‘Ortadoğu’nun geleceği Önder Apo’ya bağlıdır’

Öcalan'a yönelik tecridi değerlendiren KJK koordinasyon üyesi Zêrîn Rûken, "Ortadoğu’nun özgür geleceğin de Rêber Apo’nun özgür yaşar ve özgür çalışır koşullarının oluşmasına bağlıdır" dedi.

0
25

Komalên Jinên Kurdistan (KJK) “Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım ve Kürdistanı özgürleştirelim” şiarı ile yeni bir mücadele süreci başlattı. Bu mücadele sürecinin nasıl yürüdüğü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi ve açlık grevi direnişini KJK koordinasyon üyesi Zêrîn Rûken ile konuştuk.

Kürt Halk Önderi Öcalan üzerindeki tecridi kırmak ve AKP-MHP faşizmini yıkmak üzerinden bir hamle başlattınız. AKP-MHP iktidarının uygulamaları üzerinden konuşacak olursak tecridi derinleştirmedeki asıl amaç nedir?

15 Şubat uluslararası komplonun 21. yılına girerken tecridi komployu tartışmak ve onunla mücadeleyi yükseltmek bizim için oldukça önemli. Biz tecridi son birkaç yılın sistematik bir politikası olarak değerlendirmiyoruz. Merkezi hegemonya dediğimiz ABD-İngiltere-İsrail öncelikli gelişen, yine bölge devletleri ve kimi yerel güçlerinde içinde yer aldığı uluslararası komplonun temel araçlarından biri olarak vuku bulduğunu biliyoruz. Uluslararası komplo ile amaçlanan ne ise tecrit ile de yapılmak istenen aynı şeydir. Uluslararası komplo ile Rêber Apo esir alınarak Kürtlerin, kadınların ortaya çıkan özgür iradesi yok edilmek istendi. Öyle birilerinin düşündüğü gibi sadece PKK’lilerin, Kuzeyli Kürtlerin sesi kısılmak, tecrit edilmek istenmedi direkt Kürdün özgürlük iradesi yok edilmek istendi.

Uluslararası komplo ile kapitalist hegemonyanın şöyle bir beklentisi vardı; Ortadoğu’da kendi iktidarlarını açık hale getirmek istiyorlardı. Ancak bunun için büyük engellerden birisi de Rêber Apo’ydu. Bölge devletlerinin kimisi ABD’ye konsolide olur ya da Rusya ve İran ile ortak politikalar geliştirir. Ama Rêber Apo bu mevcut güçlerin dışında toplumsal özgürlük endeksli bir ideolojik hat üzerinden politika belirliyordu. Dolayısyıla kapitalist modernitenin işine gelen politikalar değildi bunlar. Bir engel olarak görüldü. Ortadoğu gibi bir köy kuyuda bırakalım özgür kadının vücut bulmasını, özgürlükten biraz şerbetlense dahi bölge devletleri açısından da, merkezi hegemonya açısından da nasıl bir baş belasına dönüşecekti? Bundan çok korkuluyordu. Tam da bu nedenle hiç işi dolaylamadan direk Rêber Apo hedeflendi ve uluslararası komplo ile Türk devletine teslim edildi.

TECAVÜZÜ REVA GÖREN BİR TOPLUM OLUR MU?

Uluslararası komplo ile aslında Ortadoğu’da gelişim zemini bulunan özgürlük arayışı susturulmak istendi. Ama İmralı’da Rêber Apo bu özgürlük ideolojisini biraz daha derinleştirdi. Şimdi onun da önünü almak için Rêber Apo’nun sesi tümden kısılmak isteniyor. Özetle tecrit bu nedenle geliştiriliyor. AKP-MHP ise tüm Kürtlerden intikam alırcasına Rêber Apo’ya yöneliyor, Rêber Apo’dan intikam alırcasına Kürtlere ve kadınlara yöneliyor.

Öyle dini ve türki bir toplumsallık yaratmak falan da istemiyorlar. Çocuğa tecavüzü hak gören bir toplumsallık olur mu hiç, her gün tecavüz edilen, taciz edilen bir kadınla toplumsallık bırakılır mı, her yerde hırsızlık, talan, ekolojiden intikam alan politikalarla dini bir yapı kalır mı hiç? Din en başta ahlakın katılaşmış hali değil midir? Ama din bile toplumu tümden dağıtmak için kullanılıyor. İşte Rêber Apo’nun özgürlükle yeniden yoğurduğu tüm toplumsal kavramlar, kurumlar, oluşumlara saldırıyor AKP-MHP faşizmi. Tecridi ise bunun için uyguluyor. Rêber Apo sussun ki kadınlar da, Kürtler de toplumun özgürlükçü, demokratik kesimleri de sussun. Sussun ki iktidara ses çıkarmayan faşizme açık bir toplum oluşsun. Aslında söylenecek çok şey var ama ben kısaca bunları belirtebilirim.

Bir hamle başlattınız, hamle şiarınız “Faşizmi yıkalım, tecridi kıralım ve Kürdistan’ı özgürleştirelim.” Bununla birlikte 6 aylık seferberlik ilan ettiniz. Amaç neydi?

