Başaran: Tutsakların çığlığına ses verelim

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Leyla Güven'in sağlık durumunun kritik aşamada olduğunu belirterek, "bedeninden başka direnecek hiçbir şeyi olmayan tutsakların sessiz çığlığına ses verelim" dedi.

0
35

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Tecride Karşı Özgürlük İnisiyatifi adına,  DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve siyasi tutsakların sürdürdüğü açlık grevine ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Başaran, konuşmasında şunları söyledi: “7 Kasım 2018’de DTK Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in başlattığı açlık grevinin bugün 60’ıncı günü. Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi ile beraber şu an onlarca cezaevinde 100’den fazla tutsak aynı taleple sessiz çığlığını topluma ulaştırma çabası içinde. Hepsinin ortak talebi Sayın Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen mutlak tecridin kaldırılması.

Bildiğiniz gibi 2011 yılından beri Sayın Öcalan avukatlarıyla, 2015 yılından beri İmralı heyetiyle, yine bir açlık grevi sonrasında 2016 yılının 11 Eylül’ünde bir defaya mahsus olmak üzere ailesi ile yaptığı görüşmeden sonra Sayın Öcalan’dan hiçbir şekilde haber alınamamaktadır. Kendisi ne ailesi ile ne avukatlarıyla ne herhangi bir heyetle hiçbir iletişim sağlayamamaktadır. Tabi ki Sayın Öcalan’ın sadece sıradan bir hükümlü olarak değerlendirmek de bir gaflet olarak karşımızda duruyor. Çünkü bu 3 yıllık tecritle beraber Türkiye’nin içine girdiği durum ortadadır. İçine girdiği çatışma zemini, savaş ortamı, derinleşen çözümsüzleşen bir girdap devam etmektedir.

Leyla Güven’in talebi sadece bir kişi üzerindeki tecridin kaldırılması değil, bugün Türkiye halklarına, muhaliflere, kadınlara gençlere uygulanan tecridin tümden kaldırılmasıdır. Bu meşru ve haklı talebi Leyla Güven başta olmak üzere yüzlerce tutsak günlerdir topluma ulaştırmaya çalışıyor.

GÜVEN’İN SAĞLIK DURUMU KRİTİK AŞAMADA

Sayın Güven’in sağlık durumu kritik aşamaya gelmiştir. Tansiyonu sürekli oynamakta, baş dönmesi yaşamakta, sıvı alımında zorluk yaşamaktadır. Diğer cezaevlerinde de bir açlık grevcinin ihtiyacı olan hiçbir şey karşılanmamaktadır. Bazı cezaevlerinde B vitamini yasal zorunluluk olmasına rağmen verilmemektedir, bazı açlık grevciler ise tekli odalarda tutulmakta ve ölüme sürüklenmektedir.

SESSİZLİK KORKUTUCU BOYUTTA

Tüm bu uygulamalar karşısında toplumsal sessizlik korkutucu boyuttadır. Toplumun bu kadar sessiz kalması önümüzdeki günlerde daha kötü sonuçların da ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Leyla Güven kritik bir aşamadadır, diğer tutsaklar açısından da kritik aşamaya ilerleyen bir durum vardır.

AÇLIK GREVCİLERİN SESİNE SES OLALIM

Buradan bütün toplumsal dinamiklere, sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilere, kadın örgütlerine, gençlik örgütlerine ve kendine “demokratım” diyen, “ben Türkiye toplumunun özgür bir toplum olmasını istiyorum” diyen tüm kesimlere sesleniyorum: Talepleri kişisel talepler değildir. Leyla Güven ve diğer arkadaşlar hukuksuzca rehin olarak tutulmalarına rağmen, kişisel talepleri yoktur. Leyla Güven’in talebi tüm toplumun talebidir. Talebi, Türkiye halklarının eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamasıdır. Çağrımızı tekrarlıyoruz. Açlık grevleri daha önce farklı sonuçlarla karşılaştı. Bir başarıya ulaştığını ve bir çözüm kapısını açtığını da gördük. Bunun en yakın örneği 2012’de yaşanmıştır. 2012’de açlık grevinden sonra Sayın Öcalan’la bir görüşme trafiği başlamış ve bu görüşmeler bir dönüşüm bir değişim başlatmıştı.

Şimdi iki yol var önümüzde, ya duymazdan gelmeye devam edecek ve bu tutsakların haklı talepleri yokmuş gibi davranıp yavaş yavaş erimelerini izleyeceğiz. Ya da hep beraber tek ses olup bu meşru talebi yükseltip iktidarın bu konuda adım atmasını bekleyeceğiz. Çok zor, çok imkansız bir şey talep etmiyor tutsaklar.

Tecridi en iyi bilen en iyi anlayan savaş politikalarından en fazla etkilenen kadınlara gençlere sesleniyoruz. 4 duvar arasında bedeninden başka direnecek hiçbir şeyi olmayan tutsakların sessiz çığlığına ses verelim. Bu talebin karşılanması için iktidara seslenelim. Bu başaramayacağımız bir şey değil. Daha sonra toplumsal tarihimizde hesap veremeyeceğimiz bir noktaya gelmeden önce tüm halkımızı, tüm kurumları duyarlı olmaya, tecridin kalkması konusundaki talebe ses olmaya çağırıyoruz.

 

Bir Cevap Yazın