Bêrîtan, direnen Kürt kadının zirvesidir

YJA Star komutanlarından Eylem Roni ve Rojda Siirt, 25 Ekim 1992’de işbirlikçi ihanete karşı durarak teslimiyeti reddedip şehit düşen Bêritan’ın direnen Kürt kadının zirvedeki hali olduğunu söyledi.

0
31

YJA Star komutanları Eylem Roni ve Rojda Siirt, Bêrîtan’ın Kürt kadının kendi özüyle, kültür değerleriyle buluşması olduğunu belirterek, şunların altını çizdi: “Eğer Botan bilinç, Dersim varlık ise bu bilinç ve varlığın buluşmasıdır. Türkiye ve Kürdistan kadınları olarak tek bir seçeneğimiz var; o da meşru savunma temelinde direnmektir. Heval Bêrîtan’ın da tek bir seçeneği vardı. İkinci seçenek ihanettir, ölümdür, onursuzluktur.”

Xakurkê alanında 25 Ekim 1992’de gerçekleştirdiği eylemiyle bir çizgi haline gelen Bêrîtan’ı (Gülnaz Karataş) ve onun çizgisinde mücadelesini yürüten kadın gerillaları, YJA Star komutanlarından Eylem Roni ve Rojda Siirt’e sorduk.

Bêrîtan (Gülnaz Karataş) eylemiyle hem gerillada hem de toplumda büyük bir yankı uyandırdı. Bêrîtan’ın dayandığı direniş mirası nedir, nereye taşımıştır?

Eylem Roni: Öncelikle kadın ordulaşması mücadele tarihimizde eylemleri, mücadeleleri ve direniş ruhlarıyla ordulaşmamızın çizgisini devam ettiren şehitlerimizi saygıyla anıyorum. Özelde bu ay içerisinde şehit düşen Mardin Eyalet Komutanı Medya Mawa arkadaşı, Hêvî Muş ve son olarak Amed Eyaleti’nde büyük direniş ve kahramanlıkla şehadete ulaşan Dicle arkadaşı, Dersim sahasında düşmana karşı son mermisine kadar savaşan Jinda Ezgi Dersim arkadaşı saygıyla anıyorum. Bu yoldaşlarımız da ruhunu Bêrîtan’ın direniş geleneğinden alıyordu.

Kürt kadını, daima toprağı ve yurdu için savaşmıştır, direnmiştir. Bu anlamda Kürt kadınında büyük bir yurtseverlik mevcuttur. Tarihe baktığımızda da Zarife’yi, Besê’yi tanımayan, bilmeyen yoktur. Dersim’de Besê ve Zarife’deki ruhu ele alınca burada yatan Kürt kadın gerçekliğini açıkça görebiliriz. Dağlar, Kürt halkı ve kadınları için anlamlı mekanlardır. Dağ ve Kürt ya da dağ ve kadın aslında siyam ikizi gibidir. Dağlarımız, bizim için öz savunmadır, Kürt kadınında öz savunma bilincini geliştirmiştir. Dersim sürecinde cumhuriyet henüz kurulmuştur. Türk devleti tarafından Dersim’e yönelik saldırı karşısında meşru müdafaa temelinde direniş gelişiyor, bu direnişte Besêler ve Zarifeler şahsında Kürt kadınları da yer alıyor. Besê’nin, Alişer’i korumak için kendisini siper edişi ve Alişer’i imha eden işbirlikçilere karşı öz savunma bilinci refleksi biliniyor.

Zarife demek ilk Kürt kadın gerillası demektir. Bizim Önder Apo öncülüğünde bir ordulaşmamız var, bu ordulaşma sistematize olmuş durumda, ancak ordulaşmamızın esasta bu kadar büyümesinin ve tüm kadınların bu ordulaşmada ifadesini bulmasının nedeni var olan gelenek ve mirastır. Zarife ve Besê, bu geleneğin en önemli ve anlamlı temsilcileridir. Zarife, duruşuyla toplumda var olan Kürt kadın algısını parçalıyor.

Heval Bêrîtan da Dersimli. Önderlik, onun için ’Dersim, Botanlılaşmalı; Botan, Dersimlileşmeli’ belirlemesini yapmıştı. Heval Bêrîtan kadın ordulaşma gerçekliğinde bir çizgidir. Ordulaşmada aktif bir şekilde yer alıp kadınların savaşta en aktif şekilde rol almasını sağlamaktadır. Kendini savaşta yaratmayı hedeflemiştir. Bêrîtan, direnen Kürt kadının zirveye ulaşmış halidir. Silahını kırarak kendini uçurumlarda atması Kürt kadının cesur, savaşçı, direnişçi olduğunun mesajını vermektedir.

