Temelli: Gelecek sekiz ay kritik

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, önümüzdeki sekiz ayın kritik bir döneme denk geldiğini söylerken büyük bir yönetim krizi ile karşı karşıya olduklarının altını çizdi.

0
44

HDP Parti Meclisi, iki gün sürecek toplantı için bira araya geldi. Toplantı partinin genel merkezinde yapıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, “Önümüzdeki 8 ay Türkiye siyaseti açısından kritik bir döneme denk geliyor” dedi.

Temelli, “Bu dönemde HDP’nin yürüteceği mücadele ve yerel yönetim seçimleri önemli uğraklar. Biz de çalışmalarımızı buna uygun bir şekilde planlayacağız” diye ekledi.

YARGI SİSTEMİ ARTIK SARAY’IN TALİMATLARI İLE HAREKET EDİYOR

Temelli şöyle konuştu: “Türkiye’de artık yargı sistemi Saray’ın talimatlarına uygun olarak hareket etmeye devam ediyor. Sevgili Leyla Güven’in tahliyesi sadece 2 saat sürdü ve 2 saat sonra yeniden tutuklandı. Bu yetmezmiş gibi hastaneye götürülmüyor, kelepçe uygulamasına maruz bırakılıyor. Bununla da yetinilmedi. Cezaevinde şarkı söylediği için disiplin cezası uygulandı ve 1 ay görüş yasağı getirildi. Ne milletvekilimize ne diğer siyasi tutuklulara yönelik bu uygulamalar kabul edilemez. Cezaevinde ve yargıdaki keyfi uygulamalar kabul edilemez.

700’E YAKIN HASTA TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ VAR

Cezaevlerinde işkence devam ediyor, gözaltılarda işkence devam ediyor. Van’da gözaltına alınan aileye yapılan işkenceyi tüm Türkiye izledi. Bu konuyu defalarca dile getirmemize rağmen Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri gibi kurumların hiçbir şey yapmaması siyasi bir aklın uygulamasıdır. Tüm kurumlar siyasi bir aklın emir ve görüşleriyle hareket eder hale gelmiştir. Tedavilerinin cezaevinde sürdürülmesi mümkün olmayan hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlık haklarına kavuşması gerekmektedir. Bu durumda 700’e yakın hasta tutuklu ve hükümlü vardır.

10 EKİM DAVASI

31 Temmuz ve 1-2 Ağustos’ta 10 Ekim Davası Sincan’da görülecek. Siyasi iktidar ve yargı bu davayı yine gözlerden kaçırıyor. 10 Ekim Katliamı’nın sorumlularının, iktidarın bu olaydaki dahlinin tümüyle açığa çıkması talebimizdir, takipçisi olmaya devam edeceğiz. 10 Ekim Katliamı’nı kimin yaptığını, kimlerin göz yumduğunu iyi biliyoruz. O katliamı yapanlar katliam yapmaya devam ediyor. IŞİD Suriye’de Pakistan’da her yerde katliamlarına devam ediyor. Geçmiş katliamların hesabı sorulmadıkça bu katliamlar devam edecek. Afrin’de kadınlar, çocuklar kaçırılıyor, katlediliyor. Kadınların satıldığı bir köle pazarı hayata geçiyor .Tüm bunlar dünyanın gözü önünde yaşanıyor.

DAİŞ İLE MÜCADELE EDENLERLE MÜCADELE EDİLİYOR

Ağustos Êzidî Katliamı’nın yıl dönümü. 4 yıldır IŞİD’le mücadelede geldiğimiz noktaya baktığımızda IŞİD’le mücadele edenlerle mücadele eden bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. IŞİD’le mücadele edenlerle mücadele edenler bu katliamın dolaylı sorumlularıdır.

İÇİŞLERİ BAKANINA TEPKİ

Seçim döneminde Suruç’ta yaşanan katliamda, devlet hastanesinde katledilen 3 arkadaşımızla ilgili hala tek bir şüpheli bile gözaltına alınmadı. 17 farklı silahtan çıkan kurşunlarla öldüğü tespit edilmesine rağmen bırakın 17 kişiyi bir kişi bile gözaltına alınmadı. Buradan bir kez daha İçişleri Bakanlığı’nda bulunan zata sesleniyorum. Sizin göreviniz suçluları yakalamaktır, suçlularla mücadele edenlere laf yetiştirmek değildir.

OHAL DENİZ YASAYLA KALICILAŞTI

Meclis tatile girdi. Tatile girmeden önce alelacele 2 yasa geçti. Biri OHAL yasası, biri de torba yasa. 2 yıl boyunca Türkiye’yi çöküntüye sürükleyen OHAL düzeni yasayla kalıcılaştı. Valilere büyük yetkiler taşıyan, yönetim çevrelerini kolaylıkla sıkıyönetime çevirebileceği bir düzen kuruldu. Vali isterse kente insanların girişini yasaklayabiliyor, kişiler hakkında idari tasarrufta bulunuyor. Serbest dolaşım hakkını yasaklayan bir uygulama ile karşı karşıyayız. Gösteri yürüyüşü, toplanma hakkı gibi en temel haklarda bile tasarrufta bulunma hakkı vardır. 12 güne kadar çıkan bir gözaltı süresi ile tutuklama aşaması öncesinde bir cezalandırma sistemi kurulmuş. Bu sıkıyönetim halidir.

