Bu dünyadan bir Şêrko geçti ama gitmedi…

Şair Nazım Hikmet için bu dünyadan bir Nazım geçti denir. Bu söz Kürtler için en az Nazım kadar büyük bir şair olan Şêrko Bêkes için de söylenebilir. Ve bu dünyadan bir Şêrko geçti ama gitmedi...

0
64

Şêrko Bekes, dağın, doğanın, kurdun, kuşun, yoksulun, rüzgarın, kavganın, direnişin, özlemin, hasretin, yoksulun, tanrıyı adalete davet etmenin, özgürlük ve yüreğinden hiç bir zaman eksik etmediği Kürdistan’ın, Kürdistanlıların yüreğinde taht kuran şairiydi. Başurê Kürdistan’da, Rojhilatta, Bakur’da, Rojava’da on yıllar, yüz yıllar boyu süren kavganın sesi oldu. İran’da dar ağacına çekilen yiğit Kürt Kızı Şirin Elemhuli ve arkadaşları dar ağacına götürülürken onlardan önce Şêrko Bêkes’ın yüreği konmuştu o dar ağacına.

Uluslararası komplo ile Türkiye’ye teslim edilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a komployu yapanların nefreti oldu Şêrko Bêkes… Şiirleri, doğa, direniş, rüzgarın, özgürlüğün, umut ve başkaldırı kokan büyük şair Şêrko Bêkes beş yıl önce arkasından büyük bir külliye bırakarak aramızdan ayrıldı. Kürt edebiyatında büyük katkıları olan ve kısa şiirin öncüsü olarak kabul edilen Bêkes 2 Mayıs 1940’ta Süleymaniye’de doğdu. Ünlü Kürt şairi Faik Bêkes’ın oğludur.

‘EVİMİZDE ÇIRA VE MUM YOKTU, ŞİİRLE AYDINLANIYORDUK

Babasının siyasi ve edebiyatçı kimliğinden dolayı siyaset ve edebiyatın başat olduğu bir ortamda büyüyen ve büyüdüğü ortamı “Evimizde çıra ve mum yoktu, şiirle aydınlanıyorduk” sözleriyle tanımlıyordu, Şêrko Bêkes. Babasının ölümünden sonra zorlu bir gençlik dönemi yaşadı ve 15 yaşındayken Komünist Parti’de siyasi faaliyetlere başladı. Ancak onun değimiyle, edebiyat ve şiir, “her zaman hem birinci hem de ikinci sırada” geliyordu. 1958 yılında Ebdulkerim Qasim’in inkılabından sonra Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) içerisinde faaliyet yürüten Şêrko, daha sonrasında ise Komeleyî Azadiya Jiyaneweyî Kurdistan (KAJK) içerisinde siyasi faaliyet yürüttü.

KAJK’tan sonra hiçbir partiye üye olmadığını söyleyen Şêrko Bêkes, ulusal mücadeleyi de hiçbir zaman sadece partilerin işi olarak görmeyip 1964’teki Eylül Devrimi ve 1975’teki Şoreşî Nû’da (Yeni Devrim) bir pêşmerge ve bir basıncı olarak aktif yer aldı. 1965’li yıllarda Balekiyati’deki “Dengê Şoreşê (Devrimin sesi)” radyosundan yükselen “Lêre dengê şoreşêye (Burası devrimin sesidir)” ses, Şêrko’ya aitti. Şiirleri Kürtçenin diğer lehçeleri başta olmak üzere birçok Avrupa dilleri ile Türkçeye de çevrilmiştir.

5 YIL ÖNCE ŞİİRLER, YILDIZLAR VE KELEBEK RÜYALARINI BIRAKARAK GİTTİ

1987 yılında İsveç Peni tarafından verilen Tocholski ödülünü aldı. Daha sonra önemli Kürt şairlerinden Pire Mêrd adına verilen ödülü aldı. Öldüğü güne kadar 1998 yılında kurulan Serdem adındaki kültür merkezinin başkanlığını yürüttü. 31 tane yayımlanmış kitabı var. 1993 yılında Kürt Federe bölgesinin 1 yıl süre ile Kültür Bakanlığını yaptı. Bakanlık yaptığı dönemde de bakanlığını yaptığı hükümetin anti demokratik uygulamalarına tahammül etmeyerek kabineden ayrıldı ve bir daha benzer görevler almadı.

