Bağdat ve Hewlêr’deki gelişmeler nasıl okunmalı?

Irak ve Güney Kürdistan’da son bir hafta içerisinde baş döndürücü gelişmeler yaşandı. Hükümet kurma çalışmaları, protesto eylemleri, İran rejiminin saldırıları ve artan tehditler neye işaret ediyor? Kısaca neler oluyor?

0
17

Özetlersek son bir hafta içerisinde yaşananlar şöyle sıralanabilir: Irak’ta hükümet kurmak için yeni pazarlıklar ve ittifaklar ortaya çıktı, Basra’da şiddetli protesto gösterileri düzenlendi, İran rejimi Hewlêr’in Koyê ilçesine KDP-İ ve HDK karargalarını bombaladı, hemen ardından tehditlerde bulundu. İran rejimi ayrıca FederalKürdistan bölgesel yönetiminden, sözkonusu partilerin yönetici ve peşmergelerini kendilerine teslim etmesini istedi.

HÜKÜMET KURMA ÇABALARI…

Irak’ta son bir haftaya kadar yeni hükümet çalışmaları birbirine zıt iki cepheden yürütülüyordu. Cephelerden birinin başını İran’a mesafeli Sadr hareketi lideri Mukteda El Sadr, mevcut Başbakan Haydar Abadi, Amr Hekim ve İyat Alavi çekiyordu.

Diğer cephe ise İran yanlısı Haşdi Şabi’nin kurucusu Hadi Amiri ve eski Başbakan Nuri Maliki yer alıyordu. Amiri, “ABD’nin kurucağı bir hükümeti iki ayda yıkarız” diyerek açık tehditte bulunmuştu. Bu tehditle birlikte, ABD yanlısı cephenin yürüttüğü hükümet kurma çalışmalarına bir anlamda nokta koyuldu.

BASRA KRİZİ

İki ayrı koldan hükümet kurma çalışmaları sürerken, 8 Temmuz’da başlayan ve belli aralıklarla devam eden petrol zengini Basra merkezli Irak’ın güneyindeki Şii kentlerde gösteriler yeniden alevlendirildi.

Basra’da yeniden başlayan gösteriler bir anda İran karşıtı gösterilere döndü. İran’ın başkonsolosluğu göstericiler tarafından yakıldı. Bu olaydan bir gün sonra Basra askeri havaalanındaki ABD askeri üssü katyuşalarla vuruldu. İran konsolosluğunun yakılması, Basra’da büyük katliam provalarının yapıldığı şeklinde yorumlandı.

Bununla Sadr’a göz dağı verildiğini söyleyenler de oldu. İran konsolosluğunun yakılmasından sonra gösterileri organize eden heyet, gösterilerin amacından saptığını belirterek gösterilerden çekildiklerini açıkladı. Heyet bir anlamda oynanan oyunu ve olası katliamları gördü. Bu gösterilerle Basra’da güçlü olan Mukteda El Sadr’a darbe vurularak frenlenmek istendiği belirtiliyor. Bir anlamda Basra’da yeniden başlatılan ve İran karşıtlığına dönüştürülen gösterilerle Sadr’ın Fetih koalisyonu dışında bir hükümet kurma arayışlarına da müdahale yapılmış oldu.

Basra’da yoksulluk, işsizlik, açlık, elekrtik ve su sorununu çözmek için başlayan ayaklanma, ABD ile İran arasında bir mücadeleye dönüştürüldü.

YENİ HÜKÜMET İÇİN BEKLENMEDİK GELİŞME

Sadr Basra’ya ilişkin sert açıklamalar yaptı. İran ise başkonsolosluğunun yakılmasından sonra Irak’a yüklenmeye başladı. Böyle bir ortamda Irak’ta yeni hükümeti kurmak için hiç beklenmedik bir gelişme yaşandı. İran yanlısı Fetih Koalisyonu ve ABD’ye yakın Sariun ile aynı cephede yer alan partilerin yeni hükümeti kurmak için anlaştıkları, hatta başbakan adaylarını belirledikleri yönünde açıklamalar yapıldı.

