖNCELİKLİ GÜNDEMİ; İÇ SORUNLARI’

Özellikle de CPT’nin bağlı olduğu Avrupa Konseyi’nin İmralı’da aralıksız bir şekilde devam ağırlaştırılmış tecride neden sessiz kaldığı, kendi üyesi olan bir ülkeye karşı neden yaptırımlar uygulamadığını AKPM üyesi Andrej Hunko, ANF’ye anlattı. Erdoğan rejimi 24 Haziran seçimleri sırasında AGİT’in seçim gözlemci heyetinde yer alan Hunko’nun Türkiye’ye girişine izin vermemişti.

Sol Parti’nin federal parlamenteri olan Hunko, bu süreçte Türk devletine karşı Avrupa’daki sessizliği ise özellikle kıta içinde yaşanan krizlere bağlıyor. İşte Hunko’nun sorularımıza verdiği yanıtlar:

İmralı’daki tecridin kalkması amacıyla başlatılan açlık grevi, kritik bir hal almaya başladı. Son olarak Strasburg’da açlık grevi eylemini 54 gündür sürdüren gazeteci arkadaşımız Gülistan İke hastaneye kaldırıldı. Kürt siyasetçi ve aktivistlerin hayatlarını ortaya koyarak sergilediği bu direnişe batı ülkeleri neden hala sessiz?

Bana göre bu sessizliğinin perde arkasında Avrupa’nın iç ve dış siyasetiyle bağlantılı olarak iki önemli faktör var. Birincisi- bana göre en önemlisi; Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı kriz ve sorunlar. Fransa-İtalya arasında sarı yeleklilerin eyleminden dolayı kriz yaşanıyor, Kuzey Akım 2 projesi yüzünden de Almanya ve Fransa arasında ciddi bir gerginlik var, yine Brexit AB-İngiltere arasında bir muammaya dönüştü.

Diğer taraftan da Ukrayna krizi çözülmüş değil, Rusya’nın Avrupa Konseyi’nde kalıp kalınmayacağı bilinmiyor. Tüm bu kriz, gerginlik ve sorunlardan dolayı Avrupa şu anda içine kapanmış durumda. Böyle olunca diğer konular da arka sıralara atılmış. Bu konuların başında da Türkiye ile ilişkiler ve Erdoğan iktidarı var. Aynı zamanda Erdoğan’ın iktidarını korumasıyla sonuçlanan Türkiye’deki son seçimlerin üzerinden de daha henüz bir yıl geçmedi.

‘ERDOĞAN İLE YENİ GERGİNLİKLERİ GÖZE ALAMIYOR’

24 Haziran’daki seçimlerin ardından Avrupa artık Erdoğan iktidarının gideceğine dair umutlarını mı yitirdi? Bunun tecritle nasıl bir bağlantısı var?

Evet, Avrupa artık Erdoğan’ın en az 4 yıl daha iktidarda kalacağını düşünüyor. İşte bu yüzden Avrupa’da siyaseti belirleyen egemen güçler, bu dört yılı Ankara rejimiyle nasıl sorunsuz geçireceğiz diye düşünüyor. Bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin İmralı’da ihlal edilmesi onları çok ilgilendirmiyor. Çünkü Avrupa’daki siyasi irade, Erdoğan ile yeni gerginlikler yaşamayı göze alamıyor. Ayrıca hem Avrupa Parlamentosu seçimleri hem de Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin kim olacağı tartışmaları gündemde. Böylesine içe kapanmış bir Avrupa tecridi ve Kürtlerin yaşadığı sorunları görmezden gelmeye çalışıyor.

Peki İmralı’daki tecride de dikkat çekilen Türkiye’ye yönelik ciddi eleştirilerin yer aldığı bir rapor AKPM’de kabul edildi. Bu rapordan sonra Avrupa Konseyi Ankara’ya nasıl yaptırımlar uygulayabilir?

AKPM’deki rapor bana göre çok önemliydi, üstelik büyük bir kesimin de desteğini aldı. Ancak bu raporun AKPM’den geçmesi hemen Türkiye’ye yaptırımlar uygulanacak anlamına gelmiyor. Bu bir süreç ve kabul edilen rapor sürecin ilk adımı. İkinci adam olarak rapora Avrupa Konseyi’nin karar organı olan Bakanlar Komitesi’ne gelecek ve oradan nasıl bir karar çıkacağını bilmiyoruz.

