Tahmaz: Barış Kürt meselesini çözmekten geçer

1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla ANF’ye konuşan Barış Vakfı kurucusu ve başkanı Hakan Tahmaz, Türkiye’de barışın ve temel insan haklarının önünün açılmasının tek yolunun Kürt meselesini çözmekten geçtiğinin altını çizdi.

0
48

“Çözüm” sürecinin bitirilmesiyle temel hak ve özgürlüklerde topyekün bir gerileme olduğuna dikkat çeken Tahmaz, günün savaş isteyenlere karşı barışı savunma günü olduğunu kaydetti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecride de değinen Tahmaz, bu uygulamanın çözüme uygulanan tecritle eşdeğer olduğunu vurguladı.

Hakan Tahmaz, Türkiye’de 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün çok kötü bir durumda karşılandığını belirterek, ülkede insan hakları konusunda gün geçtikçe geriye gidiş olduğuna işaret etti. İktidarın savaş konsepti dayatması nedeniyle siyasetin ve toplumun Kürt sorununun çözümü konusunda yapıcı bir noktadan uzaklaştığını belirten Tahmaz, özellikle “barış” sürecinin sona erdiği 2016 yılından bu yana siyasal, sosyal ve kültürel haklarda büyük bir kırılma yaşandığını ve tek adam rejimine teslim edilen ülkenin demokratik ve evrensel normlardan her gün biraz daha uzaklaştığını kaydetti.

CUMARTESİ ANNELERİ’NE DAHİ TAHAMMÜL YOK

Barışın eşit ve özgür koşullarda yaşam hakkını savunmak anlamına geldiğini ifade eden Tahmaz, şöyle konuştu: “İnsanın yaşam hakkının ortadan kaldırıldığı koşullarda herhangi bir başka hakkın garantisi yoktur zaten. Nitekim bu ülkede öyle bir noktaya gelindi ki, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanmasını yıllardır talep eden Cumartesi Anneleri’nin en meşru eylemi dahi iktidar tarafından yasaklandı. Devlet bu yasakla nasıl geçmişte işlenen faili meçhul cinayetlerin üstünü örtmeye çalışıyorsa, Kürt meselesinde de aynı örtbas yöntemini uyguluyor.”

BU NOKTAYA ADIM ADIM GELİNDİ

Tahmaz, barış kelimesinin bile suç unsuru olarak gösterildiği bir ortamda barıştan söz etmenin mümkün olmadığını hatırlattı. Özgürce kendini ifade etme zemininin birkaç yıldır ortadan kaldırıldığını belirten Tahmaz, sosyal medya üzerinden Türkiye’nin Efrîn müdahalesine karşı çıkanların tutuklandığını anımsattı. Barış Vakfı’nın kurucularından Osman Kavala’nın bugün hala neden cezaevinde olduğunu bilmeden tutuklu yargılandığına işaret eden Tahmaz, iktidarı eleştiren herkesin “terör” kapsamına alındığını belirtti. İktidarın “terör” sözcüğünü kendisine muhalefet edenleri temizleme aracı olarak kullandığını vurgulayan Tahmaz, “Hükümet ülkenin en barışçıl eylemi olan Cumartesi Anneleri’ne bile tahammül edemez noktaya geldi. Öte yandan Tunceli valisi HDP Milletvekili Ayşe Başaran’ın Twitter üzerinden yaptığı paylaşımı yasaklayabildi. İşte ülke bu koşullarda Dünya Barış Günü’ne giriyor” dedi.

Bu noktaya adım adım gelindiğini belirten Tahmaz, önce demokratik siyasetin, sonra da tüm hak ve özgürlüklerin önünün kapatıldığını kaydetti. HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına destek verenlerin de zamanla hedef haline geldiğini anımsatan Tahmaz, “Halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarının, siyasetçilerin tutuklanmasına ve belediyelere kayyım atanmasına siz yol verirseniz sıra bir gün size de gelir, hiçbir hak ve özgürlük zemini ve hukuk diye bir kavram kalmaz. Düşünün ki gelinen noktada her birimizin hayatı bir gizli itirafçıya kaldı” diye konuştu.

