Kadınlar Frankfurt’ta devrimi örme biçimlerini ele aldı

Almanya'nın Frankfurt kentinde düzenlenen Uluslararası Kadın Konferansı, "Yürüyen devrim: Geleceğimizi birlikte örelim" konulu oturum ile son buldu.

0
18

Dünyanın farklı coğrafyalarından tecrübelerin değerlendirildiği oturum ile konferans sona erdi. Oturum Jineoloji Komitesi’nden Zozan Sima ve PAJK Koordinasyonu üyesi Besê Erzincan’ın mesajları ile başladı.

Moderatörlüğünü REPAK’tan Meral Çiçek’in yaptığı oturumda İngiltere Siyahi Kadınlar Platformu’ndan Siana Bangura, İngiltere Westminster Üniversitesi’nden Radha D’Souza, Mısır’dan Shereen Ebu El Naga, Kürt Kadın Hareketi’nden Rojda Yıldırım ve Meksika Yerli Halklar Hareketi’nden Sylvia Marcos birer sunum yaptı.

‘EN ÖNEMLİ SORUN ÖZGÜRCE KENDİNİ İFADE ETME SORUNUDUR’

Siyahilerin bir direniş parçasını seslendirerek konuşmasına başlayan İngiltere Siyahi Kadınlar Platformu’ndan Bangura, İngiltere ve tüm Avrupa’da en temel sorunun insanların kendilerini ulusal veya cinsiyet gibi kimliklerini özgürce ifade edememesi olduğunu belirtti.

“Bu da tarihin temizlenmesi gereken bir noktası” diyen Bangura, Filistin ve Rojava’daki baskılara dikkat çekti.

Bangura, İngiltere gibi ülkelerde de baskılar olduğunu belirterek, zindanlarda 1080 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Siyahilere yönelik saldırılara karşı verdikleri mücadeleye dikkat çeken Bangura, polis şiddeti ve cezaevlerindeki saldırılara işaret etti. Siyahi Kadınlar Platformunun enternasyonalist dayanışma için önemli bir örnek olduğunu ifade eden Bangura, “Tecrübe ve deneyimlerimizi ortaklaştırmalıyız” dedi.

‘GELECEK NASIL ÖRÜLECEK?’

Westminister Üniversitesi’nden Radha D’Souza ise konuşmasında kadınların geleceği örme noktası üzerinde durdu.

D’Souza, “Örgü örmeyi, tarımı kadınlar icat etti. Tarım ve örme işi şimdi dünyadaki multi-nasyonal şirketlere bağlı. Geleceğimizi nasıl örebiliriz konusunu Hindistan’daki mücadele ile örneklendirmek istiyorum (….) Ataerkil sistemin ortadan kaldırılmasını isteyenler, kapitalizm ve sömürgeciliğin sürekli farklı şekillerde baskı sistemi oluşturmayı hedeflediğini unutmamalı” dedi.

Kadınların sürekli özgürlükleri için mücadele ettiğini dile getiren D’Souza, işgalci ve sömürgeciliğe karşı direniş olması gerektiğini söyledi. D’Souza, direniş oldukça kadınların birbirini savunabileceğini de sözlerine ekledi.

D’Souza, kadınların binlerce yıl önce emek sömürüsüne karşı direndiğini belirtti.

1900’lü yıllarda büyük Ghadar direnişi olduğunu, 5 eyaletteki direnişin 3’ünde kadınların öncülük ettiğini ve İngiliz sömürgeciliğine karşı direniş sergilendiğini dile getiren D’Souza, bu her üç kadının da direnişin şampiyonları olduğunu belirtti.

İkinci Dünya Savaşı’nda ise Kaptan Makşimi’nin İngiliz ordusuna karşı mücadele yürüttüğünü söyleyen D’Sousa “Onun şimdi herhangi bir fotoğrafını bulmak mümkün değil. Çünkü İngiliz sömürgeciler onun bir terörist olduğunu ve fotoğraflarının yayınlanmasının mümkün olmadığını, yayınlamanın suç olduğunu söylüyordu” dedi.

D’Souza, Hindistan’ın bütün eyaletlerindeki direnişe kadınların öncülük ettiğini de sözlerine ekledi. Olup biten her gelişmeden ilk etkilenenin kadın olduğunu dile getiren D’Souza, her yerde hikayelerin aynı olduğunu, kadınların bulunduğu her yerde özgürlüğü için mücadele ettiğini de vurguladı.

‘KADINLARIN DİRENİŞ GELENEĞİ SÜRÜYOR’

Hindistan’da kadınların direniş geleneğinin devam ettiğini belirten D’Souza, şu anda, “Su toprak, orman” sloganı ile direnişin sürdüğünü söyledi.

Devletin var olan sorunları çözmek için militarizasyonu kullandığını kaydeden D’Souza, şimdi direnişin kırsal alandan kentlere yayıldığını vurguladı.

“Sömürgeciler topraklarımızı işgal ettikçe, beyinlerimizi de işgal etti. İnsanlar insanlarımızın artık üniversitelerde eğitim almasını istemiyor. Orman, toprak, su mücadelesi bütün çalışmalarımızın merkezinde” diye konuşan D’Souza, kırsal alandaki kadınlar baskıcı devletten bahsederken, şehirlerdeki kadınlar liberal sistemden, kırsaldaki kadınlar silahlı direnişten bahsederken, şehirlerdeki kadınların anayasada değişiklik konusunu gündeme getirdiğini anlattı.

Ataerkil sistemde toprağın da erkeğe ait olduğunu, kadının toprağı işlediği halde sahiplenemediğini de dile getiren D’Souza, “Hiçbir zaman aile içi şiddet, kadın ölümlerinden kimse bahsetmiyor. Yerli toplulukta durum daha farklı. Öğreneceğimiz çok şey var” diye belirtti.