Örneğin Avrupa Konseyi’nin bir organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin HDP eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş için verdiği karar da Bakanlar Komitesi’nin gündeminde, fakat henüz bu konuda bir karar çıkmış değil. Şu anda AK’nin başı Rusya’nın üyeliğiyle dertte. Rusya’nın AK üyeliğini Haziran ayında biteceği yönünde ciddi tartışmalar var ve bu durum da konseyin elini zayıflatıyor.

İmralı’daki tecrit mevzusu AKPM’den veya diğer organlardan daha çok CPT’nin çalışma alanına giriyor. Çünkü CPT’i de Avrupa Konseyi’ne bağlı çalışıyor. CPT’nin vereceği raporlar bu anlamda çok önemli. Şunu da biliyoruz ki CPT’nin Avrupa çapında cezaevlerinde yaptığı denetimlere ilişkin hazırladığı raporlar önce muhatap ülkenin hükümetiyle paylaşılıyor. Yani İmralı’daki raporu CPT önce Türkiye’ye iletiyor ve en az bir yıl geçtikten sonra da kamuoyuna açıkladı.

‘AK GENEL SEKRETERİ ERDOĞAN’A SES ÇIKARTMIYOR’

Şimdi hem CPT’nin daha önce İmralı’ya ilişkin açıkladığı rapor hem de AKPM’nin son raporundan dolayı top Avrupa Konseyi’nde. Buradan Erdoğan iktidarına karşı bir yaptırım çıkar mı?

Hali hazırda böyle bir yaptırımın çıkacağını sanmıyorum. Az önce söylediğim gibi Avrupa’daki siyasi egemenler bu dönemde Türkiye ile ilişkilerde suya-sabuna dokunmak istemiyorlar. Bunlar başında da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği Thorbjorn Jagland var. Jagland birçok kez Erdoğan ile görüşerek samimi pozlar verdi, Erdoğan’ın yaptıklarına sesini çıkarmayan bir siyasetçi portresi çiziyor. Jagland’ın görev süresi Haziran’da bitiyor, şu an hali hazırda AK Genel Sekreterliği için en güçlü aday Didier Reynders. Belçika Dışişleri Bakanı Reynders’in daha fazla Türkiye’yi eleştireceğini düşünüyorum. Kendisiyle yaptığım görüşmelerde böyle bir hava sezdim.

AK üyesi 47 ülke içinde İmralı’dakine benzer cezaevleri olan ve bu şekilde ağırlaştırılmış bir tecrit uygulayan devletler var mıdır?

İmralı’dakine benzer başka cezaevlerinin olduğunu sanmıyorum. Türkiye’nin daha önce imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmeli, başka bir AK ülkesindeki cezaevinde mahkumlara verilen haklar İmralı’da da olmalı. Bunu denetleyecek tek kurum ise şüphesiz CPT. Bundan dolayı bana göre CPT yetkilileriyle görüşülüp bu kuruma daha fazla baskı yapılması gerektiğini diye düşünüyorum.

17 Ocak’ta Alman Devlet Bakanı Michael Roth sizin partinizin sorusuna verdiği bir yanıtta Türk hükümetinin İmralı’daki tecridi kaldırmasını istemişti. Ancak daha sonra Berlin’den hiçbir çağrı ve açıklama gelmedi.

Türkiye’ye baskı yapıp sonuç alabilecek ülkelerin başında Almanya geliyor. Örneğin Federal Hükümet en basitinden Türkiye’de faaliyet gösteren Alman şirketlerine yönelik Hermes kredi ve yatırım garantilerini sınırlandırabilir. 2017 yılında Alman vatandaşları Türkiye’de cezaevlerine atılınca o dönem Hermes kredilerini sınırlandırmıştı. Ancak Federal Hükümet’in şu anda buna benzer adımlar atacağını sanmıyorum. Türkiye, rehin tutulan Almanları bıraktıktan sonra Almanya, Ankara ile ilişkilerde başka bir sorunun artık kalmadığını düşünüyor.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bir Cevap Yazın