‘İrfan Amîda’nın romanı Seven Şizofren okuyucularını bekliyor’

Kürt yazar İrfan Amîda: Kitap yazmak elbette baskılara karşı bir direniştir ancak Kürtçe kitap okumak daha anlamlı bir direniştir. Kürtçe okurunun da okur olabilme serüveni en az yazarlarınki kadar kutsanmalıdır.

0
17

Kürt yazar İrfan Amîda ikinci romanı Seven Şizofren kitabı hakkında verdiği görüşte, “Kitap yazmak elbette baskılara karşı bir direniştir ancak Kürtçe kitap okumak daha anlamlı bir direniştir. Kürtçe okurunun da okur olabilme serüveni en az yazarlarınki kadar kutsanmalıdır” dedi.

Kürt dili üzerindeki sistematik baskılar beraberinde edebiyatına, müziğine, filmine, folklorüne kadar kendini sürekli canlı tutuyor. Buna karşı Kürt yazarlar, şairler, sanatçılar üretmeye devam ediyor. Kürt yazarlardan İrfan Amîda ikinci romanı Şevek Şirofren çıkardı. Okuyucular tarafından büyük ilgiyle karşılanan Şevek Şizofren bizlere, dört parça Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin, sosyolojik, politik, yakın tarih ve psikoloji okuma yapabilmeyi sunuyor.

Ajansımıza konuşan Amîda, Kürt edebiyatının gelişim sürecini, üzerindeki baskıları ve romanı hakkında konuştu.

İkinci romanınızı çıkardınız. Kürt edebiyatında romanın özel bir anlamı var?

Bir roman yazarı için elbette romanın özel bir anlamı vardır. Ancak bir şair ve romancı için romanın ekstra bir anlamı ya da şiirden ayrıcalıklı bir anlamı olur mu? Bu konuda şüpheliyim. Ama bir halkın edebiyatı açısından bütün edebiyat türlerinin özel bir anlamı olduğu gibi romanın da özel bir anlamı vardır. Ancak farklı bir bağlamda değerlendirmek zorunda kalırsak, Kürt dilinin anlatı serüveni açısından bakarsak roman/güçlü roman çok daha özel bir yerde durur kanısındayım.

Şiirin yarattığı ya da daha doğruya yakın haliyle şiir ile daha görünür hale gelen – daha estetize olan yüceltilmiş dil açısından çok önemli mesafe katettiğini düşündüğüm Kürtçe/Kürt şiiri(şairi) yanında anlatı/nesir dili açısından da olanakları sınanan gelişen bir dildir Kürtçe. Bu büyük oranda romanın anlatı olanaklarına yaslanarak gerçekleşebilir ki bugün roman dili açısından da kürtçenin büyük bir gelişim gösterdiği görülüyor. Bu açıdan romanın özel bir anlamı vardır. Hem Kürtçe hem Kürtçenin anlatıcıları/yazarları açısından roman önemli bir sınavdır ve özel bir yerde durur.

Kitaplarınızı hangi koşullarda yazdınız? Türkiye’nin politik süreci etkiliyor mu kitap yazmanızı?

Yıllardır yazan bir yazar olarak diğer yazarlardan çok farklı koşullarda yazdığımı düşünmüyorum. Yazılan hikayelerin yanında/ötesinde yazının, Kürtçe yazmanın hikayesi çok tanıdık ve neredeyse tek bir hikayeden ibarettir. Çok dramatize etmek gerekmiyor ancak dramatik ve hatta trajik bir hikayedir bu hikaye. Travmatiktir de çokça.

Biz Kürtlerin, dil serüveni çok doğala yakın başlarken birden okul hayatı ile bambaşka bir serüvene bürünmeye başlıyor ve yeni bir dil öğrenme değil, bilmediğimiz bir dilde eğitim ve öğretime tabi tutulmanın travmatik sonuçlarını oyun yaşında yaşamaya başlıyoruz. Bilmediğiniz bir dilde matematik bilmediğiniz bir dilde okuma yazma öğreniyorsunuz. Travma sadece bununla sınırlı değil. Herhangi bir ülkede misafiri olduğunuz bir kültürü öğrenmek ve o kültürle hayata atılmak pratiği içinde değilsiniz ve bunu biliyorsunuz. Dışarı çıktığınızda konuşulan dile adaptasyon sorunu yaşamıyorsunuz. Kendi ülkenizdesiniz. Dışarıda konuşulan dili konuşuyorsunuz. İçeride konuşulan dili konuşuyorsunuz. Ve size eğitim verenler de sizi hayata hazırlamaktan çok asimile etmeye adıyor neredeyse tüm emeğini. Açık ya da gizli bu gerçek üzerine inşa ettiğiniz bir dünyanın içinden yazıyorsunuz. En ayırdına vardığınız en çok o gerçeği hissettiğiniz anlamandırdığınız bir dönemde yazmaya başlıyorsunuz. Belki de bütün Kürtçe yazanların yazma koşullarıdır. Ve belki de her Kürt edebiyatçısının hayatında var olan ve edebiyat metninin -dışında duran- bir metindir yazma koşulları. Sanırım ben de bu koşullarda yazmaya başladım. Edebi metnin kendisi elbette bir değişim ve gelişim serüvenine sahiptir ancak onun dışında duran metin aynı derecede statik ve keskin sayılabilecek sınırlara sahip olarak varlığını koruyor ve koşulları da belirlemeye devam ediyor.

