HDP’li vekiller: AİHM, Öcalan kararıyla işkencenin tarafı oldu

HDP'li milletvekilleri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a dönük tecrit ve AİHM kararına ilişkin Meclis'te toplantı düzenledi. İşkenceden yana tutum alan AİHM kararını tanımadığını söyleyen vekiller, tecridin barışa karşı olduğu mesajını verdi.

0
34

HDP’li milletvekilleri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük tecrit ve AİHM kararına ilişkin Meclis’te toplantı düzenledi. İşkenceden yana tutum alan AİHM kararını tanımadığını söyleyen vekiller, tecridin barışa karşı olduğu mesajını verdi.

HDP milletvekilleri Hasan Özgüneş, Hüseyin Kaçmaz, Kemal Peköz, Meral Danış Beştaş, Nuran İmir, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Sait Dede ve Şevin Coşgun; Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarının işkence ve kötü muamele şikayetiyle yaptığı başvuruyu reddetmesi değerlendirildi.

‘ÖCALAN YASALARI!’

Vekiller adına konuşan Beştaş’ın değerlendirmeleri şöyle:

İmralı Cezaevi. Bu cezaevi tek bir bireye ve özel statüye göre düzenlenmiştir. Bu kurgu dünyada tek örnektir. 

15 Şubat 1999’da Öcalan uluslararası bir konsensüsle Türkiye’ye getirildi. O zaman İmralı hem bir tutukevi hem de yargılama mekanı olarak kurgulandı. Yargılamalar orada, kısa bir sürede yapıldı ve mahkumiyet cezası verildi. İç yönetmelik düzenlendi ve yüksek güvenlikli cezaevi olarak nitelendirildi. 

Türkiye mevzuatında ‘Öcalan yasaları’ olarak tarif edebileceğimiz yasalar var. Buna hükümetler hiçbir zaman Öcalan yasaları demedi ama hukukçular ve siyasetçiler şunu çok iyi bilir ki maddelere yapılan düzenlemeler, bu anlama gelirdi. Örneğin yapılan bir düzenlemeyle normal koşullarda 20 yılda sonlanacak bir infaz ömür boyu infaza dönüştürüldü ve tahliye olanağı ortadan kaldırıldı. AİHM, hiçbir bireyin şartlı tahliye umudunun, talebinin ve hakkının kapatılamayacağı yönünde bir karar vermişti. Bu sisteme göre 23 saat bir hücrede yetkililerin deyimiyle tabutta geçirecek. Diğer ağırlaştırılmış ceza alan mahpuslar da aynı uygulamaya tabi tutuldu. CMUK da yapılan bir düzenlemeyle yeniden yargılama hakkı tanındı ama bu da Öcalan düşünülerek yeniden yargılamanın önü kapatıldı. 

‘HUKUKSUZLUĞUN İLK UYGULAMA ALANI İMRALI’

2004 yılında ceza infaz kanununda çok sayıda değişiklik yapıldı. Avukatlarıyla kimsenin duyamayacağı şekilde görüşme yapmak her mahpusun hakkıdır. Gideriz özel bir noktada kimsenin duyamayacağı ama görebileceği bir noktada görüşme yaparsınız. Bu da uygulanmadı. Hukuksuzlukların, keyfiyetin ilk uygulama mekanı her zaman İmralı oldu, Öcalan oldu. 

Koğuş sistemi zaten uygulanıyor. Eskiden haftada 2 gün avukatlarıyla görüşüyordu, şimdi 1 gün 1 saate düşürüldü. 2 saat olan havalandırma hakkı 1 saate düşürüldü. Aile üyeleriyle görüşme hakkı kısıtlandı. Bugüne kadar aile ile Öcalan yan yana gelmemiştir. Açık görüş hiç yaptırılmamıştır. Ceza infaz sistemi korkunç bir hukuksuzlukla uygulamaya konulmuştur. Zaten şu anda ne aileyle ne avukatla ne siyasi heyetlerle hiçbir şekilde görüştürülmüyor.

Bunların hiçbiri tesadüf değil. 15 Temmuz darbe sürecinin hukuksuzluklarının da ilk uygulama alanı İmralı oldu. Hükümetin hukuksuzluğu başlattığı yer her zaman İmralı oldu. Darbe teşebbüsünden sonra OHAL kanunundan sonra ilkin Bursa İnfaz Hakimliği karar verdi. İmralı’da tutulan Öcalan ve diğer mahpusların OHAL süresince iletişim, ziyaretçi ve telefon hakları yasaklandı. Normalde de uygulanmıyordu, bu kararla resmiyet kazandırdılar. 