Egemen güçler Rêber Apo üzerinde mutlak tecridi yürütmek isterken, hareketimiz üzerinde de ezme, yok etme ve bu başarılmadığı taktirde, teslim alma politikasını yürütmektedirler. Bu da komplonun bir parçası olarak devam etmektedir. Şimdi biz sistemi sadece bize uygulanan tarafından değerlendirmiyoruz. AKP-MHP Kürtlere ve kadınlara böyle faşizan uygulamalar yaparken Türkiye toplumuna cennet vaat etmeyecekti. Kaldı ki etmiyor da. En azından Kürtler faşizmi görüyor, anlıyor ve gerçekten karşısında birşeyler yapmaya çalışıyor. Çünkü yılların biriktirdiği örgütlü bir mücadele geleneği var.

Bu mücadele bu rejimi oldukça zorladı. Kriz düzeyinde yaşanılan sorunlar varken, merkezi hegemonyanın uçları ile çelişkileri giderek artarken ilişkileri zayıflıyor. Dolayısıyla bu politikaya, ekonomiye, hukuka, insan haklarına, toplumun güvenlik sorunlarına, orduya bilfiil devletin tüm mekanizmalarına ve toplumsal ilişkilerine de yansıyor. AKP-MHP büyük bir kriz yaşıyor. Öyle birilerinin dediği gibi sadece ekonomik krizle de boğuşmuyor. Ekonomik krizini aşmak için Almanya, Qatar vb. onu kurtarmak için destekte bulunuyorlar. Ama esas kriz sistematik kriz. Sadece ekonomik değil yani.

KENDİ ANAYASALARINI TANIMIYORLAR

AKP-MHP rejimini temelden sarsan bir krizin içine girdiğinin farkında. Bu krizin içinden çıkılamaz olduğu için adına beka sorunu dediler. Şimdi büyük çöküş ile karşı karşıya bu nedenle faşist uygulamalarını giderek arttırıyor, kendi anasayasını tanımayan uygulamalar yapıyor. Futboldan, sağlığa, sanattan siyasete, kültürden hava durumuna kadar her yere müdahale etmeye çalışıyor. Şimdi sistem böylesi bir kriz yaşarken biz eğer başta Rêber Apo üzerindeki tecridi kırmak için mücadeleyi geliştirirsek çok yönlü bir mücadele kazanımı içerisine gireceğimize inanıyoruz. Tabi özgür yaşam için en başta kadınların mücadele etmesi gerektiğini düşündüğümüz için kadınlar olarak örgütlü gücümüzle seferberlik ilan ettik. Her yerde, her soruna karşı faşizmi yıkma duyarlılığı ile yaklaşırsak bize biçilen faşizm gömleğini yırtabiliriz, diye düşünüyoruz.

Tam da bu gerekçeyle Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak, özgürlük hamlesini tüm direnişlerin en büyüğü ve Rêber Apo’nun özgürlüğü temelinde zaferle taçlandırmak zorundayız. Bu tarihi sorumluluk, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü temelinde bir mücadeleyi daha güçlü yürütmeyi gerekli kılmaktır. Bu mücadelede atacağımız tüm adımlar Kürt halkı, ezilen halklar ve özgürlük mücadelesi yürüten kadınlar açısından dönüm noktası rolü görecektir. Özgürlük hamlesinin direnişi, Türk devleti ile tarihi bir hesaplaşmanın ve büyük kazanmanın aşaması olacaktır.

Bu özgürlük hamlesi uluslararası komplonun çöküşünü de beraberinde getirecektir. Rêber Apo bizler için ve tüm insanlık için fikirleriyle, düşünceleriyle yepyeni bir özgür yaşamın yolunu açmıştır. İşte bu dönemde eylem tarzımız büyük kazanmayı ortaya koyan tarz da olmasını ön görerek seferberliği gerektirdiğine inandık. Seferberlik çağrımız saldırının derinliğini, tehlikenin büyüklüğünün kavranması gerektiğini bir kez daha herkesçe kapsamlı bir biçimde bilince çıkarmak olmalıdır demiştir. Özgücümüze dayanarak tüm saldırıları bertaraf edeceğiz. İşte Rêber Apo’nun direnişi de bu minvalde tarihseldir. Biz de o direniş tarihinde bir özgürlük anı olmak için mücadele ediyoruz.

Seferberlik çağrınız sadece Bakurê Kürdistan ve Türkiye ile sınırlı bir seferberlik değil sanırım. Seferberlik ilanınızda bölgenin tümünde kadın mücadelesini böyle yürüteceğinizi ifade etmiştiniz. Nasıl yürüteceksiniz bu mücadeleyi biraz daha açabilir misiniz?