Beş yıl önce hayata yumup aramızdan ayrılan Şêrko Bêkes vasiyeti üzerine Süleymaniye’deki Azadi Parkına gömüldü. Azadi Parkına gömülmesinin nedeni Saddam Hüseyin döneminde birçok Kürdün kurşuna dizilip infaz edildiği, birçok Kürdün kaybedildiği yer olmasından ileri geliyor. Vasiyetinde “İnsanlar, gençler mezarıma geldiğinde fatiha okumasınlar, onun yerine şiir okusunlar” diyerek, tanrıya Kürtlere yaşattığı acıdan dolayı sitemini dile getirdi.

‘ŞİİRİMİN BİR MISRASINI OTUZ BAKANLIĞA DEĞİŞMEM’

Başurê Kürdistan bölgesel yönetiminde bir yıllık bakanlık görevini bıraktıktan sonra “Şiirimin bir mısrasını otuz bakanlığa değişmem” diyerek kurulu ve özgürlükçü olmayan tüm sistemlere başlattığı isyanını kendi bölgesel yönetimine karşı da sürdürdü. O yüzden Şêrko Bêkes hiç kimseye karşı baş eğmeyen, acıya, zulme, köleliğe, aileci, aşiretçi, tüm yapılara karşı isyanını sürdüren, sonuna kadar da ona bağlı kalan bir şairdi.

Bu sözlerin sahibi olan şairler var oldukça isyan bitmez, özgürlük kaybetmez demekten başka bir şey kalmıyor insana… Şêrko Bêkes’in şiirleri dağlı bir insanın isyan, acı, özlem, kavga içeren şiirlerdir. Onun için dağ vazgeçilmezdir. Kürdistan tek bir parçadır. Kürdistan üzerinde egemenlik kuran ülkeler işgalcidir. Şiirlerinde bu tema çok açık ve net işlenir.

DAĞLI, İSYANCI BİR ŞAİRİN ACI VE UMUT KOKAN ŞİİRLERİ

Şêrko Bêkes’ın şiirleri dağ, isyan, acı, özlem, kavganın sesi olabildiği gibi kurdun, kuşun, kelebeklerin, ağaçların da şairiydi. O yüzden şiirleri buram buram toprak, dağ kokar. Özgürlük şiirlerinin ana temasıdır. Çünkü paramparça edilmiş bir halk ve dört parçaya bölünmüş, dört parça içinde de partiler eliyle daha küçük parçalara bölünmüş bir ülkenin çocuğu, büyük yürekli şairidir. Şêrko Bêkes’in, dağ, ağaç, ova, nehir, taş ve kendisinden bahsettiği ‘Burada’ adlı şiiri: Dağ: şair

Ağaç: kalem

Ova: kağıt

Nehir: satır

Taş: noktadır

Ve ben: ünlem işaretiyim!

KÜRDİSTAN DÜŞMANLARINA KARŞI ÖFKESİNİ MISRALARINA DÖKERDİ

Kürdistan’daki savaş, acı, Kürdistan ve Kürt düşmanlarının Kürt halkı, toplumu ve ülkesine, dağlarına ve doğasına verdikleri zararlara karşı öfkesini her dizesinde dile getiren Şêrko Bêkes Düğme adlı şiirinde ise bakın ülkesini, dağlarını nasıl anlatıyor:

Bu dağ benziyordu

Sanki

Yılın on iki ayı üşüyen

Ve üzerinde

Uzun, boz renkli ve dar bir paltosu olan

Uzun ve zayıf bir adama.

Önünü iliklemişti paltosunun

Dört tane dev kayayla.