Kürt edebiyatının gelişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü Kürtler her dönemde bir başka asimilasyon çeşidi ile karşılaştı ve devam da ediyor bu.

Elbette ki belirttiğim hikaye doğrudan Türkiye’nin siyasal tarihinin bir sonucudur. Doğal olarak bu tarih metinselliğe kadar yazı sürecinin her aşamasını doğrudan etkilemektedir. Hem yazın serüveninin yaşadığı pratik sorunlar, yazarın dilsel sorunları, yazma koşulları, okul eser yazar ilişkileri hem de doğrudan metnin içine dönük olanların da gerçeğe yaslandığını, bu tarih ile ilişkili olduğunu belirtmek gerekir. Burada elbette bahsedilen tarihsel sürecin çok ötesini anlatan (zaman açısından) yapıtların da metnin dışına çıkarak oradan yazarın metni kurgulama ve metne erişme iradesinin de aslında beri zamanla ilişkili olduğunu söylemek de doğruya uzak olmaz. Dolayısıyla aynı bağlamda ve çok dahasıyla metinlerimin de bahsettiğim tarihsel metnin bir sonucu olarak okumak mümkün ki birçok okurun da böyle bir alt metinle okuduğunu biliyorum.

Kürt edebiyatının gelişim süreci ve başladığı nokta ile geldiği nokta arasındaki mesafenin hikayesi bence oldukça ilgi çekici bir hikayedir. Çok ciddi tez çalışmaları gerektiren bir hikayedir. Bir gün spesifik olarak bu alanın çalışılacağına eminim. Belki de her yönü ile.

Yasaklı bir dil, eğitim siyaset sanat ve bilim dili olmaktan uzaklaştırılmış, kamusal alana girişi yasak olan bir dilden bahsediyoruz. Kullanıcılarının ve potansiyel kullanıcılarının oto-asimilasyonla desteklenen sistematik asimilasyona tabi tutulduğu bir dil. Bu dilin dekolonyalist başkaldırışının hikayesinin belki de en önemli parçalarından biridir Kürt edebiyatının gelişim hikayesi. Yekten ve en sondan başlarsam kazanmıştır. Kürtçe başkaldırıyı sona yaklaştırmış ve zafer dışında hiçbir son görünmüyor bana göre. Bunu Kürtçe ve Kürt edebiyatı açısından söylüyorum. Öyle küçümsenecek bir hikaye değildir bu hikaye. Sızlanmayı gerektirmeyen bir hikayedir. Bunu metinsellik açısından söylüyorum. Bence Kürt şiiri ve Kürt romanı oldukça anlamlı ve dilin ölümünü öteleyecek değil silekleştirecek bir aşamaya gelmiştir.

Ayrıca bir bütün olarak Kürt edebiyatı düşünüldüğünde bu sonuç çok daha iç açıcı ve hatta tabir meşru ise ruhu okşayan bir başarı hikayesidir. Görünür olmak gibi çok temel bir sorunu olmakla beraber, okurunun eğitim almadığı bir dil ile okuması gibi çok temel bir sorunu olmakla birlikte metin ve metnin dilinin anlatı olanakları ve becerisi bence oldukça gelişmiştir ve bu da bir edebiyat dili olarak çok önemli bir aşamayı geçtiği anlamına gelir. Aynı dil ile eğitim alanların yazmaya başlaması çok daha önemli aşamaları kat edeceğinin garantisini verir durumdadır bence. Eğer siyasal gelişmeler yazmaya başlama hikayesinin değişmesine uygun gelişmeleri ortaya çıkarırsa çok daha görünür hale gelecektir.

Kürtler, kendi edebiyatlarına karşı duyarlı mı? Gözlemleriniz nedir?