Elbetteki seferberlik sadece bir parça ile sınırlı değil. Toplumsal eylemler de açlık grevleri de sadece Bakurê Kürdistan ile sınırlı değildir. Zaten bir eylem başlayınca Kürdistan’ın tümünü etkiliyor. Bizim artık böyle bir gerçeğimiz var. Kaldı ki şimdi yapılan tüm eylemler dünyanın birçok yerine dağıldı ve Kürtlerle birlikte dostları da harekete geçti. Bu önemli bir durum bunu değerlendireceğiz. Bir de geçmişte sosyalistlerin, komüncülerin, toplum mücadelecilerinin halk düşmanı diyerek hedefledikleri kesimler vardı. Bunlara halk düşmanı dedikten sonra nefes alamazlardı, yaşayamazlardı. Şimdi AKP-MHP faşizmini de böyle görmek ve değerlendirmek gerek. Çünkü sadece Türkiye sınırları içinde değil Türkiye çevresinde herkese saldıran bir rejim var.

Sizin aracılığınızla açık söyleyeyim. Bazı duyumlar geliyor, tabi basına yansıyan yönler de oluyor. İşte kimi Güneyli güçler diyor ki Türk devleti sadece Bakur’u hedefliyor, bizi hedeflemiyor. O nedenle de Bakurlulara da saldırıyorlar. Hiç öyle değil. Türk devleti her yerde Kürde düşmandır. Her Kürde düşmandır. Öyle Sykes Picot’un belirlediği sınırlar içindeki tek bir parçadaki Kürde değil Kürdistan’ın tümüne düşmandır. AKP-MHP rejimiyle yönetilen Türk devletinin düşmanlığı da Suriye, İran, Irak devletleri gibi bir düşmanlık değildir. Bu diğer devletlerin başka dertleri de var. Ayrıca Kürdü bir beka sorunu olarak da şimdiye kadar görmemişlerdir. Ama AKP-MHP rejimi böyle değildir. Kürtlerin her yerdeki varlığını bir beka sorunu olarak görüyor. İşte bunun için Rojava’ya saldırıyor. Efrîn’i bu yüzden işgal etti.

KADIN MÜCADELESİ GİDEREK DERİNLEŞİYOR

Güney Kürdistan’ı bu yüzden işgal ediyor. Şeladizelileri bu yüzden vurdu. Lêlîkan’ı bu yüzden işgal etti. Hala da Güney işgaline bir dur demiş değil. Devam edeceğim diyor. Yani Kürdün yurdunu işgal ediyor, topraklarına kendi toprağı gibi yaklaşıyor. Şarkılarını türkülerini çalıyor, benimdir diyor. Dersim’de endemik bitki ve hayvan türlerini yok ediyor. Heskif’te camisini, şikeftini neyi var neyi yoksa taşıyor. Artık benimdir diyor. Efrîn’de zeytinini, yağını, sabununu çalıyor üstüne kendi etiketini vuruyor ve benimdir diyor. Tescilliyor yani. Şimdi bunun neresini biz komşuluk, kardeşlik olarak tanımlayacağız. Biz Türkiye halkıyla tabi ki ortak yaşam diyoruz. Ama AKP-MHP rejimi halk düşmanıdır, kadın düşmanıdır, doğa düşmanıdır, hayvan düşmandır, ahlak düşmanıdır, din düşmanıdır. Yine bu nedenlerden dolayı da baş düşmandır.

Mücadelemizin özgürlük seferberliğimizin bir yönü bu. Biz bu AKP-MHP faşizmine karşıtlığı bu temelde ele alıyor ve örgütlüyoruz. Ama işin birde uluslararası konjektür boyutu var. Herkes tartışıyor, konuşuyor dünyada giderek sağ eğilim güç kazanıyor deniliyor. Faşist iktidarlar her yerde boy veriyor diyorlar. Doğru biz de katılıyoruz bu görüşe. Ama bir yerden bu sağ iktidarlara darbe vurmak gerekli. Bir de Ortadoğu gibi olumlu-olumsuz yönleriyle insanlık tarihine model olan merkezin kadın özgürlük ve toplumsal özgürlük mücadelesi yürüten örgütlü gücü olarak kendimize şöyle bir misyon da tanıdık; biz eğer burada Türkiye’deki kara faşist gücüne bir darbe vurursak bu tarihi akışı da değiştirebiliriz.

Bir umut ışığı dünyadaki özgürlük mücadelesi yürüten güçlerine de yakmış oluruz. O nedenle başta Rêber Apo üzerindeki faşist uygulamayı kırmak istiyoruz. Tecridi kırarsak faşizmin en odaklı uygulamasını kırmış olacağız. Bir gedik açacağız. Ama bunu tek başına değil başta Kürt kadınları, Ortadoğulu kadınlar ve dünya kadınlarına seslenerek yapmaya çalışıyoruz. Sonuçlarda alıyoruz. Bakın Leyla Güven ve PKK-PAJK militanlarının öncülük ettiği açlık grevi direnişi böyle bir mücadelenin gelişmesine neden oldu. Kimi güçler bunu engellemeye çalışsa da zindanlardan sokağa taşan, sokaktan her türden meclise akan bir talep var. Engelleyemeyecekler. Kadın mücadelesi giderek derinleşip yaygınlaşıyor. İşte seferberliğimiz de bu yönlü gelişiyor.