Bu dağ böyle yaratılmıştı.

Bugün

Şafak sökerken

Bombaladılar onu.

Korktum o adam için.

Sonra baktığımda kendisine

Duruyordu tıpkı

Daha önce durduğu yerde

Yalnızca paltosunun bir düğmesi

Çözülmüştü.

ŞAİR, SAVAŞÇI, İSYANCI BİR O KADAR DA MÜTEVAZİYDİ

Şêrko Bêkes’ın ülkesinin acıları ve yoksulları ile olan ilişkisi, buna karış şiiri ile mücadelesi aralıksız bir şekilde sürdü. Bêkes acı ve yoksullarla olan ilişkisini Êş yani sızı adlı şiirinde bakın nasıl anlatıyor?

SIZI (ÊŞ)

Ben uzun boylu bir sızıyım

Başka bir acının

omzuna konmadan

Yaralar nerede ise

Beni bulur, yoksullar nerede ise

Ben onları bulurum.

Şêrko Bêkes şair olduğu kadar savaşçı, savaşçı olduğu kadar isyancı, isyancı olduğu kadar mütevazı büyük bir yürek ve temiz ruha sahip bir şairdi. Bir söyleşisinde gazetecinin sizin için en büyük Kürt şairi deniyor bunun neler söyleyebilirsiniz sorusuna şu cevabı veriyor: “Bu konuda bir şey söyleyemem ben kendini öven şairlerden değilim. Şiirlerimi ve kendimi fazla övecek değilim eğer halk böyle takdir etmişse insanlar böyle görüyorsa bir bildikleri var demektir. Ama ben kendime dair olarak belirtmek isterim ki halkla aynı görüşte değilim.”

MÜCADELEDEN HİÇBİR ZAMAN ÖDÜN VERMEYEN BİR ŞAİRDİ

Şêrko Bêkes sadece acıyı, özlemi, hasreti dile getiren onlara isyan eden bir şair değildi. Bunlara isyan etmek kadar büyük bir umudun sahibiydi. Şêrko Bêkes Hêvi yani umut adlı şiiri ile nasıl bir umut taşıdığını kendi mısraları ile şu şekilde dile getiriyor:

Eğer sevdan bir yağmursa

İşte altında duruyorum

Eğer ateşse sevdan

Bak ortasında duruyorum.

Ey ülkemin sevdası

Benim şiirim der ki;

Yağmur ve ateş olduğu sürece

Ben de olurum.

ÖZGÜRLÜK GELDİĞİNDE BİR AVUÇ PARA TIKIŞTIRACAĞIM SÖMÜRGECİLERİN AĞZINA!

Şêrko Bêkes özgürlükten, özgürlük için mücadeleden hiçbir zaman ödün vermeyen bir şairdi. Özgürlük ve ülkeye olan bağlılığına ilişkin Eğer adlı şiirinde özgürlüğe olan bağlılığını bakın nasıl anlatıyor:

Eğer benim şiirimden

Gülü çıkarırlarsa

Yılımın bir mevsimi ölür

Eğer şiirimden sevgiyi çıkarırlarsa

İki mevsimim ölür

Eğer Ekmeği çıkarırlarsa

Üç mevsimim ölür

Eğer Özgürlüğü çıkarırlarsa

Bütün yılım ölür, bende ölürüm …

Şêrko Bêkes bir söyleşisinde sömürgeciler için bakın nasıl ibretlik sözler sarf ediyor, “Bunlar hazmedilecek şeyler değil. O büyük gün geldiğinde sizi bilmem ama ben bir avuç para tıkıştıracağım sömürenlerin ağzına! Yoksa susmayacaklar daha.” Şêrko Bêkes söyleşisinde özgürlük gününü, büyük gün olarak tanımlayıp ve o gün yapacaklarını anlatıyor. Belki kendisi çok istemesine rağmen o günleri göremedi, ama arkasından bıraktıkları bir gün mutlaka onun isteğini yerine getirecektir.

