Teslim alamadılar, tecride sığındılar: İmralı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, uluslararası komplo ile rehin tutulduğundan beri, başta Türk devleti olmak üzere gerici bölgesel güçleri ve dünyanın emperyalist devletlerini endişeye sevk etti...

0
20

Zira Ortadoğu’da da halkların lehine, çağdaş ve demokratik modellerin paradigması sadece Öcalan’dan duyuluyordu. Rehin tutulsa da etkisi, hareketi ve kendisini sahiplenen milyonlar büyüdü. Rojava Devrimi’ne kadar da tarihi güncel kazanımların mimarı oldu.

7 YILDIR AVUKAT GÖRÜŞÜ ENGELLENİYOR

Öcalan’ın toplumsal ve siyasi karşılığı, Türk devletinin evrensel hukuku da çiğneyerek tecride sığınmasına yol açtı.

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 27 Temmuz 2011’den beri müvekkilleri Öcalan ile görüştürülmüyor.

Büro, Öcalan ile aynı hapishanede kalan diğer müvekkilleri Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar ile ilgili hazırladığı raporlarından birini de Şubat 2018’de yayımladı.

Raporda, son avukat görüşünün 27 Temmuz 2011 tarihinde gerçekleştirildiği hatırlatılırken, müvekkil-avukat görüşmelerinin tamamının Bursa 1. İnfaz Hakimliğince hukuka aykırı şekilde çeşitli gerekçelerle engellendiği vurgulandı.

“2017 yılında yapılan 100 avukat ve 44 aile ziyareti talebinin tamamı Bursa İnfaz Hakimliği’nin söz konusu kararı gerekçe gösterilerek keyfi bir şekilde reddedilmiştir. Bu duruma bağlı olarak İmralı Ada Hapishanesi’ne nakledilen Sn. Öcalan dışındaki diğer üç mahpusun, İmralı Ada Hapishanesinde oldukları günden bugüne kadar aile ve avukatları ile görüşememe durumları davam etmektedir.

Bilindiği gibi Sayın Abdullah Öcalan ile avukatları en son 27 Temmuz 2011 tarihinde görüşebilmişlerdir. 5 Nisan 2015’te HDP heyeti ile gerçekleştirilen görüşmeden sonraki tek temas ise, ancak 50’ye yakın Kürt siyasetçinin gerçekleştirdiği açlık grevinden sonra 11 Eylül 2016 tarihinde yapılan aile görüşmesi olmuştur. Bu görüşmeden sonra Sn. Öcalan ve diğer üç müvekkilden mektup, telgraf ya da faks dahil hiçbir şekilde haber alınamamış, aynı şekilde dışardan kendilerine posta yoluyla da ulaşmak mümkün olmamıştır.”

TECRİT HİÇ BİTMEDİ

Öcalan, İmralı’da 16 Şubat 1999-17 Kasım 2009 tarihleri arasında tek başına tutuldu. Daha sonra diğer cezaevlerinden 5 tutsak buraya sevk edildi ancak tek başına tutulmaya devam ediyordu. Haftada yalnızca beş saate kadar diğer tutsaklarla görüşme olanağı vardı. Bu durum, tecridin son bulmasından ziyade, tecridin biçim değiştirdiği veya artık başkalarını da kapsadığını işaret ediyordu.

AİHM, ‘İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE’ DEDİ

Öcalan’ın koşulları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) İkinci Daire tarafından, 14 Mart 2014 tarihli kararda ‘işkence ve kötü muamele’ olarak tanımlanmıştı. Asrın Hukuk Bürosu da aynı fikirdeydi; “Sayın Öcalan, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun kendisine tanıdığı haklardan hiçbir şekilde yararlanmamış; bu haklar topyekûn engellenmiştir.”

Yasa gereği, ayrıca AİHM kararları ile CPT raporlarında belirtildiği üzere kendisine telefon hakkı da asla tanınmadı.