Hamlenizi ilk olarak zindanlardan gelen bir ses karşıladı. Leyla Güven faşizmi yıkmak için tecridin kırılması gerekir diyerek açlık grevine başladı. Şimdi bu açlık grevi önemli bir aşamaya geldi ve AKP-MHP rejimini zorladı. Açlık grevleri ve toplumsal direniş eylemleri giderek yaygınlaşıyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgürlüğe yürüyen bir direniş var. Görüldüğü gibi halk da zindanlardan başlayan direnişe ses veriyor. Açlık grevlerinin öncülüğünü Leyla Güven ve zindandaki PAJK’lı ve PKK’li yoldaşların öncülüğünde yaygınlaşıp, halka mal olmaya başladı. Rêber Apo’nun İmralı’daki direnişi sayesinde çıtası yükselen devrim mücadelesini sahiplenmek, şehitlerimizin yarattığı direniş mirasını zafere ulaştırmak, halkımızın büyük bedeller ve acılar sonucunda elde ettiği devrim imkanlarını kalıcı ve sarsılmaz bir statüye kavuşturmak özgürlük hamlesinin ve dönemin en öncelikli militan-devrimci görevimiz durumuna geldi. Dikkat edelim AKP-MHP rejimi demokratik ulus çizgisine saldırıyor. Bakur, Rojava, Başur, Şengal, Maxmur, yurtdışı alanlarında ve Rojhılat Kürdistan’ında özgürce ve onurluca yaşamak isteyen özgür, iradeli bir Kürt nerede varsa bu özgür iradeye saldırıyor. Geliştirilen saldırılarla neyi amaçladıklarını değerlendirmiştik.

Başurê Kürdistan’daki özellikle Derelok ve Şeladızê beldesindeki halkımızın köylerine bombalar yağdırmasıda bundandır. AKP devleti tüm Kürtlerin düşmanıdır. Düşmanlık yapmaktadır ve Kürtler katledilmeli demiştir. Bu saldırılara Başur yönetiminin sivil insanları gözaltılar yapmasıda AKP gibi soykırım uygulayan bir devleti de cesaretlendirmiştir. Başur hükümeti halkın bu meşru ve tarihsel ayaklanmasının yanında yer alması gerekirken, TC’nin soykırım yapan, siyaseti desteklemiştir. Başur yönetimi aynı AKP-MHP iktidarı gibi hareketimizi hedef gösterdi. Ama halkın mücadelesi sonucunda bu hakikati değiştirememiştir. Kürtlerin ulusal birliğinden, Kürtlerin özgürlüğünden korkan bir faşizm vardır. Şimdi AKP-MHP faşizmine karşı halkın bu serhildanı da açlık grevlerinin hedeflediği düşmana karşıdır. Ortak bir hedef var ortada. Bu nedenle Şeladize serhildanını bu yönlü ele almak lazım.

HALK TÜRK DEVLETİNİN FAŞİST SALDIRILARINA KARŞI TUTUM ALMIŞTIR

Rojava’da da benzer bir saldırı vardır. AKP-MHP faşizmi orayı da hedeflemektedir. Fırat’ın Doğusu diye bir kavram atmış ortaya. Herkesi de bununla meşgul etmeye çalışıyor. Kaldı ki esas amacı da Fırat’ın Doğusu falan değildir. Biz bu Fırat’ın Batısı kavramını daha şark islahat planından bu güne kadar iyi tanır ve biliriz. Fırat’ın batısını 60 yıldan fazla bir süredir özel olarak hedeflemektedir. Bunu da yeri gelmişken belirteyim. Tabi esas mesele öyle doğu batı kavramıyla ilgili değildir. Fırat’ın Batısı başta olmak üzere her yerde Kürtlüğü hedeflemektedir. Bakın bu yüzden Dicle’nin doğusundaki Şeladize’yi hedefledi. AKP-MHP faşizmi merkezi hegemonyanın her yerde kurumlaştığı gibi Kuzey Suriye’de kurumlaşmasını istiyor.

Kürtlük olmasın, özgürlük olmasın, kadın özgürlüğü hiç olmasın diyor. Bu nedenle başta kadınlar olmak üzere Kürdistan halkı bölge halklarıyla birlikte Kuzey Suriye’deki Türk faşist saldırılarına karşı tutum almıştır. Orada da açlık grevleri yürütülüyor. Ama şimdi esasta orada Türk devleti işgal etmeye çalıştığı için buna denk bir mücadele olmak zorunda. Demokratik ulus birliği çerçevesinde eylemler yapılmaya çalışılıyor. Bunlar önemli. Bir de oradaki halkların çok önemli bir değerlendirmesi oldu. Biz Rêber Apo’ya Kürt Halk Önderi diyoruz. Ama oradaki farklı halklar Kürt Halk Önderi demek yeterli değil bizim de önderimizdir diyorlar. Bu nedenle demokratik ulus önderliği daha iyi olabilir diyerek tecride en önemli tavrı almış oldular.