Öcalan, Gülnaz Karataş’ın eyleminden sonra ‘Bêrîtan bizim Jeanne d’Arc’ımız’ diyor. Neden böyle bir belirlemede bulundu?

Rojda Siirt: Jan Dark dönemi, Avrupa’nın Ortaçağ’dan başka bir döneme geçeceğine tekabül ediyor. Demokratik ulusun ilk emareleri Avrupa ülkelerinde görebiliyoruz. Jeanne d’Arc demokratik uluslaşmanın ilk mücadelesini yürüten kişilerden biridir. Önderlik, “kapitalizm bu geleneği çarpıttı” diyor. Avrupa’da gelişen devrimlerin genel niteliği demokratiktir. Daha sonra gelişen kapitalist modernite ile birlikte ulus devlet sistemi gelişmiştir. Verili tarihte hiçbir şekilde kadına, direnişine yer verilmemiştir. Kadın direnişi asla işlenmemiştir. Bu çok bilinçli olarak yapılmaktadır. Konuyu kadın bağlamında alıp araştırdığımız zaman Jeanne d’Arc, Tiamat’tan (Sümerlerin yaradılış destanı Enume Eliş’te ilk iki varlıktan biri olan tanrıçadır) sonra devam eden bir gelenektir. 1421’de Jeanne d’Arc doğduğu vakit Fransa’nın yarısı İngilizlerin işgali altındadır. Yurtseverlik, demokratik ulus Jeanne d’Arc’ta temsilini buluyor. Jeanne d’Arc’ın vatanseverlik bilinci yüksektir. Bu işgale karşı kayıtsız kalamıyor. Kral 7. Charles’a (Karl VII.) mektup gönderiyor. İşgale karşı savaşta yer almak, kendisinin öncülüğünü yapacağı bir ordu istiyor. Jeanne d’Arc ordusunu gören komutanlar, bir kadın komutan görünce şaşırıyor. Bu süreçler Kürdistan koşullarında Bêrîtan yoldaşın mücadele ettiği süreçlerle aynıdır. Feodal geri ölçüler aşılmamıştır. Bêrîtan bunu kırıyor. Yeni bir dönem oluyor. Kadının kendisine olan güveninde muazzam bir patlamaya yol açıyor. Heval Bêrîtan, yurtseverliğin yanı sıra ülkenin kadın, kadının ise ülke ile kazanabileceği mutlakiyet var. Bêrîtan, komple bir kişiliktir. Bu anlamda Bêrîtan daha günceldir. Bunun için de her dönemin ruhudur. Şimdinin de ruhudur. Şimdi Hareketimize yönelik uluslararası bir saldırı konsepti söz konusudur. Bu konsepti boşa çıkarmanın yegane şartı Bêrîtan tarzını geliştirmektir. Jeanne d’Arc ülkesini korumak adına savaşı dayatırken kral diplomasiyi öne sürüp sorunu diplomasi ile aşabileceğini ifade etmektedir, ancak Jan Dark “bu ülke senin değil, halkın ülkesidir” diyor. Bu gerçeklik Bêrîtan’da da benzerdir. Osman Öcalan diplomasi derken, Bêrîtan direnişi dayatıyor. 1992’deki Güney savaşında Önderlik, “düşman cenazelerinize de bassa teslim olmayacaksınız, direneceksiniz.” diyor. Heval Bêrîtan da sonuna kadar direnmiş, teslimiyet adına hiçbir şeyi tanımamıştır.

Bêrîtan çizgisinde yürüyen YJA Star güçlerinin kat ettiği yolu ve başarıları anlatır mısınız?