Mektup alma ve yazma gibi haberleşme hakkı da sınırlandırıldı. Mektup yazmasına müsaade edilmezken, gelen mektuplar da sınırlandı, sansürlendi ya da bilgi verilmeksizin el konuldu.

Aile ve ziyaretçi görüşü ayda iki kez olmak üzere yasal güvence altında olsa da bu hak, ya sınırlandı ya da tanınmadı.

Öcalan’ın hakları gasp edilirken, buna karşı girişim ve talepler de ya reddedildi ya da cevapsız bırakıldı. Türk devleti, Öcalan’ın toplumdaki büyük rolünü fark ediyor ve bunun endişesiyle kendi hukukunu da tanımıyordu.

AİHM SÜRECİ

Asrın Hukuk Bürosu, 27 Temmuz 2017’de hazırladığı bir raporunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) derdest olan başvurulara dikkat çekti.

Raporda şu hususlara yer veriliyor:

“1- Sn. Öcalan ile İmralı Ada Hapishanesi’nde avukat görüşmelerinin ve infaz sisteminin denetlenmesinin ne kadar önemli olduğunu AİHM’e yapılan 12261/10 numaralı başvuru ortaya koymaktadır. Zira bu başvuru, Sn. Öcalan’ın 2008 yılında hücresinde zorla yere yatırılıp ölümle tehdit edilmesine ilişkin başvurudur. Yerel yargı makamlarına yapılan şikayetlerin sonuçsuz kalması soncunda 2010 yılında AİHM’e yapılan başvuruda herhangi bir gelişme yaşanmamıştır. En son 11 Ağustos 2015’te AİHM’e dilekçe ile başvurunun akıbeti sorulmuş olmasına rağmen başvuru hakkında henüz bir karar verilmiş değildir.

2- (…) Kesintisiz avukat yasağı 27 Temmuz 2011 tarihinde başlamıştı. 3 ayı bulan görüş yasağından sonra Ekim 2011 tarihinde yerel süreçlerin sonuçsuz kalması üzerine AİHM’e 74751/11 başvuru numarası ile Sn. Öcalan ve o dönem yanında bulunan 5 müvekkil adına toplu tecrit dediğimiz başvuru yapılmıştır. Avrupa’nın bugün ‘Türkiye’de ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ile ilgili olumlu gelişmeleri görmek istiyoruz’ yaklaşımı bir yana dursun AİHM, 7 yıldır bu dosyada hiçbir şey yapmamıştır. Devamla bilgilendirme yapılmasına ve 2015 yılında başvurunun akıbeti sorulmasına rağmen AİHM, bu dosyada herhangi bir yol almış değildir. İmralı’da kurulan tecrit sistemi çok yönlü iken bu başvurunun böylesine sürüncemede bırakılması kuşkusuz yedinci yılan giren avukat yasağına en büyük katkıya sebep olmuştur.

3- AİHM, Sn. Öcalan’ın uluslararası komplo ile Türkiye’ye teslim edilmesinden sonra yapılan 99 yargılamalarının, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. Bu anlamda yargılanmanın yenilenmesi gerekirken Türkiye’de duruşma yapılmadan dosya üzerinden aynı şekilde karar verilmiş ve alelacele dosya kapatılmak istenmiştir. Yeniden yargılanma hakkını düzenleyen CMK’nin 311. Maddesi Sn. Öcalan’ın özel olarak bu haktan yararlanmasının önüne geçmek için düzenlenmişti. Hal böyle olunca Sn. Öcalan’ın koşullarını taşıyan yüzlerce dosya yeniden yargılanma hakkından yararlanamamıştır. Kararı izlemekle yükümlü ve yetkili olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ise yapılan yargılamanın hukuka uygun olduğuna karar vermiş ve dosyayı kapatmıştır. Sn. Öcalan’ın yararlanmasının önüne geçmek için 2003 yılında yapılan kanuni düzenlemeden olumsuz etkilenen yüzlerce dosyanın haklarının iadesi için 11.04.2013 tarihinde yeniden kanun düzenlemesine gidilmiştir. Ancak bu düzenlemede dahi sadece ve sadece Sn. Öcalan’ın yararlanmasının önüne geçecek bir istisna hali konulmuştur. Anayasal eşitlik kuralının ihlal edildiğinin en açık ifadesi bu şekilde karşımıza çıkmıştır. Kişiye özel kanun düzenlemesinin Sn. Öcalan’ın yeniden yargılama hakkını kullanmasının önüne geçilemeyeceği üzerine yerel ve Anayasa Mahkemesi düzeyinde yapılan başvurular sonuçsuz kalınca 34836/16 başvuru kaydı ile AİHM’e yapılan başvuru devam etmektedir.

