Psikolog Zilzal, ziyaret ettiği Êzidîleri anlattı

Psikolog Berivan Zilzal, kamplarda ziyaret ettiği Êzidî aileler ve çocuklarla ilgili gözlemlerini anlattı.

0
17

DAİŞ çetelerinin Êzidî halkına yönelik gerçekleştirdiği katliamdan sonra Kürdistan’daki birçok kampa yerleşen Êzidî halkının yaşadığı acıların ve travmanın üzerinden 4 yıl geçti. Birçok defa gönüllü olarak bu kamplarda bulunan çocukları ziyaret eden Kürt psikolog Berivan Zilzal, gözlemlerini ANF’ye anlattı.

‘ÇOCUKLAR SALDIRGANDI’

Kürdistan’ın güneyinde, Êzidî halkının bulunduğu kampları ziyaret edip, terapi ve psikolojik destek verme kararına nasıl vardığını anlatan Dr. Berivan Zinzal, şunları söyledi:

“Güney’deki bir arkadaşın, gecenin geç diyebileceğimiz bir saatinde beni arayıp ‘Bêrîvan, kampta bir çocuk gördüm; uyuyamıyorum, lütfen gel’ demesi hikâyemizi başlatan cümle oldu. Arkadaşımın ‘gördüm’ dediği çocuğun videolarını bana yollaması benim için de uykusuz gecelerin başlangıcı oldu. Videodaki çocuk 5 yaşındaydı. 2,5 yaşında iken IŞİD tarafından alıkonulmuş ve iki buçuk sene boyunca onlar tarafından eğitilmişti. Saldırgandı, somurtkandı, kavgacıydı, Arapça dışında dil bilmiyordu, Kürtçeyi unutmuştu ve annesi ile iletişim kuramıyordu, etrafındaki her canlıya zarar veriyor ve bundan büyük keyif alıyordu. Oyuncak gördüğünde bile Allah-u Ekber deyip elleriyle oyuncak bebeklerin kafasını bedenlerinden ayırıyordu, oyuncakçıya gittiğinde ise elini attığı tek şey silahtı. Amacım, çocuğu yakından görmek ve bir iyileştirme, normalleştirme sürecine girmekti. Anneliğimin vermiş olduğu duyguları da hesap edersek, gitmemem, seyirci kalmam beni ömür boyu bir sorgulama ve keşke ile karşı karşıya getirecekti.”

‘ÇOĞU KADININ BİLEKLERİ KESİKTİ!’

Ziyaret ettiği kamplarda nasıl bir tabloyla karşılaştığına ve yaşanılan travmalara değinen psikolog Zilzal, şöyle devam etti:

“Kampa girdiğimde ilk olarak giydiklerimden utandım. Kış mevsimiydi, soğuktu, üzerimdeki monttan utandım, arabadan inmeden çıkardım çünkü beni aralarına kabul etmeleri için, sağlıklı ve samimi bir ilişkilenme için onlardan biri olmalıydım. Psikolog olduğuma dair herhangi bir belge görmek istediler. Çünkü kampa gelen herkesle konuşmuyorlardı ve bu konuda ilk zamanlara oranla daha titiz davranıyorlar, sorguluyorlardı. Bunun altındaki sebep yaşadıkları travmaların sonuçlarıydı. Güven duygularını yitirmişlerdi ve canlı bomba olabileceğimi dahi düşünmüşlerdi. Neyse ki buna hazırlıklı oluşum ve ilişkilenme tarzım ile bunu çok kısa sürede atlattık. İlk dikkatimi çeken durumlardan birisi genç kadınların giyimleriydi. Hemen hemen hepsinde kahve ve siyah tonlar dışında bir şey görmeniz neredeyse imkansızdı. Saçlarının tek telini dahi görmeniz mümkün değildi. Bunun sebebini sorduğumda şöyle bir cevap ile karşılaştım: ‘Bêrîvan bizim yasımız bu. Kimin birinci dereceden yakını ölür ise bir yıla kadar koyu giyer, saçlarımızı örteriz. Bunu IŞİD’in etkisinde kalmış ve değişime uğramış gibi algılamayın lütfen, bizim yas tutma biçimimiz budur.’ 