Eylem Roni: 92 koşullarında Türkler, işbirlikçi KDP ve bizim içimizde onura gelmeyenlerle ittifak yaparak Kürt özgürlük gerillası, Önderliği ve halkına karşı bir saldırı konsepti gerçekleştirdi. Kürt Özgürlük Hareketi’ni kırarak, etkisizleştirerek, kendi ulusal değerlerinden vazgeçirerek yok etmeyi amaçladı. 2016, 2017 ve bu yıl açısından bakalım; sadece Xakurkê alanı değil, tüm Medya Savunma Alanları bizim özgürlük alanlarımızdır, özgürleştirilmiş alanlardır. Kuzey Kürdistan, Medya Savunma Alanları ve Rojava’ya topyekûn bir saldırı, bir imha politikası yürütüyor. Buna karşı Kürt özgürlük gerillasının -özelde Kürt kadın gerillası olarak ele aldığımızda- topyekûn bir direniş sürüyor. 2016’da çok çetin bir savaş vardı. Bêritan arkadaş da “Sen tankınla, topunla, bütün tekniğinle üzerimize gelsen de biz teslim olmayacağız, biz teslimiyeti kabul etmeyeceğiz” mesajını vermiştir. Kürt için teslimiyet ölümdür, ihanet de böyledir. Heval Bêrîtan da eylemiyle o mesajı vermiştir ve bu temelde bir çizgi haline gelmiştir. Başta belirttiğimiz gibi bu nesilden nesile aktarılmıştır.

Bu, Xakurkê’de Axîn Meşkan şahsında da ortaya çıktı. Düşman, şu an sadece teknikle savaşıyor. Bu tekniğe rağmen Axîn Meşkan arkadaş şunu kanıtlamıştır: “Senin tüm tekniğine rağmen biz, iradeli, onurlu ve sonuna kadar mücadele eden ruhla cevap veriyoruz.”

Axin arkadaş da kendisini uçurumlardan atmıştır. Bu, sadece Xakurkê için değil, tüm YJA Star gerillaları için bir sembol haline gelmiştir. Eğer bir kadın dağda savaşıp yaşayacaksa böyle savaşır ve böyle yaşar.

Heval Bêrîtan roman yazmak isteyen bir arkadaştı. Önderlik de “İlk defa bizim içimizden böyle bir arkadaş çıktı. Bu kızın raporunu büyük bir heyecanla okudum” diye ifade ediyor. Heval Bêrîtan’ın şiirleri de öyledir. “Savaş gülüm, sıkı savaş. Savaştıkça varız biz, savaştıkça özgürleşir, savaştıkça güzelleşir ve savaştıkça seviliriz” diyor. Aslında bir kadının savaşarak özgürleşebileceğini, sevilip güzelleşeceğini ifade ediyor. Uluslararası güçler, Türk devleti ve işbirlikçi güçler ortaklaşarak Hareketimizi bitirme çabası içerisine girmişlerdir. HPG ve YJA Star gerillaları, eylem, irade ve direnişleriyle bunu çoktan boşa çıkarmışlardır. Şu çok iyi bilinmeli; biz bu yönelimlerle bitmeyeceğiz, sona ermeyeceğiz. Özgürlük gerçekten kolay elde edilmiyor, özgürlük bilinci ve mücadelesi kolay değildir. Bunun için nice bedeller verdik ve vermeye de hazırız. Onursuzca yaşamaktansa, onursuzca tarihe damga vurmaktansa onurluca bu dağlarda ölüm anlamlı ve değerlidir. Şu an savaş alanlarında da şehit düşen birçok yoldaşımızın bize bıraktığı miras da budur. Bundan sonra da böyle olacaktır. O anlamda Xakurkê’de elbette düşman yönelimi oldu ama Xakurkê’de gerçekleşen eylemler ve orada YJA Star gerillalarının yapmış olduğu öncülük ve bunun yanında düşmanın aldığı darbeler az değil. Düşman alması gereken mesajı zaten orada almıştır.

YJA Star, bugün sürekli saldırıya maruz kalan kadın için alternatif bir ordu konumundadır. Kadının geliştirdiği öz savunma ve özgürlük bilincinin daha da geliştirilebilmesi için ne yapılabilir?

Rojda Siirt: Bizler, kadın olarak yaklaşık beş bin yıllık tarihsel süreç içerisinde bir soykırımla karşı karşıyayız.