AYAKKABI BOYACILARINI DA UNUTMADI

Şêrko Bêkes’e Başurê Kürdistan’da ayakkabı boyacısı çocukların şairi de denir. Çünkü yüreğini en çok paralayan şeylerden biri yoksulluktu. Ve bu yoksulluk içinde evlerine bir parça ekmek götürmek için çayxane çayxane dolaşıp ayakkabı boyacılığını yapan yoksul çocuklardı. Şêrko Bêkes yüreğine dert olan bu çocukları Küçük Boyacı Hemo adlı şiirinde tanrıya seslenerek, tanrıyı Kürdistan’a davet eder. Bêsek Küçük Boyacı Hemo şiirinin mısralarında bakın kimlere veryansın ediyor ve neler yazıyor:

Akşamdı

Küçük boyacı Hemo

Büyük Meydan’ın köşesinde

Şam şehrinin göbeğinde

yorgun başını eğmiş

incecik bedenini

elindeki fırça gibi

hızlı hızlı sallıyordu.

Küçük avare Hemo

belli belirsiz bir fısıltıyla

şöyle diyordu:

Sen, öğretmen koy ayağını!

Sen, tüccar koy ayağını!

Subay… casus… asker… cellat…

iyi insan.. piç insan..

Siz hepiniz!

Sırayla koyun ayaklarınızı…

Kimse kalmadı

Tanrı’dan başka

inanıyorum ki öte dünyada da

Tanrı

ayakkabılarını boyatmak için

bir Kürdü çağıracaktır.

Kim diyebilir ki “O Kürt ben değilim.”

Ah anne,

sence Tanrı’nın ayakları ne kadar büyük?

Kaç numara giyiyordur?

Ya para!

Anneciğim sence Tanrı ne kadar öder?

KÜRDİSTAN’IN ŞAİRİYDİ ŞÊRKO BÊKES

Şêrko Bêkes belki Başurê Kürdistanda doğup, büyüdü, mücadele etti. Ancak o sadece Başurê Kürdistan’ın değil, dört parça Kürdistan’ın hatta dünyanın şairiydi. Çünkü mücadele, kavga, özgürlük için yürüyüş nerede Şêrko Bêkes güzel yüreği, temiz ruhu, gülü, ekmeği, kuşları ve mısraları ile oradaydı. Şêrko, sonraki yıllarda hiç görmediği halde şiirinin dizginlerini Kuzey Kürdistan’a çeviriyordu ve kaleminden şu mısralar yankılanıyordu, Dersim gözelerinde:

Kuzeye doğru

Gidiyor şiirim

Ateştir ve gidiyor

Hüzündür ve gidiyor

Ta Van üzerinde duruyor ve bükülüyor

Şafağın turuncu penceresi üzerine yağıyor

Ve Dersim’in gözelerinde eriyor. (…)

ZEKİYE ALKAN’A AĞIT…

Zekiye Alkan’ın bedenini ateşe vermesinden sonra ise Kürdistan’ın en büyük söz ve eylem ustalarından Şêrko Bêkes’in kalemi, bu kez şu ağıdı yakıyordu:

Bir ağaç yandığında, onun dumanı

Gözü yaşlı bir şiir yazdı, bağa

Bir bağ yandığında, onun dumanı

Acılı bir hikaye yazdı, dağa

Bir dağ yandığında, onun dumanı

Gözü yaşlı bir nesir yazdı, köye

Bir köy yandığında, onun dumanı

Trajik bir tiyatro yazdı kente

Kentte de bir kadın vardı

Ağaç, dağ, köy ve kentin güzelliğini

Yüreği, gözleri ve endamında saklıyordu

O kadın özgürlük için kendini yaktığında

Onun dumanı

Sonu gelmemiş bir destan yazdı, baştan başa ülkem için

FERZAD, ELÎ, ŞİRİN VE FERHAD İDAMA GİDERKEN ŞÊRKO’NUN YÜREĞİ ONLARLAYDI

2010 yılında Şirîn Elemhûlî, Ferzad Kemanger, Elî Heyderiyan ve Ferhad Wekîlî, İran İslam Cumhuriyeti’nde idam sehpasına yürürken, Şêrko’nun yüreği ve şiiri onlarla birlikteydi. Ve Şêrko 4 devrimci için yazdığı şiir:

Biz dağız, yer değiştirmeyiz

Biz şiiriz kurumayız

Bizler rüzgarız eğilmeyiz

Bizler doğum sancılarıyız, sonumuz gelmez

Bizler yaşamın kendisiyiz, erimeyiz.

Rojhilat’tan Rojava’ya, Yukarı’dan Aşağı’ya

Dar ağaçları bugüne kadar devrimimizden ne eksiltti.

İdam sehpaları gözümüzü mü korkuttu?

Dağlarımızı eğebildiler mi?

Pîremegrun’a çöktürebildiler mi? (…)

İran idam rejimi hep ihtiyar

Ama bizler her daim genç (…)

Bugün Sinê’nin en büyük caddesi Ferzad Kemanger oldu

Bu sabahtan sonra Mahabad’ın en büyük bahçesi Şirin Elemhulî oldu

Bu şafakta doğan tüm çocuklara Ferhad Wekili adı verildi

Bu şafakta Elî Heyderiyan Kirmanşan’ın Taxwestan’ı oldu

Hadi buyurun Sinê’yi darağacına götürün! (…)

Bugünden sonra Şirin Elemhuli’nin gözlerinin aşığıyım

Bugün kaç tane şiirim varsa hepsini Şirîn Elemhuli’ye gül ve stran (ezgi) yapıyorum

Bundan sonra ben onun saçının bir teliyim

Bundan sonra ben onun tırnağıyım

Bundan sonra ben onun son defa giyip idama gittiği ayakkabısıyım

Bundan sonra Şirîn Elemhuli’nin geride bıraktığı bileziğim (…)

ÖCALAN’I ALDILAR AMA KÜRDÜN RUHUNU TESLİM ALAMAZLAR

Ulusal meselelerde hiçbir zaman geri kalmayan Şêrko Bêkes, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999 tarihinde esir düşmesinin ardından ise şu sözleri kağıda döküyordu: “Burası Süleymaniye’dir, birkaç gündür bu kentte büyük bir hüzün almış başını gidiyor. Dünyanın gözü önünde Öcalan’ı aldılar, ama Kürdün ruhunu teslim alamazlar. Diyarbakır’ı nasıl Süleymaniye’den ayırabilirler, Newroz nasıl ateşsiz olabilir? Van gölünü nasıl kurutabilirler? Burası Süleymaniye ve bu kentteki bütün yürekler, bir ağacın elmaları gibi titriyor, bir halkın kimsesizliğine üzülüyor. Bu üzüntü ulusal bir üzüntüdür. Bir kelebeğin rüyasını gördüm. Ağlamıyorum ve gözüm Diyarbakır’da.”

SÜLEYMANİYE AZADİ PARKINDA MİSAFİRLERİNİ BEKLİYOR

Genç yaşta zirveye çıkan ve hep zirvede kalan Şêrko Bêkes, ölmeden önce kaleme aldığı vasiyetnamesinde ise şunları söylüyordu: “Beni Süleymaniye’deki Azadî Parkı’na, 1983 şehitleri için kurulan anıtın yanına gömün. Orada nefesim kesilmez. Genç kadınlar, erkekler, sevgililer misafirim olur.”

Şêrko Bêkes şimdi vasiyeti üzerine Süleymaniye Azadi Parkındaki mezarında bizlerden ayrı beşinci yılını yatarak geçiriyor. Bugün sevenleri, dostları, okurları mezarının başında toplanacak ve onun şiirlerinden okuyarak onu anacak. O yüzden bu dünyadan bir Şêrko Bêkes geçti ama gitmedi demek daha doğru olur…

Bir Cevap Yazın