Uygulanması gerekenler neler? Avukat ve noterle görüşme, kültür ve sanat etkinliklerine katılım, telefon ile haberleşme, kütüphaneden yararlanma, mektup, faks alma ve gönderme , muayene ve tedavi hizmetleri, ziyaret hakkı, televizyon ve radyo hakkı, spor hakkı. Bunların hiçbiri şu anda İmralı adasında uygulanmıyor. Gayrı meşru uygulama bugüne kadar devam ediyor. 

Avukat yasağı 7. yıla girdi, 670 defa avukatları başvuru yaptı. Her seferinde matbu gerekçelerle bu talepler reddedildi. Kararı verenler de biz de gayet iyi biliyoruz ki bunların hiçbiri gerçek değil, bu tümüyle siyasi bir yaklaşımın neticesi. AP’den çok sayıda başvuru oldu, karşılanmadı. Türk Tabipler Birliği defalarca başvurdu, tedavi muayene için, fakat bu talep karşılanmadı. 

‘EN UZUN SÜRE HABER ALINAMAYAN MAHPUS ÖCALAN’

Dünyada en uzun süre haber alınamayan mahpus durumunda Sayın Öcalan. Ailesi, avukatları, kamuoyu bu konuda bir bilgiye sahip değil. En son 11 Eylül 2016’da kardeşiyle görüşmüştü. O günden beri tüm başvurular reddedildi. Orada Öcalan avukatlarına “avukatlarıma mektup yazdım” demişti, bu mektup hala gelmedi. 

‘AİHM’İN KARARI GAYRİCİDDİ’

Şu anda hiçbir hakkın kullanılmadığı, güvenlik politikalarının ilk uygulandığı merkezden söz ediyoruz. Bu konuda AİHM bir karar verdi. Bu bir işkence başvurusuydu. 8 yıl önce yapılan başvuruya ilişkin AİHM bu hafta gayrı ciddi bir karar açıkladı. Hem de hiçbir yargılama faaliyet yapmadan, kimseyi dinlemeden, avukatları dinlemeden, Öcalan’ın görüşmelerine başvurmadan karar verdi. CPT ile AİHM arasında da büyük bir çelişki var. Birbirlerini tanımıyorlar. 

Demiş ki; “İşkence iddiası belgelenemedi, Öcalan’ın kendisi şikayetçi değil .Türkiye hükümeti de ‘düzenli kontrolleri yapılıyor, avukatların başvurusu kabul edilemez’ diyor”. AİHM kararı olduğu gibi hükümetin savunması. Büyük bir vahamet. 

‘İŞKENCENİN VE KÜRT HALKINA DÜŞMANLIĞIN TARAFI OLDU’

Avrupa’da yüz yıl süren savaşların sonucunda oluşturulan bir mekanizma, bu yüzyılda AKP hükümetinin geldiği hukuksuzlukta ortaklaştı. AİHM bu kararıyla işkenceyi onaylamış, meşrulaştırdı, işkencenin tarafı oldu. Hükümetin savunması ve AİHM kararı aynıdır. AİHM avukat, doktor, aile görüşmesi yapamadığını bilmiyor mu? Nasıl başvursun, nasıl şikayet etsin? İletişimin sıfır olduğu bir mahpus. 

AİHM’in geldiği nokta itibarıyla büyük bir vahamet. AİHM’in ilk hukuksuzluğu değil bu, Roboski kararında da, KHK ihraçları ile ilgili kararda da kendi değerlerini inkar etti.

Bu tabloda AİHM diyor ki herhangi bir fiziksel yaralanma ya da zihinsel sıkıntı tespit edilememiştir. Neye dayanarak? Hükümetin görevlendirdiği pratisyen hekimlere dayanarak. TTB’nin başvurusunu ise dikkate almıyor. İletişimin koptuğunu çözüm süreci bittikten sonra Türkiye’nin tam bir savaş sarmalına saptığını görmüyor olamaz. Tüm bu kararları siyasi bir saikle alıyor. Tecrit ve izolasyonu da AİHM onaylıyor, Kürt halkına yönelik savaş, imha, inkar politikasını da onaylıyor. 