Elbette bu soru hem Kürt edebiyatının hem Kürtçenin hem de Kürtlerin, Kürtçe ile ilişkisini doğrudan belirleyen bir soruna da işaret ediyor. Edebiyata duyarlılığı çok tabulaştırmadan bu konuda düşüncelerimi ifade etmem gerekirse eğer, salt refleksif olan bir duygu ile edebiyatla iletişim ve ilişkinin kurulma olasılığı ve olanağı çok zayıftır ne yazıktır. Bundan hareketle Kürtlerin kendi edebiyatlarına karşı duyarlı olup olmadığını söylemek benim oldukça güç olur. Kürtçe eğitim almayan Kürtçe okuma yazma bilmeyen, temel kavramları ve bunların zihinsel ve fikirsel yapılandırılmasını başka bir dilde gerçekleştirmiş olanların salt refleksif ve dekolonyal bir ideolojik tavırla Kürtçe edebiyat ile iletişim ve güçlü bir bağ kurması oldukça güç. Bundan önce yapması gerekenler var gibi geliyor bana. Ya da gerçekten bir irade ortaya koyması gerekiyor. Yazan ve okuyanlar kadar (!). neredeyse post kapitalist bir dünyanın kuşatması altında her türlü teknolojiyi asimilasyonun hizmetinde olduğu şekli ile kullananların Kürt edebiyat okuru olması beklenemez gibi geliyor bana. Ve yine ancak ciddi bir irade ortaya koymakla gerçekleşebilir ancak diye bir aralık bırakmakta fayda var da diyeyim. Bu iradenin ortaya çıkmasına –altını çizerek belirtmeliyim ki- okuru kötü edebiyat metinlerinden korumak ve iyi edebi metinlerle buluşturmanın da çok etkili olacağını belirtmeme bile gerek yok. Bu sorumluluk da elbette ‘yazarım’ diyendedir.

Ayrıca edebiyat okuru kitlesinin genel kitleye oranının bir toplumun özgürlüklere ve zamanın değerlerine, içsel dinamiklere erişim oranı ile doğru orantılı olduğunu kabul edersek eğer, nicel ve nitel artırımın yolları bulunmalı elbet ama dünyanın hiçbir yerinde genel kitlenin hepsinin edebiyatla ilişkilenme gayreti içinde olduğu söylenemez.

Sonuç olarak Kürt edebiyatçısının yazma serüveni kutsallaştırılacaksa eğer Kürtçe okurunun da okur olabilme serüveni en az yazarlarınki kadar kutsanmalıdır. Bahsettiğimiz koşulların okurlar için de geçerli olduğunu bilmek gerekir diye düşünüyorum ama yine de Kürtlerin Kürt edebiyatına ilgi duyması hem edebiyatın gelişimi hem dilin gelişimi hem de sosyo-politik değişime büyük katkı sağlayacağı düşüncemi de belirtmeliyim.

Bir dilin canlı kalabilmesi için edebiyatın hayati bir önemi var mı? Çünkü aslında az denilemeyecek kadar sözlü-yazılı metinler var Kürt edebiyatı adına. Ne oranda Kürtler bu ürünlere sahipler ve dillerini canlı tutabiliyorlar mı?

Çünkü ve evet bir dilin canlı kalabilmesi onu dolaşımdan çıkarmaya karşı direnebilmesi dolaşımda kalması ancak edebiyatla mümkün. Edebiyat sadece bir dilin anlatı olanaklarını geliştirmez aynı zamanda o dili kullananların da anlatı olanaklarını geliştirir. Kendilerini ifade edebilme yaratıcı olabilme hayatın içinde kalabilme olanağı kazandırır. Belki de kimliksel bunalımın da çok ciddi bir onaranıdır. Ne yazar ne de okur bu alanda çok üsttenci bakmasın. Bence iki gurubun da dile katacağı ve kattığı şeylerden çok fazlasını dil/Kürtçe onlara katacaktır.

Kürtçe üzerindeki bütün baskılara karşı kitap yazma ve yazmaya devam etmek önemli bir cevap olabilir mi?

Şu ana kadar yapılanlar övünülesi bir cevaptır da diyebilirim. Çok daha güçlü bir cevaptadır. Bütün baskılara rağmen, bütün dışsal ve içsel manipülasyonlara rağmen kitap yazmaktan daha önemlisi kitap okumak daha büyük cevap olacaktır.

Roman:

Pêşangeha Sûretan (Suret Sergisi), Lîs Yayınları, 2011

Şiir:

Dîmenên Derizî (Çatlak Manzaralar), Sî Yayınları, 2002

Nameyên Nabersivin (Cevapsız Mektuplar), Aram Yayınları, 2003

Şopa Neşûştî (Kalan İz), Lîs Yayınları, 2005

Zaremya (Zaremya), Lîs Yayınları, 2009

Çeviri:

Balgîfa Mar / Yılan Yastığı, Murathan Mungan, seçme şiirler, Lal Laleş ile birlikte, Lîs Yayınları, 2007

İnceleme:

Qonaxeke Modernîzma Kurdî Helbesta Tîrêjê (Kürtçenin Modernizminin Bir Dönemi Tîrêj Şiiri), Lîs Yayınları, 2016

Makale:

Modern Kürt Şiiri, Vecdi Erbay’ın İnatçı Bir Bahar adlı kitabında, Ayrıntı Yayınları, 2012

Helbesta Cegerxwîn, Jînenîgarî, Têkoşîn û Berhemdariya Cegerxwîn (Cegerxwîn’ın Şiiri, Cegerxwîn’ın Yaşamı, Mücadelesi ve Üretkenliği), Davut Özalp, M Yayınları, 2003

Bir Cevap Yazın