Atakan Heval’i Munzurlarda yaşamsallaştırmak-MAKALE

Dersim, Dersim olalı böyle sevilmiş miydi? Yüreğimi yokladım. Dersim hevaldi, hevallerdi. Dersim acıydı, umuttu her şeyden önce heval Atakandı. Atakan heval ayaktaydı. Varacağımız nokta uzak, yolumuz uzundu.

0
27

Yıllar sonra Dersimdeyim. Bin kez ölüp dirilmişliğin dayanılmazlığı. Dersim bir başlangıçtır. Mekânın dokunulmazlığında zamanların hükmü yoktur. Yarından öncesi yarından sonrası andaki kendiyle buluşmadan bir neden ve sonuçtur. Ve dağdan gelen haber tanımsız bir heyecandan da öteye yaşanmışlığın aktarılacak iz bırakmayan kendiliğinin boşluğu nefesimi kesmişti. Ve Dersimi Dersimlilere anlatan gerilla görmediği yolu çıkmadığı dağı, bir yudum suyunu içmediği Munzur’dan, Harçık’tan yıkanmışlığın, aklanmışlığını hakikatini gözler kapalı anlatan Atakan heval.

38 Dersim’ini görmüş ve zamanı koşarak aşmış, yaşı kendi kadar olsa da bilge derviş. Dersimlilerin keramet özlemini dokundukça acıtan, ağrıtan son sözle yeniden kendiyle buluşturan derviş. Gün doğuşunda gidilecekti.

Dersimde her şey yerli yerinde olmasa da her bir insan aradığını bulur. Dersim dediğin nedir gökyüzünde uzatılan iki elin avuç kadar. Öğle dedikleri gibi dört dağda filan değil, kırk dağla çevrili, kırk yol, kırk çeşme ve kırkların cemi. Daha söylememişti son sözü, son kararı… Dağlar şenlendikçe dağlar yeşerdikçe ha bugün ha yarın Dersim’in kulağı seste sedada. Bu dağlar hiç bu kadar canı ve umudu görmemişti. Dağlar ki gündüzün dayanılmaz heybeti, gecenin karartmadığı umudu olmuşken gerillanın. Artık kıymeti yoktur, dünü ve yarını barındırmayan anın özünde. Ve ne kadar zaman geçmişti ki onlar yüzlere binlere ulaşmıştı. Ne kadar umut ekilmiş ki tüm yollar dağa bağlanmış. Ve Dersim sessizliğin gizemini örmekle meşgul. Oysa Munzur’un sesi bir dokunsa yok edecek tüm sessizliği patlatacak sessizliğe boğulmuş sırları, o yürekler sığmayan özlemleriyle aslında.

Yıllar sonra da bir grup Yurtsever halkımızla dağ yolundayız. Kendimce kendimle hesaplaşmanın savunmasına hazırlayarak sanki ayaklarım yokmuş gibi sanki yüreğim ağzımda yol alıyorum. Birlikte geldiğimiz Yurtseverler de çoktan yerini almıştı çemberde. Yanlarına vardığımız on kişilik bir gerilla grubuydu. Grubun içinde Atakan arkadaş da yer alıyordu. Onu görünce gözlerindeki gizem ve sorgulamayı bir o kadar bilgeliği görünce yüreğim titredi bir anda. Duruşundaki Apocu ruh yüreğimize dokunuyordu. Dokunmanın telaşıyla sarıldım, yılların biriken özlemine. Ve Atakan’ın etrafındaydık. Dağların derinliklerinde küçük çeşmenin sırrını anlatıyordu. Tüm hevaller gülümseyerek onu dinliyordu. Kelimeleri seçilmiyordu ama bir esinti gibiydi. Doğrulmak istedim. Öncesini bilmemenin sorumluluğuyla ancak yetersizdi sözlerimin gücü. Atakan heval, ‘Dersim Kürdistan’a bahşedilmiş bir mucizevi hediyedir’ dedi. Sevginin inanca, sevginin güce dönüşmüş haliydi, yüreğinden dökülen sözler. Ve artık her birimiz dinleyiciydik payımıza düşeni toparlıyorduk. Sevgiden yana ne varsa. Heval Atakan’ın “bakın göreceksiniz, Serok Dersim’e gelecek. Ve Dersim işte o zaman ay ve güneşi bir arada görecek.” Aslında o anda hakikatin özlemiydi anda gerçekleşen.