POLİTİK ZENGİNLİK VE YARATICILIK ÖNEMLİ

Açlık grevlerinin temel amacı olan tecridi kırmayı bölge halkları düşmanın tüm saldırılarına inat başarmaya çalışıyor. Tabi bu kapitalist modernitenin Ortadoğuluların zihninde kurduğu tecridi kırmak anlamında önemlidir. Temel adımlardan biridir diyebiliriz. Bunun pratik siyaset ve toplumsal alana yansımasına ihtiyacı var. Bu nedenle Kuzey Suriye sahası Leyla Güven’in eylemine bu minvalde yaklaşması daha bir önem kazanıyor. Yani imkanlar oldukça geniş ve fazladır.

Şimdi Rojhilat’da da bazı anneler destek amaçlı açlık grevleri yaptılar. Bunlar da oldukça anlamlı. Ama tecridi kırmak için Leyla Güven’in eylemlerini tekrar etmek yerine Rojhilat toplumu olarak üzerimizde kurulmaya çalışılan tecridi kırmaya çalışmak sanırım daha iyi olabilir. Bakur’un koşulları, zindanların koşulları, Rojava’nın, Güney’in Rojhilat’ın koşulları aynı değildir. Bu nedenle aynı eylemler aynı sonuçları vermeyebilir. Kadının hak ve özgürlük mücadelesini yükseltmek, kadının içinde tutulmaya çalışıldığı tecritten kurtarmak da tecridi kırmak ile ilgilidir. Yine İran devletinin Türk devleti ile ortak politikalar içine girmesini engellemek de bununla ilgilidir. Kısacası politik zenginlik ve yaratıcılık önemli oluyor.

Kürdistan’da dünyanın her tarafından açlık grevi eylemleri olurken, birde birçok çevre Leyla Güven’i desteklediklerini söylüyor. Bu eylemleri nasıl yorumluyorsunuz?

Tabi ki Kürdistan’ın dört bir tarafından açlık grevi eylemleri ve halk eylemleri de oluyor. Buna kimse sessiz kalamazdı. Dünyanın birçok merkezindeki Kürtler açlık grevi eylemlerine başladı. Bu Kürdistanlılık, ulusal kimlik, yurt bilinci bunların hepsinin toplamı olarak da Rêber Apo’da kendi kimliğini görmeyle ilgili bir durum. Tutum alınıyor. Sessiz kalınmıyor. AKP-MHP rejiminin ve ABD gibi bir merkezi hegemonyanın aldığı kararlara da bir tutum oluyor. Bakın siz Rêber Apo’yu istenmeyen kişi ilan ettiniz, uluslararası komployla Türkiye’ye teslim ettiniz. Özgürlük hareketini terörize ediyorsunuz, en son PKK yöneticileri hakkında karar da çıkardınız. Kürt olmak, özgür yaşamda ısrar etmek suçsa ben bu suçun ortağıyım diyor Kürtler. Yani tecridi böylece kırmaya çalışıyor. Kapitalist moderniteye de onun Kürtler üzerindeki uygulayıcısına da Kürtleri tek tek kriminalize edilmesi kalıyor. Hadi bunu yapıyor diyelim. Ama Kürtler de kadınlarda buna izin vermiyor. Şimdi bunun en güzel örneği Strasbourg’daki eylemciler. Merkezi hegemonyanın tüm kurumlaşmasını sağladığını düşündüğü merkezde eylem yapıyorlar.

Leyla Güven, zindanlardaki PKK-PAJK’lı tutsaklar, Strasbourg’daki eylemciler, Hewler, Britanya, Kanada, Maxmur, sanırım bu röportaj yayınlanana kadar daha birçok merkezde eylemler daha farklı katılımlarla genişleyecek. Bunlar olurken dünyadaki birçok tanınmış aktivist, akademisyen, sanatçı, yazar, gazeteci, hukukçu, siyasetçi Leyla Güven’in eylemini desteklediklerini açıklıyor. Bu kişiler kendi sistemlerini de zorluyorlar AKP-MHP sistemini de zorluyor. Bu toplumsal direnişimizin yaygınlık kazandıkça AKP-MHP’nin tasfiye siyaseti zayıfladığını gösteriyor. Çünkü Rêber Apo üzerindeki tecridi kırarken toplumsal özgürlükler üzerindeki tecridi kırıyoruz. Böyle görmek lazım bu eylemleri tam da bu nedenle Rêber Apo’nun özgürlüğü bizim özgürlüğümüzdür dedik.

En son bu eylemler nasıl bir aşamaya geldi?

