Kayıp yakınları Leyla Güven’i selamladı

Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, Amed, Batman ile İzmir'de adalet arayışlarını sürdürdü. Eylemlerde tecrit kınandı, Leyla Güven'in direnişi selamlandı.

0
41

AMED

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları tarafından “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlenen oturma eylemlerinin 517’ncisi, dernek binasında gerçekleştirildi. 

İHD Temsilcisi Abdüsselam İnce Ören, İHD MYK Üyesi Mehmet Raci Bilici, CHP Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Sayın da eyleme katıldı. Bu hafta 1995 yılında 1’inci Hudut Taburu’ndan kaçtığı iddia edilen ve bugüne dek kendisinden haber alınamayan Yavuz Kayran’ın akıbeti soruldu.

İHD Şube Başkanı Abdullah Zeytun, İmralı tecridine ve açlık grevlerine değindiği konuşmasında, “Tecrit uluslararası hukuka aykırıdır. Türkiye cezaevlerinde şu an yüzlerce kişi açlık grevinde. Biz de İHD olarak, onların sağlık ve cezaevi koşullarına ilişkin gözlemlerimizi yapmaya devam ediyoruz. Leyla Güven’in başlatmış odluğu açlık grevi de bugün 59’uncu gününde ve sağlık koşulları artık kötüye gidiyor. Güvenin, tecrit koşullarına karşı başlatmış olduğu açlık grevine yönelik talepleri yerine getirilmelidir” diye konuştu.

YAVUZ KAYRAN’IN HİKÂYESİ

İHD Şube Yöneticisi Hasan Yalçın, 1995 yılında zorunlu askerlik yaptığı Kilis 1’inci Hudut Taburu’ndan kaçtığı iddia edilen ve bugüne dek kendisinden haber alınamayan Yavuz Kayran’ın hikâyesini paylaştı. Yalçın, Kayran’ın erkek kardeşi Aydın Kaynar’ın, beyanlarını şöyle aktardı: 

“Kardeşim Yavuz Kayar, Kilis 1’inci Hudut Taburunda askerlik görevini yapıyordu. Biz, Van’ın Gürpınar ilçesi Topsakal köyündeniz. Ben o dönemde Antep’te oturuyordum. Kardeşimin her ziyaret ettiğimde bana, komutanının kendisinden nefret ettiğini söylüyordu. Kendisiyle yine yapmış olduğumuz bir görüşmede, bir askerin kardeşimi öldürmeye kalkıştığını anlattı. Kardeşimin askerliğinin bitmesine 3 ay kala, evimize askerler tarafından baskın düzenlendi. Bana, kardeşimin silahıyla birlikte kaçtığını söyleyerek, beni gözaltına aldılar. Gözaltında bulunduğum bir hafta boyunca bana işkence yaptılar. Daha sonra beni serbest bıraktılar. Gözaltından çıktıktan sonra, gidip arkadaşlarıyla görüştüm. Arkadaşları bana, kardeşim Yavuz’un kaybolduğu gün ve saatlerde, bölük Komutanın da izne ayrıldığını söyledi. Yine kardeşimin arkadaşları bana, kardeşimin bir asker tarafından öldürülmek istendiğini belirttiler. Yaşan olaydan 20 gün sonra o bölgede yakılmış bir erkek cesedine rastlandı. Bu duyum üzerine o bölgeye gittik ve çevre köylerde aramaya başladık. Arama esnasında bir korucunun köyüne gittik. Korucular, kardeşimi tanıdıklarını söylediler. Bizim oraya gittiğimizi duyan askerler, köye gelip bizi köyden çıkardılar. Askerler bize cesedi teşhis ettirmediler ve bizi tehdit ettiler. Biz, kardeşimin askerlik yaptığı taburdan kaçtığına inanmıyoruz. Kardeşimin, komutanların bilgisi dâhilinde öldürüldüğüne inanıyoruz. Cenazesini bile bize vermediler. Yıllardır kardeşimden haber alamıyoruz.” 

BATMAN

İHD Batman Şubesi öncülüğünde “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla 423 hafta eylemi şube binasında yapıldı. Eyleme kayıp yakınları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman milletvekilleri Ayşe Acar Başaran ve Necdet İpekyüz katıldı.

HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, sözlerine Silopi’de 4 Ocak 2016 tarihinde katledilen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyesi Sêvê Demir, Kongraya Jinen Azad (KJA) üyesi Fatma Uyar ve Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır’ı anarak başladı.  

İHD Batman Şubesi yöneticilerinden Ercan Başar, “Batman’da 513 faili meçhul cinayet işlenmiş, bunlardan 14’ü ise hâlâ kayıptır. 1992-93’te faili meçhul cinayetlerde ciddi bir artış olmuştur. 1992’de 86, 1993’te 153 ve 1994’te 193 olay olmak üzere cinayetlerin çoğu bu dönemde yaşanmıştır. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenler arasında çocuklar, kadınlar ve Kürt siyasetçiler de yer almış; cinayetlerin çoğu gündüz vakti şehir merkezinde işlenmiştir” dedi. 

Başar, 1 Aralık 1997 tarihinde Batman’da kaybedilen Mehmet Güler’in 513 kişiden biri olduğuna vurgu yaparak, Güler’in kaybedilme öyküsünü ise  Şefika Güler’in İHD’ye yaptığı başvuruda anlattıkları üzerinden aktardı:

“Oğlum Mehmet 1973 doğumluydu, Henüz 24 yaşındaydı. Kaybolduğu günün sabahında İhlas Kargo bürosuna gitmiş, kargoya ait bir araca binerek şoförle birlikte Batman’a gitmek üzere yola çıkmışlar ve o tarihten beri oğlum Mehmet kayıplara karıştı. Oğlumun kaybolmasıyla ilgili Batman ve Silvan cumhuriyet başsavcılıklarına dilekçe ile başvuru yaptık ancak bir sonuç alamadık. Bugüne kadar yaşayıp yaşamadığına dair herhangi bir bilgi alamadık.”

İZMİR 

İHD İzmir Şubesi de “Kayıplar bulunsun, failleri yargılansın”, “Hasta tutuklular serbest bırakılsın” talebiyle yaptıkları eylemlerinin 463’üncü haftasında Konak’ta bulunan Başbakanlık Binası önünde basın açıklaması yaptı. İHD Şube Yöneticisi Caner Canlı’nın yaptığı açıklama öncesi 1996 yılında haber takibi sırasında gözaltında işkenceyle ve katledilen Evrensel Muhabiri Metin Göktepe’yi ölümünün 23 yıldönümü vesilesiyle andı. 

Bu hafta, 5 Ocak 1994 tarihinde İstanbul’un Pendik ilçesinde sivil polisler tarafından kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Ali Efeoğlu’nun akıbeti soruldu. Faillerin cezalandırılmasını isteyen Canlı, şöyle devam etti:

“İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Ali Efeoğlu, 5 Ocak 1994’te İstanbul’un Pendik ilçesinde sivil polislerce kaçırıldı. Daha sonra kendisinden haber alınamadı. Ailesi ve avukatları 24 Ocak 1994’te savcılığa başvurdu. Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne gönderilen başvuru dilekçesi ‘kayboldu’. Soruşturma kapsamında kimsenin ifadesi alınmadı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na 9 Şubat 1994 tarihinde gönderilen, Ali Efeoğlu’nun ‘siyasi suçlu’ olarak arandığının ifade edildiği yazının altında Susurluk kazasında ölen İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı ile dönemin Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay’ın imzası vardı. Avukatlarının 27 Ocak 1994 tarihinde DGM nöbetçi Cumhuriyet Savcısı’na yaptığı başvuruya verilen cevapsa :‘Belki kardeşinin yanına gitmiştir’ olmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen dosya 2008 yılında ‘15 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu’ gerekçesiyle ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ karar verilerek kapatıldı.”

Ayhan Çarkın’ın itirafları ile yeniden başlatılan soruşturmada Özel Yetkili Savcılık olayın “Örgütlü suç kapsamında olmadığını” belirterek görevsizlik kararı verdiğini belirten Canlı, dosyanın Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiğini söyledi. Bakanlığın Ayhan ve Ali Efeoğlu kardeşlerin öldürüldüğünü kabul ettiğini belirten Canlı, şunları belirtti: “Devlette devamlılık ilkesi olması gerektiğinden buradan bir kere daha soruyoruz; Ali Efeoğlu’nun mezarı nerede? Kimler tarafından, niçin kaybedildi?” 

 

 

Bir Cevap Yazın