‘CİNSİYETÇİLİĞE SON VERMEYİ HEDEFLEMELİYİZ’

İngiliz Literatürü Profesörü Mısırlı Sheerin Ebu El Naga, “Örmekten bahsetmek istiyorum” dedi.

Bütün kadınlarla büyük bir gösterinin şeklini oluşturulduğunu vurgulayan El Naga, cinsiyetçiliğe son vermek gibi bir hedefin olması gerektiğini kaydetti.

Sosyal adaletin, kadın vücudunun objeleştirilmesini engellemesinin önemine dikkat çeken El Naga, feminist olarak, Mena bölgesindeki cinsel politikaları görmemezlikten gelemeyeceğini vurguladı. El Naga, kadın sünnetinin kadına yönelik ciddi bir işkence olduğunu belirtti.

Kadınların, her daim farklı şekillerde süren bir savaşa maruz kaldığını dile getirmek için delile ihtiyaç olmadığını söyleyen El Naga, akademik feminizm ve aktivist feminizmin net bir şekilde birbirinden ayrılmasının feminist bir projeyi hayata geçirmek açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi.

Sudan’da kadınların toplu bir şekilde sistematik işkenceye maruz kaldığını ve tecavüze uğradığını da hatırlatan El Naga, Nijerya’daki kadınların durumuna da dikkat çekti.

Suriye’de DAİŞ’in eline düşen kadınları da hatırlatan El Naga, “Kolektif bir gücümüz olmalı. Topluluklarımızın bilinç ve gücünü açığa çıkarmalıyız. Kabuslarımızın bütün hikayelerini yazmalıyız. Yalnız olmadığımızın bilincine vararak, ortaklaştıkça gücümüzü açığa çıkarmalıyız” dedi.

‘KÜRT KADIN HAREKETİ, DÜNYA DENEYİMLERİNDEN FAYDALANDI’

Kürt Kadın Hareketi aktivisti Rojda Yıldırım ise kadınların ataerkilliğin bütün biçimine itirazı olduğunu belirtti.

Dünyadaki en sistematik savaşın kadın üzerinde yürütüldüğünü dile getiren Yıldırım, “Kadını günlük olarak sosyal psikolojik, ekonomik olarak kıran bir savaş var. O yüzden savaş derken, sistemin sistematik olarak üzerimizde savaş yürüttüğünü bu konferans ortaya koydu” diye konuştu.

Dünyadaki kadın örgütlerinin yeni bir aşamaya geldiğini, yeni bir hamleye ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Yıldırım şöyle konuştu: “Dünyada kangrenleşen, kadın kırımına dönüşen bu sistemi kırmak için ne yapabiliriz..

Biz Kürt kadın hareketi olarak yeni bir hamleye başlarken, geçmiş sürecin bir kritiğini yaparız. Biz, sadece topu erkeğe atarak, sürekli ataerkillikle kendimizi açıklamaya çalışan bir hareket değiliz. Önce özeleştiri yapıyoruz, eleştiri, özeleştiri dinamiği Kürt hareketinin sürekli kendini yenilemesini sağlayan sistemdir.”

Kürt kadın hareketlerinin anarşist, sol, sosyalist örgütlerin deneyimlerinden faydalandığını kaydeden Yıldırım “Onların hatalarından da ders çıkararak, aynı hatalara düşmemeye çalışıyoruz” dedi.

Kadın kimliğini inşa etmek için devletlerin anayasasına asla bel bağlayamayacaklarını belirten Yıldırım, konferanstaki bütün konuşmalarında dikkat çektiği bir noktanın ise öz savunma olduğunu vurguladı.

“Cinayete uğrayan her kadın bizim açımızdan bir özeleştiri çağrısıdır” diyen Yıldırım, daha evrensel bir kadın örgütlenme ağını oluşturabilmek gerektiğini söyledi.

‘ZAPATİSTLER VE KÜRT HAREKETİ KARDEŞ ÖRGÜTLER’

Meksika Yerli Halkları Hareketi’nden Sylvia Marcos, 1960’lı yıllarda 60 kadının Zapatist Kadın Hareketi’ni temsil ettiğini belirtti. Kürt hareketi ile Zapatist hareketinin kardeş olduğunu dile getiren Marcos, “Bu her iki hareketin politik düşünceleri birbirine yakın. Özellikle de kadınlar açısından. Kadın hakları açısından bu her iki hareket birbirine çok bağlı” diye konuştu.

Kadınlar arası ve Kürt hareketi arasındaki paylaşımın önemine dikkat çeken Marcos, Kürt hareketi ve Zapatista hareketinin birçok noktayı paylaştığını dile getirdi.

40 yıldır feminist olduğunu söyleyen Marcos, 25 yıl önce Zapatistalar ile tanıştığını anlattı. Zapatistaların, Meksikalı yerli bir halk hareketi olduğunu vurgulayan Marcos, akademilerin yerli halklara karşı çok ayrımcılık yaptığını, elit kaldığını belirtti. Bunun da çeşitliliğe, yeni bir dünya yaratma hayali ile uyuşmadığını kaydeden Marcos şunları söyledi: “25 yıllık hayat boyunca öğrendiğim, sosyal adalet için mücadele konusunda en çok Kürt kızkardeşlerimi seviyorum. Kürt yerli halkları ve Meksika yerli halklarının hak mücadelesi de örtüşüyor.”

Kolektif bir şekilde hareket etmenin gerekliliğine dikkat çeken Marcos, “Bir şey yapacaksak, ortak yapmalıyız. Paylaşmalıyız iletmeliyiz” dedi.

Konferans kapanış konuşması ile sona erdi.

Bir Cevap Yazın