4- AİHM, 18 Mart 2014 tarihli kararında (Birleştirilmiş Dosya Başvuru No: 24069/03, 197/04, 6201/06 ve 10464/07) Sn. Öcalan’a verilmiş ve ömür boyu cezaevinde kalınacağını düzenleyen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Sözleşmenin 3. Maddesi kapsamında insanlık dışı ceza ve kötü muamele yasağına aykırı olduğunu belirterek Türkiye’yi mahkûm etmiştir. Türkiye cezaevlerinde şu anda ağırlaştırılmış müebbet hapis statüsünde bulunan yüzlerce hükümlü bulunmaktadır. AİHM’in bahse konu bu kararından sonra Türkiye Hükümeti’nin bu cezayı tekrar ele alıp, yasal düzenlemeler ile AİHM kararları ışığında iyileştirmesi gerekirken bugüne kadar hiçbir adım atmamıştır. Bu hususla ilgili olarak avukatların AİHM kararlarını takip ile sorumlu olan AK Bakanlar Komitesi nezdinde girişimleri devam etmektedir. AK BK, AİHM’in Sn. Öcalan ile ilgili verilen bu kararı izleme sürecine almıştır. Bakanlar Komitesi’ne 06.06.2016 ve 10.10.2016 tarihlerinde yapılan yazılı başvurular ile AİHM kararının gereğinin yerine getirilmesinin sağlanması için girişimlerde bulunulması ve ihlal kararından sonra son 3 yıldır Türkiye’nin AİHM kararının gereğini yerine getirmediğinin tespit edilmesi talep edilmiştir.”

CEZALAR

Türk devleti, İmralı’da ilk yıllardan itibaren şu cezaları hayata geçirdi:

1- 04.12.2005 tarihinde “idarenin uyulması gerekli kıldığı davranış ve tutumları ihlal etmekten” Kınama Cezası,

2- 12.12.2005 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

3- 17.03.2006 tarihinde “idarenin uyulması gerekli kıldığı davranış ve tutumları ihlal etmekten Kınama Cezası,

4- 07.08.2006 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

5- 23.11.2006 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

6- 13.04.2007 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

7- 16.07.2007 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

8- 19.11.2007 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

9- 24.04.2008 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

10- 29.042008 tarihinde Kurum Görevlilerine hakaretten 10 Gün Hücre Cezası,

11- 27.05.2008 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası,

12- 17.09.2008 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 10 Gün Hücre Cezası,

13- 09.01.2009 tarihinde “Suç örgütlerinin Eğitim ve Propaganda Faaliyetlerini Yapmak ve Yaptırmak Suçundan” 20 Gün Hücre Cezası.

Hücre cezası boyunca Öcalan’ın aile ile görüşmesi yasaklandı; elindeki radyosu alındı, kitap, gazete, dergileri verilmedi. 190 gün boyunca en ağır tecrit uygulandı.

GÜVENLİĞİ TEHDİT ALTINDA

AKP, diktatörlüğünü sağlamlaştırırken, İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlığı ve güvenliğine dönük tehdit ve kuşkular da arttı.

