Av. Çelik: Hasta tutsakları asıl öldüren duyarsızlıktır

Hasta tutsakların durumunun her geçen gün kötüleştiğini vurgulayan ÖHP Hapishane Komisyonu eş sözcüsü Av. Baran Çelik, "Devlet öldürmek istiyor, ancak asıl öldüren duyarsızlıktır" dedi.

0
35

Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde yaşanan işkence ve hak ihlalleri her geçen gün daha da artıyor. OHAL’in resmiyette bitmiş olması cezaevlerindeki baskıları durdurmadı. Tutsaklar, hastaneye götürülüp getirilirken gardiyan ve askerler tarafından darp edilerek hakaretlere maruz kalıyor. Geçtiğimiz günlerde tedavi gördüğü Ankara Numune Hastanesi’nde yaşamını yitiren ağır hasta tutsak Koçer Özdal’ın (65) son nefesinde bile eli ve ayaklarının yatağa kelepçeli olması yaşanan zulmü gözler önüne seriyor.

Özgürlük Hukukçular Platformu (ÖHP) Hapishane Komisyonu Eş sözcüsü Avukat Baran Çelik, siyasi tutsakların durumuna ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu. Cezaevlerinde yaşanan işkence ve hak ihlallerine karşı duyarlılığın önemine vurgu yapan Çelik, “Hapishanelerde yaşanan, yaşatılanları kabul etmiyoruz. Razı da değiliz. Biz dışarıda olanlar içeride olanlarla daha çok dayanışma içinde olup, bu uygulamaların son bulması için elimizden geleni yapmalıyız. Devlet öldürmek istiyor ancak asıl öldüren duyarsızlıktır” dedi.

CEZAEVLERİNDE BİNLERCE HASTA TUTSAK VAR

Hükümetin cezaevlerinde uyguladığı politikalarıyla geri dönüşü olmayan zararlara neden olduğunu belirten Çelik, hasta tutsakların durumlarına dikkat çekti. Devletin, endişelerini her geçen gün haklı çıkardığını yorumlayan Çelik, cezaevi koşullarının ve uygulanan yöntemlerin hasta tutsaklar açısında gün geçtikçe ağırlaştığını belirtti.

Yaşamını yitiren hasta tutsak Koçer Özal’a değinen Çelik, “Aynı şekilde yaşam savaşı veren insanlar hapishanelerde hukuksuzca tutulmaya devam ediliyor. Yine tedavileri de gerektiği gibi ve zamanında yapılmıyor. Tedavi amaçlı hapishanelerden çıktıkları zamanlarda da maalesef insanlık onuruna yakışmayacak muamelelere maruz kalıyorlar” şeklinde konuştu. Sise Bingöl, Metin Duran gibi hasta tutsaklara da değinen Çelik, kamuoyunun bilmediği, duymadığı buna benzen birçok ismin olduğunu söyleyerek, yaşananların insanlık dışı olduğunu anlattı.

CEZAEVLERİ KAPASİTENİN İKİ KATI DOLULUĞUNA SAHİP

Platform olarak bir Marmara Bölgesinde bulunan cezaevleri hakkında bir rapor çalışması düzenlediklerini ancak OHAL koşullarının devam etmesinden kaynaklı bitiremediklerini aktaran Çelik, raporun cezaevlerindeki hak ihlalleri açısında önemli olduğunu kaydetti.

Çelik, “En çok görülen hak ihlaline gelecek olursak, en öncelikli olarak yeterli alan hakkı ihlal ediliyor bize göre. Devlet kendisine düşman yaratma ve onları mahkemeleri eli ile terbiye etme, sindirme ve yok etme konularında bir hayli maharetli olduğu için hapishaneler dolup taşmış durumda. Şu an koğuşlarda kapasitelerin nerede ise iki katı mahpuslar kalmakta. Son derece kalabalık koğuşlarda insanlar yeterli hava alma imkanlarını bile bulamamaktalar. Yine bu kalabalığa rağmen yemek ve sıcak suyun yetersizliği de hak ihlalleri olarak karşımıza çıkmakta” ifadelerini kullandı.

SAĞLIKTAN, MEKTUBA YÜZLERCE HAK İHLALİ YAŞANIYOR

Cezaevi koşullarında sağlık imkanlarının da çok yetersiz olduğuna değinen Çelik, “Özellikle diş sağlığı bir eziyete dönüşmüş ve bir tedavi için aylarca beklenildiği cezaevleri söz konusu. Mektup haklarının kısıtlanması, mektuplarının çok geç verilmesi gibi birçok ihlal söz konusu. Bu hak ihalelerine rağmen devlet ve kurumları üç maymunu oynuyor” diye konuştu.

Bu sorunların çözümü için bir kamuoyu oluşturulmasına ihtiyaç olduğunu söyleyen Çelik, tutsakların dış dünya ile iletişimin devlet eliyle sürekli kısıtlandığını buna karşı kamuoyunun tutsakların sorunlarına daha duyarlı olması gerektiğine dikkat çekti.

Gazetecilerin, avukatların, vekillerin, aktivistlerin, sanatçıların duyarlı olmasını ve tutsaklar açısından bu duyarlılığın önemli olduğunu söyleyen Çelik, sağırlık duyusuna bir an önce son verilmesi gerektiğini savundu. Duyarsızlıkla birlikte Adalet Bakanlığı’nın tutumuna da değinen Çelik, “Adalet Bakanlığı’nın yaklaşımını yaşanan son olayda daha net görebiliyoruz. Son derece duyarsız, hatta duyarsız demenin yetersiz kaldığı bir durum. Adalet Bakanlığı’nın burada sessiz kalan bir kurum veya devlet organı değil; devletin öç alma aygıtı gibi çalıştığını söyleyebiliriz. Bir fail konumunda Adalet Bakanlığı” dedi.

Bir Cevap Yazın