Öcalan İmralı’yı anlatıyor – III

“Şahsımda sadece Kürt halkının güncel trajedisi değil, lanetli tarihinin yol açtığı muazzam yalnızlığı, sürekli komplolara alet edilmesi ve görülmemiş ihanetleri yaşaması, ancak kapsamlı açıklamalarla aydınlatılabilir.”

0
34

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İmralı sistemini de Uluslararası Komplo’nun bir parçası olarak görüyor. Orayı salt bir ada cezaevi değil, kapitalist modernitenin kendisi şahsında Kürdistan halkını ve bölge halklarını hedefe koyduğu büyük saldırının dizayn ettiği bir mekan olarak değerlendiriyor. Öcalan, yazdıklarında ve görüşmelerinde bu sistemi çözümleyip anlatırken, nasıl büyük bir mücadele verdiğini de ifade ediyor.

Öcalan’ın ‘AİHM SAVUNMALARI- SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN HALK CUMHURİYETİNE DOĞRU’ adıyla 2001’de basımı yapılan savunmasında, komplo süreci ve İmralı gerçeği, tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Üçüncü bölümünü paylaşıyoruz:

KÜRT GERÇEKLİĞİNİ TAM KAVRAMA İMKANI

Davamın özünü oluşturan Kürt sorunu, kendi özgünlüğü içinde çok yönlü dağılma sürecini yaşayan bir toplumsal gerçekliğin doğuşundan gelişimine kadar uygarlık doğrultusundaki gelişmelerle, yaşadığı ilişki ve çelişkileriyle yakından bağlantılıdır. Çağdaş ölçülerle yapılan sınıfsal ve ulusal yapı değerlendirmeleri Kürt gerçekliğini tam kavrama imkanı vermemektedir. Bu yönlü değerlendirmeler yapılsa bile, bunların soyut kalması ve birçok yanlışı içeren politik sonuçları doğurması kaçınılmazdır. Hatta sorunun Ortadoğu sınırlarını zorlayıp, başta Avrupa olmak üzere önde gelen çağdaş güçlerin gündemine girmesi, uygarlık tarihi kapsamında ele alınmayı zorunlu kılmaktadır. Sorunun dayandığı temel doğru tanımlanmadan doğru hukuki sonuçlar doğurması da engellenmiş olur.

UYGARLIK, ANASINA HAKKINI TANIYACAK MI?

AİHS ve AİHM, Avrupa uygarlığının en son geliştirdiği demokratik hukuk kurumlarıdır. Günümüz uygarlığının yetkin ve hâkim temsilciliğinin Avrupa değer ölçüleriyle belirlendiği tartışmasız bir gerçektir. İronik bir biçimde bugün Avrupa kapılarında kendi sorunlarına yer ve çözüm arayan Kürtler esasta bu uygarlığın doğuş kaynağıdır. Çok yaşlanmış bir ana bin yıllarca kendi beşiğinde büyüttüğü ve neredeyse artık kendisini tanımaz hale gelen evlatlarından adalet beklemektedir. Bu uygarlık anasına hakkı tanınacak mıdır? Sorun biraz da böyle kilitlenmiş bulunmaktadır. Toplumsallığın gücüyle bireyselleştirmenin gücü karşı karşıyadır. Doğu ile Batı, Asya ile Avrupa, Anadolu ile Grek coğrafyaları tam bir tiyatro görünümünde sergilenen İmralı tiyatrosunun arka cephesini oluşturmaktadır.

İMRALI’DAKİ YARGISAL TİYATRO

Dikkatlice bakmasını bilen sıradan biri bile bu yargısal tiyatronun senaryosunu kimler yazdı, belli başlı roller nasıl paylaşıldı, aktörler ve figüranlar kimlerdi, seyirciye hangi mesajlar sunulmak istendi sorularını sorup cevap aramak durumunda kaldığını inkar edemez. AİHM’nin de dar ve bireysel boyutuyla incelemeye aldığı davamı bu nitelikte değerlendirmesi, birçok gerçeğin göz ardı edilmesinde tiyatronun son perdesi durumuna düşme sakıncası taşımaktadır. Bu duruma düşmemek için çok kanlı, işkenceli ve acılı bir tarihsel gelişmenin tepkisel ürünü olan demokratik hukuk kurumlarında adil bir karar ve yürütme tam gerçekleşmese bile, özgür bir değerlendirmeye imkan vereceği inancıyla bu davamın arkasındaki kirli, kanlı ve çok talihsiz geçen tarihi aydınlatmayı temel görev olarak görmekteyim.