Soy, genetik, biyolojik anlamda ifade edilen bir şey değildir; kültürel anlamda yaratılan bütün değerlerin toplamıdır. Bir katliamla, bir kırımla karşı karşıyayız. En önemlisi de budur. Şu an yani içerisinde bulunduğumuz dünya koşullarında kültürel olarak çok az elle tutulabilir kadın değerleri vardır. Çok az olan değer üzerinden bizler mücadele ediyoruz. Günümüze kadar insanı getiren aslında bu değerdir, kültür değeridir fakat bu değer çarpıtılmakta, değersizleştirilmekte, yok edilmekte, bilinmemekte, ters yüz edilmektedir. Meşru savunma da bilinmeyen bu değeri açığa çıkartmaktır, onun mücadelesini vermektir, kendin olmak ve özüne dönmektir. Heval Bêrîtan, Kürt kadının kendi özüyle, kültür değerleriyle buluşmasıdır. Eğer Botan bilinç, Dersim varlık ise bu bilinç ve varlığın buluşmasıdır. Meşru savunma aslında budur. Meşru savunma, şu an devletlerin ifade etmiş olduğu savunma sistemi değildir. Öncelikle bunu bilince çıkarmak gerekir. Kürt ya da Ortadoğu toplumları olarak sürekli saldırıya maruz kalıyoruz. Sürekli değişik uygarlıkların saldırısı altındaysan buna karşı bir savunma hattı oluşturmamak buna karşı durmamak ve mücadele etmek onursuzluk olarak görülebilir, değer yitimi olarak ifadelendirilebilir. Bilincin, hafızanın olmadığı ya da işletilmediği anlamına gelir. Bilinç, zeka, akıl yoksa o zaman insan da yok. Eğer insan ve toplumda akıl ve meşru savunma bu kadar iç içe ise peki neden bu, şu anki toplumlarda gelişmiyor, gelişiyorsa neden bu kadar az, özellikle kadınlarda? Geçen gün İsviçre’nin en demokratik ülke olduğu söylendi.

Demokratik ülkeler içerisinde birinci sırada yer alıyor. İsviçre’de dahil olmak üzere demokratik olduğu ifade edildiği için söylüyoruz yoksa kriterlerimiz İsviçre’nin demokrasi kriterleri değil, bizim ölçü ve kriterlerimiz demokratik ulus ve demokratik sosyalizmdir. Daha üst bir evredir. Bu anlamda orada bile kadınlara yönelik eğer şiddet uygulanıyorsa, ötekileştiren bir yaklaşım varsa, Amerika’da kaç dakikada bir kadınlar tecavüze uğruyorsa ya da çalışma koşullarından dolayı adil olmayan yaklaşımlarla karşı karşıya geliyorsa -bu durum Ortadoğu özgülünde daha da vahim- kadın, mecbur kalıp kendi bedenini yakıyorsa, intihar ediyorsa, başka bir seçenek ya da farklı bir yol, bir alternatif bulamıyorsa bunda kendini tanımama hali vardır. İnsan olmayı, kadın olmayı bilmeme hali vardır. Kadın Özgürlük Hareketi olarak, Kürdistan özgülünde Ortadoğu’da müdafaa hakkımız olan meşru savunmamızı geliştirirken Kürt kadın hareketinde gelişen bilincin Ortadoğu’nun bütün kadınlarına kanalize etme gibi bir rol ve misyonumuz da var. Bu konularda istenilen seviyeye henüz ulaşılmadı. Bu konuda çok ciddi, çetin mücadele etmek gerekir. Yani biz gidip mücadele etmiyoruz. Bu bir gelenektir ve biz bu geleneği devrediyoruz, paylaşıyoruz, ortaklaştırıyoruz. Devrediyoruz ve süreklileştiriyoruz. Bizde ne varsa aktarıyoruz ama bu konuda hala istenilen düzeye ulaşmış değil. Önümüzde yapılması gereken temel hedef ve görevlerden biri de budur. Aslında amaç kadın hareketi olarak Ortadoğu’nun geneline açılmak, herkesi örgütlemek, kadının kendisini örgütleyebilmesini sağlamak. Bu, yeri gelir silahlı mücadele ile olur, yeri gelir daha farklı örgütlenme modelleriyle kendisini savunur. Bedeninden düşüncelerine kadar her anlamda, her yerde, her zaman ve her koşul altında kendisini savunacak pozisyona getirmektir önemli olan. İsyan eden, mücadele eden, direnen sol-sosyalist olan, yani farklı kim varsa soykırımdan geçirdi faşizm, daha sonra kendi sistemini geliştirdi. Kadınlar sadece makine idi. Eğer böyle olmak istemiyorsak Türkiye ve Kürdistan kadınları olarak tek bir seçeneğimiz var; nasıl ki Heval Bêrîtan’ın tek bir seçeneği vardı, başka bir seçenek yok. İkinci seçenek ihanettir, ölümdür, onursuzluktur. Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan bütün kadınların tek bir seçeneği var; o da meşru savunma temelinde direnmektir.

Bir Cevap Yazın