Tek kelimeyle faşizmi köşeye sıkıştırıyor. AKP-MHP böylece darbe alıyor. Yıkılmaya, çöküşe doğru gidiyor. Tüm bunlardan hareketle de faşizmin geriletilmesi, kadının toplumsal direnişteki refleksi ve örgütlü duruşuyla başaracağız. İşte Leyla Güven ve zindanlar bunun öncülüğünü yapıyorlar. Kürtler, varlığını korumak, özgür, iradeli ve onurlu bir yaşam sürdürebilmek için, bu soykırıma karşı tüm gücümüzle her yerde direniyoruz. Kürt halkı Ortadoğu’nun dili, kültürü, ekonomisi, kendine has yönetim sistemi ile kadim ve asli bir halkı olmasına rağmen, dünya devletler sistemi içinde kimliği, varlığı kabul edilmek istenmiyor. Ama bunun karşısında giderek büyüyen bir direniş var. Bu nedenle AKP-MHP rejimi de merkezi hegemonya da istediği gibi sistemini kuramıyor. Yani kapitalist modernitenin başına bela olmuşuz.

Örgütlü kadınlar, örgütlü Kürtler sistemi zorluyor. Hem sistemin 3. Dünya Savaşı krizi var, varlık ve kendini sürdürebilme krizi var. Hem de bunların hepsiyle birlikte biz onların rahat nefes almasına izin vermiyoruz. Ama tabi onlarda bizim rahat nefes almamıza engel oluyor. Savaş böyle kıran kırana. Şu an biz inisiyatifliyiz. Burada hemen şuna dikkat çekmek istiyorum, bazen duygusal yaklaşımlarımız öne çıkabiliyor. Duygularımızı mutlaka politikleştirmek durumundayız. Kazanmak için politik zenginlikle yaklaşıp politik hamleler yapmalıyız. Bedeller olabilir, ama sonunda tecridin kırılması ve faşizmin yıkılması var. Böyle düşünelim. Bakın Leyla Güven ne kadar güzel kendi eylemine ideolojik ve politik bir izah getiriyor. Bedeller olabilir ama ben bu bedeli göze alarak sonunda özgürlüğü görerek yapıyorum diyor. Bu yurtseverliği, anneliği, özgürlüğü nasıl toplumsal bir politikaya dönüştürdüğünün izahıdır.

FAŞİZM DARBE ALDI

Bizim değerlerimizi, Ortadoğu’nun insanlığa, demokrasiye, ortak yaşama ait tüm değerlerini kapitalist modernite ile uyumlu hale getirmeye çalışıyorlar. Bunun karşısında bölgede birçok güç direniyor. Ancak demokratik temelde ve kendini de inşa ederek örgütlü direnen öncülük eden Kürtler ve kadınlar olmaktadır. Ortadoğu’da en aktif ve örgütlü mücadeleyi yürüten Kürtler ve kadınlar demokratik ulus paradigmasını giderek hayata geçiriyorlar. Bugün bu paradigmayı benimseyen yüzlerce açlık grevi eylemcileri var. Onların şimdiye kadar elleriyle inşa ettikleri bir emek var. Bunların hepsini hesaba katarak politik adımlar atmak zorundayız. Leyla Güvenler, Strasbourg eylemcileri, Hewler, Maxmur, Biritanya, Kanada ardı gelmeyen birçok eylemci, yine sokağa dökülen halkımızın yarattığı değerler var. Faşizm karşısında büyük bir direnişi geliştirerek soykırımcı egemen güçlerin hesaplarını bozduğumuz için faşizmi yeniden düşünmeye sokmuştur.

Faşizim darbe aldı. Kesinlikle daha fazla direniş ve halkın toplumsal duruşu ve eylemselliği faşizm gerileyecektir. Bunu başaran Rêber Apo öncülüğünde bilinç edinmiş savaşan halk gerçekliğidir. Burada halkın toplumsal direnişteki başarısı ve örgütlülüğü her şeyi belirleyecektir. KJK’nin Önderlik hamlesi, salt eylemlerden ibaret olmadığını bir kez daha önemle vurgulamayı gerekli görmekteyiz. Tüm saldırıları bertaraf edecek en büyük garanti devrimci halk savaşı temeline her şeyi ile örgütlenmiş toplumdur. Buna dayalı toplum örgütlenmemiz halkların özgür geleceği olmaktadır. Kadınlar olarak her parçada kadın sistemimizi derinliğine inşa etmek, devrimci halk savaşına en nitelikli bir biçimde öncülüktür. Ortadoğu’nun özgür geleceği de Rêber Apo’nun özgür yaşar ve özgür çalışır koşullarının oluşmasına bağlıdır.

Eylemler enternasyonel boyutlara da ulaşıyor. Destek eylemlerini nasıl görüyorsunuz?

Dünyanın her yerinde Rêber Apo’nun özgürlük paradigmasını benimseyen enternasyonal bir duruşla sahiplenmede yaşanan örgütlülük faşizimi ve egemen güçlerin planlarının hiçte öyle kolay pratikleşmeyeceğinin görülmesi oldukça önemli olmaktadır. Leyle Güven öncülüğünde direniş özgürlük yürüyüşünü oluşturuyor, gelişiyor ve toplumsallaşıyor. Tüm egemenlerin korkulu rüyası da bu oldu. Rêber Apo tüm insanlığın ihtiyacı olan düşünceyi, özgürlük felsefesinin mimarı olduğunu bugünkü sahiplenmeden de görebiliriz. Ancak bu sahiplenmeyi milyonlara ulaştırmalıyız.