Öcalan’ın yaşamına ilişkin Ekim 2017’de kuşkulu ifadeler kamuoyuna yansıdı. 13 Ekim’de Bursa Cumhuriyet Basşsavcısı Uğurhan Kuş imzası ile yazılı açıklama yapıldı. Açıklama, bilgi açısından tatmin etmiyordu. Öcalan’ı ‘sıradan bir tutsak’ gibi yansıtan dili sebebiyle de ciddiyetten uzak bir nitelikteydi:

“Bazı sosyal medya hesaplarında Abdullah Öcalan isimli hükümlünün öldüğü yönünde haberler yer aldığı anlaşılmış olup, bu haberler tamamen asılsızdır. Bu tür asılsız haberleri yapan ve yayanlar hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca gereğine tevessül edilmiş olup, kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı ise 16 Ekim’de şu açıklamayı yaptı:

“Kaynağı tam bilinmeyen bazı haberlerle Önderliğimizin sağlık ve güvenliği konusunda kuşkulu ve çelişkili ifadeler kamuoyuna yansıtılmıştır. Kürt Halk Önderinin sağlık ve yaşamı konusunda halkımızın ve hareketimizin hassasiyetleri bilinmektedir. Bu açıdan bu tür haberlerin doğru olmadığının netleşmesi gerekmektedir. Bursa Cumhuriyet Başsavcısının böyle bir durum yoktur açıklamasıyla bu durumu geçiştirmek istemesi kabul edilemez. Ailesinin, avukatların ve kamuoyunun Önder Apo’nun sağlığı konusunda haber alması en temel haklarıdır. Bunun için de Kürt Halk Önderinin avukatları ve ailesiyle acilen görüştürülmesi gerekmektedir. Halkımızın ve kamuoyunun Bursa Cumhuriyet Savcılığının açıklamasına inanması mümkün değildir. 6 yıldır avukatlarıyla, yıllarca ailesiyle görüştürülmemesini “gemi bozuk, koster bozuk, hava bozuk” gerekçesiyle engelleyen bir savcının açıklamasına inanılmayacağı açıktır.”

BAŞVURULAR REDDEDİLDİ

Tecridin ağırlaştırıldığı 27 Temmuz 2011 ile 31 Aralık 2011 arası 43 kez İmralı’ya gitmek için avukatlar tarafından başvuru yapıldı. 19 kez hava muhalefeti, 22 kez gemi bozuk ve 1 kez bayram tatili iddialarıyla başvurular yalanlarla reddedildi.

2012 yılında hiç görüşme yaptırılmadı.

(2012 yılı boyunca görüşme için 104 kez başvuru yapıldı. Görüştürmeme nedenleri; gemi bozuk (73), hava muhalefeti (14), gemi onarımda (16), bayram tatili (1).

2013 yılında hiç görüşme yaptırılmadı.

(2013 yılı boyunca görüşme için 102 kez başvuru yapıldı. Görüştürmeme nedenleri; gemi bozuk (82), hava muhalefeti (12), koster bozuk (4), resmi tatil (4)

2014 yılında hiç görüşme yaptırılmadı.

(2014 yılı boyunca görüşme için 104 kez başvuru yapıldı. Görüştürmeme nedenleri; gemi bozuk (86), hava muhalefeti (9), gemi onarımda (6), resmi tatil (3).

2015 yılında hiç görüşme yaptırılmadı.

(2015 yılının başından 27 Temmuz 2015 tarihine kadar toplam 56 başvuru yapıldı. Görüştürmeme nedenleri; gemi bozuk (49), hava muhalefeti (7).

2016-2017’deki onlarca başvuruya da aynı ‘gerekçeli’ ret yanıtları alındı. Son dönemdeki başvurular reddedilirken OHAL de işaret edildi.

SON BAŞVURULARA DA RET

Öcalan’ın avukatları, bu yıl Temmuz’un başında müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 768’inci kez başvurdu ancak olumsuz yanıt aldı.

Aynı ay içinde Öcalan’ın ailesinin yaptığı başvuru da 85’nci kez reddedildi.