Bu kararla aslında AİHM Kürt halkına karşı eşit ve özgür yurttaşlık talebine karşı maalesef egemenlerin, reddedenlerin yanında yerini alıyor. Avrupa yaşadığı yüz yıllık savaşların sonucunda ulaşılan değerleri, bugün başka ülke yurttaşları için görmezden geliyor. Almanya’da “biz geçmişimizle yüzleştik, o dönemi reddediyoruz” derler. Ama dünyadaki nüfusu 40 milyonu aşan bir halkı reddeden ve oldukça geri bir noktaya gelen bir tablo ile karşı karşıyayız. 

‘CPT RAPORUNU BİLE İSTEMEDİLER’

CPT ne diyor? İşkenceyi Önleme Komitesi, başka bir Avrupa kurumu. CPT geçmiş yıllarda yaptığı görüşmelerde tecridi tespit ediyor, avukat görüşmelerinin mutlaka yapılması gerektiğini söylüyor. İzolasyonun, tecridin son bulması gerektiğini söylüyor. Disiplin cezalarının kabul edilemez olduğunu söylüyor. 2010’da AİHM, CPT’nin raporunu bile isteme ve göz önünde bulundurma gereği duymadan bu kararı veriyor. En son 2016 yılında bir ziyaret oldu, raporunu 2018’de açıkladı. CPT, ilgili devlet kabul etmezse raporlarını açıklamıyor. Şu anda çok vahim ihlaller var. Ama hükümet CPT raporlarının açıklanmasını engelliyor.

Peki Sayın Öcalan kimdir, neden böyle bir uygulama yapılıyor? Hiçbir mahpusa bu uygulamalar yapılamaz, bizler bunu kabul edemeyiz. Ama söz konusu kişi özgün koşullara sahipse bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Öcalan hakkında 10 milyonun üzerinde imza toplanan, onlarca kitabi olan, özgürlüğü istenen bir liderdir. Birçok kesim tarafından bu yüzyılın filozofu olarak tanımlanır.. Kadın meselesinden Orta Doğu’nun barışına, kapitalist moderniteden ekolojiye kadar kitaplar ve yazılar yazmıştır,  bir külliyattın sahibidir. 

‘SAYIN ÖCALAN BARIŞ İNSANIDIR’

Çözüm süreci döneminde bütün olanaklarını zorlayarak barışın olanaklarını yaratmaya çalışan bir kişidir. Muazzam bir sabır, dirayet, inanç ve kararlılıkla tek bir insanın burnunun kanamaması için çaba göstermiştir. Dolmabahçe Mutabakatı’nın taraflarından biridir. Hükümet yetkililerinin muhatap olarak tanımladığı bir kişidir. Türkiye’deki çatışma ortamının nasıl sonlanacağı konusunda kafa yoran bir kişidir. Sayın Öcalan savaş değil, barış insanıdır. Dolmabahçe Mutabakatı’na bakarsanız tek bir Kürt kelimesi geçmemiştir. Demokrasinin tahsisi için 10 maddelik bir perspektif sunmuştur. Bugün Öcalan ile görüşme sağlanırsa bu ölüm, kan, çatışma ortamı son bulabilir. 

‘BU TECRİT BARIŞA KARŞI’

Çözüm sürecindeki ziyaretlerimizde hem asker hem polis hem gerilla hem korucu aileleri, “lütfen bu süreç devam etsin, biz artık evlatlarımızın ölmesini istemiyoruz. Biz Kürt halkı ile Türk halkının birlikte yaşayabileceğine inanıyoruz” diyordu. Biz buna bugün de inanıyoruz. Demokratik siyasetteki ısrarımız budur. O yüzden Öcalan’a uygulanan bu ağır tecrit Türkiye’nin barışına uygulanmaktadır. Savaş politikalarında ısrar, bu tecridin İmralı’dan başladığını göstermektedir. 

‘AİHM KARARINI TANIMIYORUZ’

AİHM kararını biz tanımıyoruz. AİHM kararı AKP’nin yaklaşımının karara dönüşmüş şeklidir. Bu siyasi işbirliğidir, çıkar anlaşmalarının sonucudur. Bunlar geçicidir. Daim olan demokrasi ve hak mücadelesidir, halktır. Biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. İşkenceye her zaman karşı duracağız. Buradan da sesleniyoruz: Bu tecridi bitirin, tecridi Türkiye’nin her yerine yayarak Türkiye’nin geleceğini karartıyorsunuz. Sayın Öcalan’a uyguladığınız tecridi Türkiye halklarından saklıyorsunuz. Biz hakikatleri söylemeye devam edeceğiz. Tecrit son bulsun.”

Bir Cevap Yazın