Bu özgürlük hamlesini Rêber Apo’nun yetiştirdiği kadınlar, gençler, halkı olarak en derin idrakini yaşayarak, şu ana kadar yürütülen hamleden daha fazla sonuç çıkararak, tarihsel rolümüzü oynamanın zamanıdır. Her şeyiyle yıllardır çalışan yurtsever halkımız ve çalışan dostlarımızın bu özgürlük hamlesine güçlü katılmaları önemlidir. Bizler her şeyiyle bu hamleye odaklanmış halk, kadrolar, çalışanlar olarak; Rêber Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullarına oluşturarak, tarih karşısında en büyük görevimizi yerine getirmenin zamanını yaşıyoruz. Her yerde binlerce çalışan ve kadın kadrolar olarak, kendi özgür geleceğimizi örerken, özgürlük hamlesini de bundan bağımsız görmemek ve başarıyı, kazanımlarımızı kalıcılaştırmak olmalıdır.

Hamlenin AKP-MHP rejimini zorladığını söylediniz. Mehmet Öcalan’ı Kürt Halk Önderi Öcalan ile görüştürüp, eylemi kırmak istediklerini de daha önce açıklamıştınız. Bu konuda önemli değerlendirmeleriniz oldu. Geçtiğimiz günlerde Leyla Güven tahliye edildi. Kendisi de bu durumu değerlendirdi. Ama KJK olarak siz nasıl değerlendirdiniz bu tahliyeyi?

Rêber Apo’nun özgürlük çizgisi Kürdistan’da, Ortadoğu’da soykırım politikalarına öldürücü darbeyi vururken, darbelenen soykırım politikalarını, güncelleyerek devreye koymaya çalışıyor. Biz de kapitalist modernitenin kendini yenileme yöntemlerini görerek, karşısında demokratik devrim cephesi olarak örgütlenmek ve varlık gösterebilmek için 2019 yılının mücadele duruşunun ilk 6 ayını seferberlik hali olarak belirledik. Birincisi, Önderliğimizin 4 yıldır dışarıyla irtibatı tümden kesilip, korkunç bir tecrit durumu yaşanırken ve yine sağlığı, güvenliği ve yaşamı ile ilgili hiçbir bilgi alınamazken bir eylem geliştirdik.

AKP-MHP faşist rejimi birden bire Mehmet Öcalan’ı Rêber Apo’nun yanına apar topar götürdü. Bu konuya ilişkin daha önce de açıklamalarımız oldu. Bu direnişi kırmak amaçlıdır demiştik. Kuşkusuz bunda halkımızın ve hareketimizi yürüttüğü direniş de etkili oldu. Ama bizim ifade ettiğimiz tecridi kırmak, Rêber Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullarını sağlamaktır. Faşizmin amacı ise; zindanlarda ve Leyla Güven öncülüğünde gelişen açlık grevlerini ve halkımızın direnişini boşa çıkarmak olmaktadır.

Bir görüşmeyle Rêber Apo’nun özgürlüğüne kilitlenen bu kutsal halkın direnişini kırmaktı. 2016’da yaptıkları gibi direnişi sonlandıracaklarını düşünmüştü. Ama toplum ve Rêber Apo tecrit altındadır, biz tecrit altındayız. Öyle bir görüşmeyle hele birde 15 dakikalık bir görüşmeyle tecrit kalktı eylemlerimizi sonlandıralım diyemeyiz. Yoldaşlarımızın emeklerine saygı açısından bile olsa böyle bir yüzeysellik içine düşemeyiz. Kaldı ki bu konuda Leyla Güven, Starsbourg direnişçileri, zindanlardaki PKK ve PAJK militanları en güzel tutumu koydular. Kırıntı değil dünyayı istiyoruz dediler. Yani Önderliğimizin özgür yaşar ve çalışır koşulları oluşmadan, asla direnişimize son vermeyeceğiz dediler. Biz de bu mesajı çok önemli buluyoruz.

NORMAL KOŞULLAR OLSAYDI LEYLA GÜVEN’İ TAHLİYE ETMEYECEKLERDİ

Rêber Apo’nun tecridi toplumun, kadının tecrit altında tutulması demektir. Ne salt avukat görüşü, ne salt aile görüşü bu durumu değiştirebilir. Leyla Güven yoldaş çok güçlü ifade etti. Faşizmin oyunlarını biliyor ve görüyoruz. Hiçbir şey bedelsiz olmuyor, bedel ödemeye hazırız. Şimdiye kadar yürüttüğümüz mücadele de bu minvaldeydi. Biz her gün şehit veren bir halkız ve hareketiz. Tüm kazanımlarımızı bedeller vererek inşa ettik. Kısacası Önderliğimizin özgürlüğünü istiyoruz. Başka şeylerle duracak, durduracak değiliz. Tabi ki bunun kararlı mücadelemizle kazanacağımız bir hakikat. Kadınlar olarak bizleri en çok etkileyen tutum da sevgili Leyla yoldaşımızın yetersiz yoldaşlık öz eleştirisi olmuştur. O eleştiriye karşılık biz daha kararlı bir mücadele ivmesi yakalayacığız.