NE KENDİ HUKUKLARINI NE DE ULUSLARARASI HUKUKU TANIDILAR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/3-c hükmü, Anayasa’nın 36. Maddesi, 5375 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 59. Maddesi, Türk devletince uygulanmadı.

“Yalancı, normal koşullarda gerçekliğe yenik düşer” der, Hannah Arendt. Ama yalancının, yalanlarının kaçından sıyırırsa sıyırsın, prensipte ‘yalancı’ olmaktan kurtulamayacağına da işaret eder. Türk devleti, yalanlara sığınarak tecridi derinleştiriyor ancak bir boyutu da yüzlerce kez yalancı olmaktan çekinmemesi. Asgari demokratik kültürünün olmaması, onun, rüşvet aldığında, cinayet işlediğinde veya hukuku yerle bir ettiğinde yalana başvurmasına, dahası, bazen buna bile ihtiyaç duymamasına vesile oluyor.

İmralı’ya ulaşımda sıkça “koster bozuk” bahanesi öne sürülüyor. Oysa Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Ceza İnfaz Alanındaki Tavsiye Kararları’ndan şu kısmı hatırlatmak gerekiyor: “Kaynakların eksikliği, mahpusların insan haklarını ihlal eden cezaevi koşullarını mazur gösteremez.”

Zaten İmralı Adası’na ulaşımda tek kaynak koster değil ve devlet görevlilerinin helikopter kullandığı biliniyor.

ULUSLARARASI HEYETE YANIT VERİLMEDİ

Avukat ve ailenin dışında, aralarında değişik ülkelerden Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, sendikacı, akademisyen ve insan hakları aktivistlerinin yer aldığı uluslararası bir heyet de Adalet Bakanlığı’ndan randevu talep etti. İmralı Hapishanesi’ni 17-18-19 Şubat 2017 tarihlerinde ziyaret etmek istedi fakat bu başvuruları yanıtsız bırakıldı.

AYM’YE BAŞVURU

Avukatlar bir yandan görüşme başvurularını, bir yandan da hukuki girişimlerini sürdürüyor.

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Bursa 1. İnfaz Hakimliği, Öcalan ile İmralı’da tutuklu Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş hakkında “ziyaretçi, yazılı haberleşme, telefon hakkı ve avukat görüşmesi” yasağı getirmişti. Kararın Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onanması üzerine avukatlar, dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı.

AYM’ye başvuru metninde, Öcalan’ın son 6 yıl 10 aydır, diğer başvurucuların ise İmralı Cezaevi’ne nakledildikleri günden bu yana, 3 yıl 2 aydır tüm avukat görüş başvurularının Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından reddedildiğine dikkat çekildi.

Metinde, Bursa İnfaz Hâkimliği kararına dayanak yapılan 5275 sayılı yasanın 114 ve 115. Maddelerinin soruşturma ve kovuşturma evresindeki tutuklular için geçerli olduğu, İmralı Cezaevi’ndeki başvurucuların tümünün hükümlü olduğu hatırlatıldı. Başvuruda, bu hükümlerden yola çıkarak Öcalan ve diğer tutuklular hakkında ziyaret, mektup, iletişim kısıtlılığı ve yasağı uygulanamayacağı kaydedildi.

Metinde şunlar da belirtildi: “(…) Aile ziyaretleri ile ilgili hukuka aykırı hiçbir delil, bulgu ve belge veya tutanak söz konusu değildir. Kaldı ki tutuklular için yer verilen yukarıdaki kanun maddeleri ile aşağıdaki avukat görüşmelerini düzenleyen kanun maddelerinin hiçbirinde aile ziyaretinin yasaklanması hususu düzenlenmemektedir. Buna rağmen aile ziyaretlerinin kararda yasaklanmış olması açık hukuka aykırılığı göstermekte, ‘öngörülebilme’ kriterini ortadan kaldırmaktadır.”

Yarın: CPT’nin ‘İmralı’ performansı

Bir Cevap Yazın