KÜRTLERİN STATÜSÜNÜ ENGELLEMEK KENDİ AYAĞINA PRANGA VURMAKTIR

Türkiye’de barışın ve temel hakların önünün açılmasının tek yolunun Kürt meselesini çözmekten geçtiğinin altını çizen Tahmaz, Türk devletinin ve hükümetinin Kürtlerin statü elde etmesini engelleyerek kendi ayağına pranga vurduğunu kaydetti. Kürt meselesinin uluslararası bir boyut kazandığını hatırlatan Tahmaz, “Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de veya İran’da Kürtlerin statü kazanmasına engel olarak bir yere varılamaz. Yani Suriye’de Kürtlerin nasıl kendilerini yöneteceğine Türkiye ne karışıyor? İdlib’de yapılacak operasyonlarda bile Türkiye Kürtlerin statü elde etmemesini şart koşuyor. Bunu neye karşı istiyor? İdlib’deki silahlı cihatçı gruplara karşı operasyona destek vermek için istiyor. Cihatçı gruplara karşı Kürtlerin haklarını engelleme şartı koşmak kadar vahim bir pazarlık olamaz” dedi.

Türkiye’deki hak ve özgürlüklerin bire bir Kürt meselesiyle bağlantılı olduğunu vurgulayan Tahmaz, savaş konseptinde ısrarın kimseye bir getirisi olmayacağının altını çizdi. Hükümetin Kürt meselesini çözmeme konusundaki ısrarının başka sorunlara yol açtığını belirten Tahmaz şöyle devam etti: “Savaş yapacak hükümet önce kendi içindeki muhalefeti bastırır. Nitekim Kürt meselesinde tüm dinamiklere savaş açan hükümet, önce demokratik çözüme kapılarını kapattı, sonra da adım adım diğer temel hak ve özgürlükleri yok etmeye yöneldi.”

Kürt meselesini bir beka sorunu olarak tanımlamanın en büyük çıkmaz olduğunu kaydeden Tahmaz, 21. yüzyılda Kürt meselesine 1930’ların zihniyetiyle yaklaşmanın mümkün olmadığının altını çizdi ve bu politikanın sürdürülebilir olmadığını ekledi.

ÖCALAN’A TECRİT, ÇÖZÜMÜ TECRİTTİR!

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecridi de değerlendiren Tahmaz, bu uygulamanın çözümü tecrit etmekle eşdeğer olduğunu vurguladı. Öcalan’a baştan beri özel bir sistem uygulandığını kaydeden Tahmaz, bu özel uygulamanın insani değerlerle bağdaşmadığının altını çizdi. Öcalan’ın Kürt meselesinin çözümünde ve barışın gerçekleşmesinde önemli bir aktör olduğunu hatırlatan Tahmaz, “Devlet ne zaman çatışmalı süreç istese ilk adımı Öcalan’a tecrit uygulamak oluyor. Oslo sürecinde de bu olmuştur, bugün de olmuştur. Çünkü çatışmaları durdurabilecek tek güç Öcalan’dır. Bu hem insani hem vicdani hem de hukuki açıdan kabul edilebilir, sindirilebilir bir durum değil. Bu resmen ayrımcılık.”

Türkiye normalleşecekse bunun ilk önce Öcalan’ın üzerindeki tecridin sonlandırılmasıyla olacağını belirten Tahmaz, “Bugünkü çatışmalı süreç konusunda hiçbir güç Öcalan’sız karar veremez. Burada söz söyleyecek Öcalan’dır. Çözüm sürecinin anahtarı Öcalan’ın elindedir” diye konuştu. Öcalan’ın Türkiye’nin bugün uğraştığı bütün problemlere yıllar önce işaret ettiğini hatırlatan Tahmaz, “Öcalan’ın Ortadoğu ve Türkiye üzerinden yaptığı tüm siyasi okumalar gerçek çıktı. Bunu görmeyen veya görmezden gelen devlet Öcalan’a tecrit uygulayarak aslında kendi ayaklarına pranga vuruyor. Bu prangadan kurtulmanın tek yolu Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride son vermektir. Öcalan tutuklu kaldığı sürece koşullar daha da kötüye gidecektir” dedi.

Ağırlaştırılmış tecride karşı Avrupa’nın sessizliğini de eleştiren Tahmaz, bunun Avrupa’nın tanımladığı insan hakları kriterleriyle bağdaşmadığını vurguladı. Son olarak herkese barış konusunda daha ısrarcı olma çağrısı yapan Tahmaz, “Savaş isteyenlere karşı gün barışı savunma günüdür” dedi.

Bir Cevap Yazın