Bunun dışında neredeyse her çocuğun boynunda kolye gibi takılmış bir resim vardı. Bütün resimler erkeklere aitti. Kiminin babasına, kiminin ağabeyine, kiminin kardeşine aitti resimler. Diğer ve en çok etkisinde kaldığım bir diğer durum ise kadınların çoğunun bileklerinin kesik olduğu idi. Bazılarındaki kesikler hâlâ açık ve iltihaplıydı; çok üzülerek belirtmek isterim ki bazıları bir değil birkaç defa intihara bu yöntem ile kalkışmıştı. Çünkü defalarca köle pazarlarında satılmış ve toplu tecavüzlere maruz kalmışlardı. Sadece kendilerine değil, en sevdiklerine de uzatılmıştı kirli eller, kardeşlerine, çocuklarına hatta annelerine…’’

‘RUHLARINDA DERİN YARALAR AÇILMIŞ’

Zilzal, şunlara da değindi:

“Çoğunluğunun kadın ve çocuk olduğu 17 bin kişilik bir kamptı; fakat aralarında daha çok zaman geçirdiğim yer kampın hemen yanına kurulmuş 16-17 hanelik bir çadır kentti. Burada çocukları saymaz isek sadece bir erkek vardı. O erkeğin hikâyesini anlatmadan geçemeyeceğim. Kendisi peşmergedir, Şengal’in Solax köyünde yaşıyordu, soykırımın olduğu günden iki gün önce Zaxo’ya geçmiş. Amcasının kızı ile evlidir. Üç kızı ve eşine tam olarak iki sene sonunda kavuşabildi fakat eşinin yaşadıklarından ve defalarca satılmış olmasından dolayı bir arada duramıyorlardı. Kendisi her ne kadar bu durumu kabul etse de; kadın kaçıyor, konuşmuyor hatta adamın ısrarcı oluşundan kaynaklı kavgalar dahi oluyordu. Dördüncü seansımız sonucunda bir hayli yol katettik. Kampa ikinci gidişimde ikiz bebek haberi aldığımda çok duygulanmıştım. Şimdi ikizlerin isim annesiyim ve kendi ikiz çocuklarım Zin ve Zal kadar seviyorum. 

Bu insanların ruhunda derin yaralar açılmış; güvensizlik, korku, uyku problemleri, şüphecilik hemen hemen hepsinde mevcuttu. Bunların uzman ekipler tarafından rehabilite edilmesi gerekir. Evet, yaşanılanların kabul edilebilir herhangi bir yanı yok fakat hayatın başka renklerinin olduğununda tekrar farkına varılması gerekir. Bu yüzden sizin aracılığız ile belirtmek istiyorum ki lütfen gidin, gitmek için hekim olmanız gerekmiyor. Vicdanınızı ve sevginizi sırtlayıp yola çıkın ve o çocukların, kadınların gönül sofrasında ağırlanın.”

‘HER ANLAMDA YARDIMLAŞMA İÇİNDEYDİLER’

Birden fazla kampı ziyaret edip, psikolojik destek veren ve kampların koşullarına dikkat çeken Dr. Zilzal, şunları kaydetti:

“Bazı aileler akraba ziyaretine gitmek istediklerinde eşlik ediyordum. Bu şekilde farklı birkaç kampı ziyaret etme fırsatım oldu. Yan yana geldiklerinde en az yarım saat ağlıyorlar ve sürekli yaşadıklarını konuşuyorlardı. Sonradan ulaştıkları resimlere ve videolara bakıp uzunca sohbet ediyorlardı. Birbirlerine her anlamda yardımcı oluyorlardı. Bütün kamplarda aynı durumları ve duyguları yaşadım. Acının her yerde aynı olduğunu ve zamanla hafiflemeyen acılar olduğunu bir kez daha somut olarak yaşadım. Tek farklı olan yer Şengal’di. Şengal’e gittiğimde acı ile birlikte büyük bir korku ile karşılaştım. Tekrarlanabilecek olması konuşuluyor ve kampta dahi bir nöbet hali söz konusuydu. Hatta biz gitmeden bir gece önce bize gelmeyin, buralar tekin değil denildi ama çok yaşlı bir annemizin ölmeden önce Şengal’i bir kez daha görmek istiyorum demesi ve ısrarcı oluşu bizi oraya doğru yola çıkardı. Çünkü herkes gibi o anne de doğduğu toprakları solumak istedi.”