Dersim, Dersim olalı böyle sevilmiş miydi? Yüreğimi yokladım. Dersim hevaldi, hevallerdi. Dersim acıydı, umuttu her şeyden önce heval Atakandı. Atakan heval ayaktaydı. Varacağımız nokta uzak, yolumuz uzundu. Bozulmasın tılsım diye sessizce yola dizilmişken dayanamayıp bakmıştı çeşmeye sesi sessizlikte yankılandı. O her zaman ki sevecenliğiyle gerillanın o kutsal hitabıyla bir yurtsevere, “hevaller korkmayın çeşmenin kerametinden.” Görmek istediğimizdi gördüğümüz. Hepimiz efsunlandık derken gülüyorduk. Gruptan ayrılanlarla birer birer vedalaştı. Dağları Dersim meydanına taşımalısınız derken gülümseyerek etrafına bakıyordu. Dağ dağlıyla, ağırlığıyla dağdır ve buraya yakışıyor. Yani korkmayın taşıyın dediğim yaşamlardan öteye, sebebi ve doğru taşıyın. Davacı olmasın ne dağ nede zaman, ne de insan olmanın insandan fazlalığının erdemi. Ayrılan gruba gerillayı anlatın, en çokta kadın gerillayı. Nakış gibi dağa dokunuşunu. Yolları yol eğleyişini. Sözün bittiği anda düğümlenmişti bakışlar. Gruptan ayrıldıktan sonra Atakan hevalle bir süre daha sessizce yürüdük. Kaç dağ yol vermişti bilmiyorum. Tanımını yapamadığım bir duygu. Değiş sesi yükseliyordu. Ve onlar Mazlumların, Şiyarların; Beritanların, Zilanların, Sakine ve dağın doruğundaki Azime’nin huzurundaydılar. Yüzlerce hevalin aydınlattığı sınırsız ve zamansız mekana dönen canlardı. Atakan heval de daha sonra orada bulunan halka seslenerek “önce herkes kendi içinde dönerek yaşayacak. Yaşayacak ki paylaşabilsin.”

Baran heval bir grup hevalle beraber dağa uzanan yolda karanlıkta kaybolurken şafak vaktinin kızıllığı Azime’nin mezarlığına vurmuştu bile… Hakikattiler ve yanlarında Sosın’ın güzelliğini aratmayan kadın gerillaların irtişamı vardı. Ve Kürdistan’ın dört bir yanından gelen ve kahramanca şehit düşen evlatlarını arayan onlarca aile bu şehitlikte bir araya gelmişti.

Özünde bu kutsal mekânda, yani şehitlikte bir araya geliş 40 yıllık özgürlük mücadelesinin anlamını ortaya koyuyordu. Kürt halkının özgürlüğü için onlarca hatta yüzlerce toprağa düşen her hakikatin geçekliğini anlatıyordu bizlere. Her bir gerilla kendinden önceki dava arkadaşlarının hayallerini umutlarını tarihe taşırabilmek için onları bu kutsal mekânda buluşturuyordu. Şehitleri layıkıyla sonsuzluğa uğurlamak, ardında bıraktıkları mirası sahiplenmek için bir kez değil, onlarca kez Dersim’in dağlarına yeminle selam ediyordu. Herkesin yüreğinde o şehitlerin özlemlerini bahara taşırmak için umut olduğu kadar birazda hüzün vardı. Yine çemberdik ortada çeşme yoktu ve hava ağırdı. Dağ kokusu yaşamla ölüm çizgisindeki fırtınasıyla nefes kesiyordu.

Heval Atakan ayakta şehitliğe bakarak, “tüm hevaller burada”, yürekler bir kez daha titredi. Arkadaşların huzurunda ve dardaydı. Ağrıtan, acıtan, sessizlik ve dilsizlik vardı. Dinmeyen bir fırtına dokunsa bir kelebek yer yerinden oynar, tufan kopar. Dersimi Dersimlilere anlatmanın kamilliği ustalığıyla karşı dağı göstererek Atakan heval, “tüm hevalleri getiremedik şehitliğe, hevalleri vermeyen dağlarda oldu. Karşıda görülen yakılan köy şehit Azime hevalin köyü ve yanı başındaki mezarlıkta Azime heval de var. Bizde kıyamadık onu alıp buraya getirmeye. Biliyorsunuz kardeşi de Erzurum dağlarında. Bir gün buluşturacağız ikisini de.”