Ana bölümler halinde geliştirmek isteyeceğim değerlendirmelerin bir yandan savunma amaçlı olması, diğer yandan çok sınırlı imkanlar ve yıllarca tek kişilik bir hücrede yaşamanın yarattığı hafıza zayıflığı nedeniyle çokça eksiklik taşıyacağını yine belirtmeliyim. Tarihsel davalar tarihsel değerlendirmeleri bu gerekçelerle gerekli kılar. Acısı ve kaybı büyük olan bu davanın herkes için gerekli ve kazandırıcı dersleri vermesi için de, sorumluların açıklama görevlerini başarıyla yerine getirmeleri gerekir. Tarihsel davalara layık ve gerekli olan da budur. Bu görev ne kadar anlamlı yerine getirilirse davanın kendisi de tarihsellik sıfatına o kadar layık olur.

BENİ İMRALI’DA BİR TABUTA YERLEŞTİRDİLER

AİHM’de yargılanmaya ilişkin süreç başlarken, bu çözümlemeleri geliştirmem benim için başka bir anlamı da içermektedir. Ortadoğu’da hak ararken, bastıran emperyalizmle uzlaşma niyetiyle Avrupa’ya yöneldiğim bir gerçektir. Onların demokratik ölçüleri içinde makul bir çözüm imkanı bulmak için uğraş verme, dağda daha çok cana mal olacak yönelimden daha öncelikli gelmişti. Halbuki dağlar hep rüyalarımın gerçek süsleriydi. Dağa çıkmak için kırk yıl sabretmiştim. Ama arkadaşlarıma ve halkımıza daha çok acıya mal olacak bir dağa gidiş, bireysel tercihim olamazdı. Sorumluluk ahlakım ve anlayışım buna yer vermezdi. Bu düşüncelerle Avrupa yoluna girmenin bir trajediyle sonuçlanabileceğini kestiremediğim doğrudur. İhanetin ve çıkarcılığın bu durum karşısında böyle ayaklanacağını ve sağduyusunu yitirebileceğini hesaplayamadığım da doğrudur. Ölçtüler, tarttılar, beni alçakça ve haince Afrika’da yamyamların ülkesine attılar. Sözde kandırarak ustalıkla paketleyip beni İmralı’da bir tabuta yerleştirdiler. Böylece sarsılan çıkarları güvence altına alınmış oldu.

Bu durum, eğer varsa Avrupa’nın hukukuna aykırıdır. Mahkemenin tavrını bir uygarlık ölçüsü olarak görmek benim için daha önemlidir. Fakat bundan da öteye önemli gördüğüm, Avrupa’ya teslim olmuş biri gibi gidilirse yer bulunabileceği oldu. Bu benim için gerçekleşemeyeceğine göre, ancak bir antitez bulabilirsem, Avrupa’yla ilişkiye geçmem mümkün olabilecekti. Bu da ancak Ortadoğu’nun Avrupa uygarlığı karşısında kendi antitezini tarihsel temeline bağlanarak ortaya çıkarmasına bağlıydı. Bunu çözmeye ve göstermeye çalıştım. Sınırlı da olsa başarılı olduğuma inanıyorum. Çok sayıda dost ve arkadaşın gerek mektupla, gerek olanaksızlıktan ötürü iletemedikleri görüşleri ve eleştirilerine genel bir cevap verdiğime inanıyorum. Bu gerekliydi. Birçok eksiklik içerse de, sorumluluğumu karşıladığım kanısındayım.

Sunduğum görüş ve eleştirilerim bir savunma niteliğindedir ve tek koğuş sisteminde ağır bir komplonun etkisi altında gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu kısımda daha çok Kürt tarihinin yöntem sorunları, Kürt-Türk ilişkileri, demokratik çözüm, komplonun gelişimi, anlamı, Avrupa hukuku ve AİHM’nin değeri işlenmeye çalışılacaktır. Yapılacak eleştiriler bana güç katacaktır. Ele aldığım konuların saptırılmaması, bilimsel yaklaşımdan uzaklaşmanın olmaması önem taşımaktadır. Daha çok öğretici yanlara dikkat ettim. Yöntem geliştirmeye çalıştım. Düşünmesini bilen beyinlere daha çok ihtiyaç vardır. Önemli gördüğüm hususları daha fazla açtım, olumlu sonuç vereceği kanısındayım.

ZİHNİYET VE VİCDAN DEVRİMİ

Yalnız din ve tanrı konusunda bazı değerlendirmelerim saptırabilir. Ama en çok bu konuda güçlü olduğumu ve ideolojik devrimi derinleştirmek kararlılığında bulunduğumu şimdiden belirtmeliyim. Zihniyet devrimi bana çok önemli gelmektedir. Daha sonra özgür ve duymasını bilen vicdanın da gelişeceğine olan inancımı belirtmeliyim. Zihniyet ve vicdan devrimi yapılmadan, devrimci olmayı bir yana bırakın, duyarlı ve ahlaklı bir insan bile olunamaz. Böylelikle herkese, halkımıza ilgisi düzeyinde cevap verdiğimi içim rahatlamış olarak belirtmeliyim.

Devam edecek…

Bir Cevap Yazın