‘HEPSİNDE TRAVMANIN İZLERİ VARDI’

Zilzal, çocuklarla nasıl iletişim kurduğunu ve bunun zorluklarını ise şöyle anlattı:

“Benim gidiş kapımı bir çocuk açmış olsa da çoğunda aynı travmalar vardı. Birini diğerinden ayırt edemedim. Hepsinde vardı DAİŞ’tan izler ve hiçbiri bunun farkında değildi. Onlara göre herkes herkese istediğini şiddet ile yaptırabilirdi, bu yüzden kampta büyük kavgalara hatta yaralanmalara sebep oluyordu. Bende de izler oluştu, videodaki çocuk ile yakınlık kurmaya çalışırken birden saldırıya geçti, ben sakinleşmesi için çabalasam da bu çabam sonuçsuz kaldı ve neticede kolumu çocuğun dişlerine kaptırmakla kalmadım, ciddi oranda kesik oluştu. İlk zamanlar çocuklar tepkisizdi, kendi kendime şarkılar söyledim, erbane çaldım, oyunlar kurdum, zamanla bana eşlik ettiklerini ve sonucunda mutlu olduklarını gördüm. Kolye, bileklik, küpe vb. yapmak için götürdüğüm boncukları beraber diziyorduk, tırnaklarını kesiyor, saçlarını tarıyordum. Onlara sıcak ve soğuk günlerde oynayabilmeleri için bir oda tuttum ve oyuncak ile doldurdum. İstanbul’da oyuncak toplamak için etkinlik yaptık ve sonucu tahmin ettiğimden güzel oldu. Bu konuda başta sevgili Salihê Kevirbirî ve Kerem Tekoğlu olmak üzere desteklerini esirgemeyen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum tekrar. Kız çocuklarıyla ilişkilenmem daha kolay oldu, erkekler biraz daha saldırgandı çünkü kızlar Kur’an kurslarına gönderilip anneleriyle zaman geçiriyor, erkekler ise barbarca eğitiliyorlardı ve bu eğitimin içinde maalesef kadını yok saymak, kadına zarar vermek de yer alıyordu. Erkek çocuklar çoğu defa saçlarımı çekip ‘günah’ dedi, onlara anlatmaya çalıştığımda daha çok tepki veriyorlardı, çünkü çoğu Kürtçeyi anlamıyordu. Zamanla birçok problemi alıp güzel sonuçlar elde ettik. Çocuklar ile iletişime geçmeden önce anneleri ile konuşup detaylı bilgi alıyor ve ona göre bir yol haritası belirliyordum. Çünkü bir çocuğun önceden neler yaşadığını, yemek düzenini, diğer çocuklar ile iletişimini, varsa uyku problemlerini, uykudaki hareket biçimlerini vs. bilmem iletişimimi kolaylaştırıp sonuca daha hızlı gitmemi sağlıyordu.’’ 

‘KÜÇÜK TEBESSÜM BÜYÜK MUTLULUK YARATIYOR’

Kürt Psikolog Berivan Zilzal, son olarak şunları dile getirdi:

‘’Kampa ikinci gidişimde İsveç’ten bir yönetmen ile tanışma fırsatım oldu. Sohbet ettikten sonra çalışmalarımızı takip etmek istediğini, her yere kamera koymayı ve bu terapileri belgefilm yapmayı teklif etti. İleride bu yazdıklarımın çoğunu izleme imkanınız olacaktır. Fakat ne olursa olsun dışarıdan izlemek ile birebir içlerinde olmak başka bir durum. Dönüşlerim zorluydu, dışarıdan bakılınca psikologların güçlü olması gerektiği gibi bir algı var. Psikolog olmak duygusuz olmak değildir. Yemek  yemediğim, uykusuz kaldığım günler oldu. Onları dinlerken güç vermek adına sessiz kalıp sonradan bir köşeye çekilip hıçkıra hıçkıra ağladığım çok zaman oldu. Sonra kocaman bir aile olduğumuzu ve beraber yemekler yaptığımızı, gülebildiğimizi, birbirimize artık güvendiğimizi fark ettim. Hatta ‘Anneler Günü’nde kendilerine özgü giydiklerini bana hediye etmeleri ve sen artık kızımızsın demeleri hayatım boyunca unutamayacağım bir an idi. İyi ki gittim, iyi ki gördüm, iyi ki dokundum hâlâ kanayan yaralarına. Lütfen gidin, orada sizi kocaman yürekli insanlar bekliyor. Gidin ve ufak bir tebessümünüzün karşılığının ne kadar eşsiz bir mutluluk ile sonuçlanacağını görün.”

Bir Cevap Yazın