Azime arkadaş ve ilklerin dünden bugüne izlerinden yürüyen ve kahramanlaşmış ve şahadete ulaşmış tüm arkadaşlar burada muhtemelen izliyordur bizleri. Ve partinin kuruluşundan bugüne kahramanlığını bir solukta anlatırken sözü yine Dersim’de buluşturdu. 38 tertelesi ve isyan şehitlerini de getirdik dedi. Kahraman dedeleri kahramanca izlerinde yürüyen torunlarıyla buluşturduk. O anda hepimiz bir tarihin hakikatle yüz yüzeyken nefesimizi tutmuştuk adeta.

Atakan heval arşınlarken Dersim’in dağlarını, geçmişin izlerini taşıyordu heybesinde. O hiçbir zaman unutulmasını kabullenmediği 38 isyanı tertelesini yüreğinde yaşatabilmenin mücadelesini verdi bu dağlarda. Düşmanın yaptığı katliamı, yaşattığı acıları, unutmanın aslında Dersim’e yapılacak en büyük ihanet olduğunun bilincindeydi. Bunun için ihanete karşı durmak Dersim dağlarında mücadele vermekti onun için. Ve belki de bizi huzuruna çıkardığı bu şehitlikte 38 isyanı tertelesinde mücadele veren canlara sözümüzü yeniletiyordu. Oysa bizler, bunun farkına varmamıştık. İşte tam da bu kutsal mekanda 38 isyan tertelesi ile bizi yüzleştirirken acılarımıza gömülmeyi değil, acılarımızdan en büyük çıkışları yapmamızı istiyordu. Acılarımızı ve umutlarımızı öğle bir kulvarda buluşturmuştu ki, acılarımızın yerini umutlar almıştı. Yarım asırdır mücadele eden özgürlük hareketinin kahramanları, 38 isyanına en büyük umut oluyordu. Geçmişin acıları geleceğin umutlarında yok olup kayboluyordu öğlece. Acılarımız yerini en büyük umutlara bırakıyordu.

En son Atakan heval, Dersim’den ayrılmadan önce “tekrar Dersim’e döneceğim” derken telaşlı, heyecanlı ve nefes nefeseydi. Bu tanımsızlık omuzlarında taşıyamayacağı kadar ağır ve değerli bir yüktü. Yüreğinde yanan Dersim sevdası ve aşkıydı. Hevallerine seslenirken “sizi Dersim’e, Dersimi de size emanet ediyorum. Bir gün tekrar dönersem taşıyabildiğim değil, taşınması gereken ne varsa getireceğim beraberimde. Her yeni başlangıç kahramanlaşan her bir hevalimizin emanetidir. Emanetleri korumak, hakkını vermek en büyük yaşam gerekçemizdir.” Sesi titriyordu. Söylenmiş son sözün sessizliğinde tırmanırken dağlara, dağ olmuşlardı. Yürekleri göğüs kafeslerine sığmıyordu. Gözden kaybolmuşlardı. Dersim sevdalısı Atakan heval, Dersim’e yeniden öğle bir döndü ki dersim yıllardır yolunu gözlediği bir özlemle tutuşuyordu adeta.

Atakan, Dersim topraklarına ulaştığında, özlem geçmiş kadar acılı, özlem yarınlar kadar umuttu aslında. Atakan ve yoldaşları kahramanca şahadete ulaştıklarında şu da bir gerçekti. Atakan verdiği sözün huzuruyla gözlerini yummuştu sonsuzluğa. Oda kendinden öncekilerin verdiği mücadelenin yemini ile bir kez daha dönmüştü Dersim dağlarına. Başı dik, yüreği cesurca celladına meydan okumuştu bir kez daha. Atakan hevalin bıraktığı bir hakikat vardı şimdi. Dersimi, Dersimlilere ve yüreği ülke özlemiyle atanlara emanet etmişti. Ve Dersim halkının 38 İsyanına nasıl sahip çıktığını biliyorsa bugünde dersim dağlarına sahip çıkarak aslında kendi tarihimize sahip çıkacağımızı hatırlatıyor. Dersimi Dersimlilere emanet ederken, özgürlük savaşçılarına, Apoculuğa ve elbette kutsalına sahip çıkacağını biliyordu. Böylece yaşadığı haran Munzurlarda anlam buluyordu.

Atakan Mahir Dersimi ne kadar sevdiyse, Dersimliler onu o kadar çok sevdi ve yüreklerine bastı.

 

Bir Cevap Yazın