TÜRK EKONOMİSİNİN ÇÖKÜŞÜ

Dünyadaki iktisadi yaşamdaki iyileşmelere rağmen Türkiye ekonomisindeki bu çöküşün müsebbibi siyasi iktidardır. Tek adam rejimine uygun tasarladıkları düzen ekonomiyi çöküntüye uğratmıştır. Bunun bedellerini de Türkiye halkları, emekçileri, kadınları ödemektedir. Kredi ve borç sarmalına sürüklenmiş bir ekonomi, yüksek borçlanmanın bedeli topluma zamlar ve yoksulluk olarak yansımaktadır. Borç sarmalının bir ucu Çin’e diğer ucu Güney Afrika’ya uzanmıştır. Ülke kaynaklarını, ülke emekçilerini pazarlayan bir hale dönüşmüştür. Ülkeyi pazarlamak demek emek sömürünün artması, doğanın talan edilmesi anlamına geliyor.

YÖNETİM KRİZİ

Tüm bunların toplamından büyük bir yönetim krizi ile karşı karşıya olduğumuz söyleyebiliriz. Biz yönetememe hali söz konusu. Yeni rejim diye tanımlanan şey, el yordamıyla hareket eden, baskı ile sürdürme yönünde hareket eden bu iktidar ülkenin geleceğini heba ediyor.

ŞİDDET SARMALI

Bu krizi aşmanın yegane yolu bu rejime karşı demokrasi mücadelesini yükseltmektir. Bunu başaramazsak bu çöküntünün içinde yok olup gideceğiz. Yok olmaya karşı emeğin, doğanın haklarını savunmak, Türkiye halklarının kendi özgür iradeleri ile yaşayabilecekleri bir coğrafyayı var etme en temel hedefimizdir. Bundaki kararlılığımızı ortaya koyacak şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Ülke bu iktidarın anlayışı altında büyük bir gerilim ortamında yaşıyor. İnsanları birbirine düşman eden bu iktidarın ürettiği söylemin toplumun her yerini sarıp sarmaladığını görebiliriz. İktidarda kalma pahasına bu ülkeye yapılan kötülüğün bedelini insanlar, kadınlar, emekçiler, hayvanlar ödüyor. Daha dün Maltepe’de bir insan sokağın ortasında linç edildi. Olayın aslı astarı belli değil. 16 yıl boyunca ayrıştıran, toplumun dini duygularıyla oynayan, milliyetçi duyguları besleyen ve bunlarla ayakta duran bu anlayış şiddet sarmalını pekiştirmiştir.

ORMAN YANGINLARI KASITLI

Yunanistan’daki yangın konusunda her türlü dayanışmaya hazır olduğumuzu bildirdik. Bir heyetimiz önümüzdeki hafta Yunanistan’a gidecek. Yunanistan yandı bizim de vicdanlarımız yandı. Toplumdaki bu nefret söylemi, Yunanistan’daki yangında ortaya çıktı ve bizim de vicdanlarımızın yanmasına sebep oldu. Kulp ve Lice’de de geniş bir orman yangını var. Bir an önce bu yangının söndürülmesini istiyoruz. Çünkü Özel Güvenlik Bölgesi olarak tanımlanan alanlarda bu türden aynı anda çıkan yangınlar bu yangınların bilinçli bir şekilde çıkarıldığına dair şüphemizi güçlendiriyor. Bu yangınlarla ilgili pek çok faktörden bahsedilebilir ama bugün Kulp ve Lice’de olan yangınların güvenlik bahanesiyle çıkarıldığını çok iyi biliyoruz.

DIŞ POLİTİKADA REHİNE PAZARLIĞI

Ekonomide olduğu gibi dış politikada da büyük bir çöküntü içindeyiz. Artık dış politika dediğimiz şey rehine pazarlığına dönüştü. Rehine pazarlığı krizi ortada ama “askeri ilişkiler yolunda” açıklaması yapılıyor. Savaş sanayisi kazanıyor ama Suriye ve Türkiye halkları kaybetmeye devam ediyor. Askeri ilişkiler ABD ile yolunda, Rusya ile yolunda ama yolunda olmayan şey Ortadoğu halklarının geleceği. Uzun yıllardır süren bu ilkesiz dış politika anlayışı tüm halklara ölüm, zulüm getirdi. Bu dış politikanın sonlanmasının yolu Ortadoğu ve Türkiye halklarının geleceklerine sahip çıkmasıyla mümkün olur.”

Bir Cevap Yazın