Baş düşmanımızın nefessiz kaldığı, türlü türlü oyunlara baş vurduğunu da biliyoruz. Tabi biz onun nefessiz bırakıyoruz, halkımızın mücadelesi, Rêber Apo’nun mücadelesi onu nefessiz bırakıyor. Dolayısıyla sıkışan faşizm çıkış arıyor. Dışarıdan da oldukça yoğun bir baskı olduğu görülüyor. Bu nedenle Leyla Güven’i de normal koşullar altında olsaydı tahliye etmeyecekti. Ama mücadelemiz karşısında nefessiz kaldığı için Rêber Apo’nun mücadelesi onu nefessiz bırakıyor. Dolayısıyla sıkışan faşizm çıkış arıyor. Dışarıdan da oldukça yoğun bir baskı olduğu görülüyor. Bu nedenle Leyla Güven’i de normal koşullar altında olsaydı tahliye etmeyecekti. Ama mücadelemiz karşısında nefessiz kaldığı için, dış güçlere de bakın işte ben özgür bir ortam yaratıyorum, artık yapacağım diğeri zaten suçludur, bundan öte onun için yapacağım bir şey yok dercesine bir tutum içine giriyor.

Toplumsal muhalefetin argümanlarını elinden almak istiyor. Yine tekrar ediyorum Rêber Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşulları oluşmalı, yoksa eylemlerimizden tek bir adım geriye atmayacağız. Leyla Güven’in biz görevimizi yerine getirmediğimiz için Önderliğimiz zindanda, üzerinde tecrit uygulanıyor ve toplum üzerinde tecrit uygulanıyor değerlendirmesini de bu minvalde ele alıyoruz.

31 Mart’da Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yerel seçimler yapılacak. Türkiye demokrasi cephesi de seçimlere hazırlık yapıyor. Faşizmin yıkılması, tecridin kırılması anlamında seçime nasıl bir yansıma olacak?

Faşizm bir erkek ideolojidir. Dolayısıyla her yerde hep kendisi olmak ister. Başka rengi kabul etmez. Ama kadınların öncülüğünde gelişen direniş giderek sonuç vermektedir. Çünkü eylemcilerin talepleri sadece görüşmeler olsun değildir. Tecrit kırılsın derken, aslında Rêber Apo özgür olmalıdır denilmektedir. Onun için bu direniş hamlesinin, zafer hamlesinin, özgürlük hamlesi özgürlükle sonuçlanmalıdır. Bu direniş ruhu da Bakurê Kürdistan ve Türkiye’deki yerel seçimleri de önemli oranda etkileyecektir. Bin bir hile ile aldıkları belediyelerin yeniden kazanılması oldukça önemlidir. O belediyeleri Kayyum adı altında AKP-MHP rejiminin gasp etmesi Kürtlerin iradesini kırıp, tecrit etmekle ilgisi vardır. Buradan hareketle başta kadınlar olmak üzere tüm demokrasi çevrelerinin de seçimleri demokrasi seferberliği ile yaklaşması önemlidir.

Yerel seçimler AKP-MHP faşist ittifakının zayıflatılması açısında oldukça önemlidir. Bakurê Kurdistan Rêber Apo için sürekli değişik süreçlerden rolünü oynamıştır. Direniş ve özgürlük hamlesine yatırım çalışmak, seçime de yatırımdır. Hamlemizin seçime de ciddi yansımları olacaktır. Halkımız Rêber Apo’nun üzerindeki tecridi kaldırmak, iradesi üzerine konulan tecridi kaldırmak için sandıklara gidip, sandığa sahip çıkmalıdır. Seçimde ve bu direnişte halkımız ve kadınların seçim çalışmasında gösterecekleri çalışma performansı oldukça önem kazanmıştır. Ne yapıp edip, seçimden kazanmayı geliştirmek başat olmalıdır.

Son olarak gelişen direniş hamlesinin öncülüğünü Leyla Güven, onu takip eden Evin Kaya, Kibriye Evren, Nesrin Akgün, Nevin Gökçe, Hacer Yusuf, Nurgül Başaran, Dilek Öcalan, Gülistan İke, Fadile Tok, Selma Irmak, Sabahat Tuncel ve daha adını sayamadığımız elinin üstünde kadın yapmaktadır. AKP-MHP öncülüğünde gelişen kadın ve halklar düşmanı faşizmi yenilgiye uğratmanın zamanı ve imkanı bu direnişle oluşmuştur. Yeter ki kendimize inanalım, güvenelim ve bu temelde direnişi örgütleyerek, sürekli eylem halinde olalım. Milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi politikalardan beslenen Erdoğan kaybedecek, Rêber Apo’nun özgürlük hamlesi ve direniş ruhu hep kazanacaktır.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bir Cevap Yazın