Bu gelişme, Irak’ta hükümet kurma çalışmlarında yeni bir formül olarak gündeme geldi. Diğer bir ifadeyle, ABD ile İran yanlısı güçlerin bir araya geldiği bir seçenek oluştu. Siyaset cephesinde yaşanan bu hızlı trafiğe kuşkuyla yaklaşanlar da oldu. “Bu formül, ABD ile İran arasında varılan bir uzlaşmanın sonucu mu?” şeklindeki bir soru, hükümet kurma çalışmalarındaki son ittifaka dair kuşkuları ifade ediyor.

Tersine herhangi bir uzlaşı yoksa, bu hükümet formülünün de tutmama riski var. Yeni hükümet formülünde Sünnilerin dışarıda bırakıldığı yönünde tepkiler de gelişti. Irak’ta tüm kesimlerin içinde yer almadığı bir hükümet formülünün başarı şansı görülmüyor.

İRAN’IN KOYÊ SALDIRILARI

Bağdat ve Basra merkezli gelişmelerin yaşandığı bir sırada Rusya, İran ve Türkiye arasında Tahran’da 7 Eylül’de yapılan zirveden bir gün sonra İran rejimi 1992 yılından bu yana Hewler’in Koyê ilçesinde kurulan KDP-İ ve HDK kamplarını güdümlü füzelerle vurdu. İran rejimi aynı gün İran üç Kürt yurtseveri idam etti. Ayrıca kendilerine bağlı Qamışlo’daki güçleri bir provokasyon için harekete geçirildi. İran’ın Irak ve Rojava’da harekete geçmesi, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin üçlü zirveden sonra yaptığı ortak açıklamada işaretlerini vermişti.

Ruhani’nin açıklaması, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a (RTE) “İdlip’i bırakın, ABD’nin bulunduğu alanlar ve güçlerle uğraşalım” anlamına geliyordu. Bu açıklamadan sonra, Koyê ve Qamışlo’daki gelişmeler yaşandı. İran Koyê’de gerçekleştirdiği saldırı ile ilk defa böyle bir saldırı gerçekleştiriyordu. Irak ve Başurê (Güney) Kürdistan topraklarında ilk defa açıktan bir saldırı gerçekleştiriyordu. İran sadece bununla da yetinmeyerek bölgesel hükümetten, saldırının hedefi olan partilerin yöneticileri ve peşmergelerini teslim etmesini istedi.

SALDIRI AYNI ZAMANDA ABD’YE Mİ?

Başurê Kürdistan seçim propagandasının başladığı bir günde böyle bir talep, Başur yönetimini bitirmek anlamına geliyor. İran’ın Koyê saldırısı bir anlamda ABD’ye yapılmış bir saldırıdır. Zira ABD bir süre önce İran’ın hedefi olan partilerle görüşüp onları İran’a karşı mevzilendirdi. İran’ın Koyê’deki saldırısı da bir anlamda ABD ile ilişkide olan herkese İran’ın savaş açtığını gösteriyor.

Dolaysıyla Irak ve Suriye’de ABD ile ilişki içinde olan tüm güçlere, halklara savaş açtığı anlamına geliyor. İran’ın bu adımlarının Başurê Kürdistan bölgesel yönetimini zayıflatmayı hedeflediği de açık. Peki neden?

HEWLÊR’DEKİ İRAN-ABD HESAPLAŞMASI

İran’ın bu saldırılarının hedefinde Mesut Barzani ve bölgesel yönetim var. Zira bu bölgesel yönetim ve alan, ABD tarafından oluşturuldu ve güvenliği de 1991 yılındaki Çekiç Güç uygulaması ile sağlandı. İran şimdiye kadar buna bir şey demedi de neden şimdi karşısına alıyor. ABD referandumdan sorumlu gördüğü Mesut Barzani’yi bir kenara iterken, Neçirvan Barzani ve Kubat Talabani üzerinden politikalarını hayata geçirmeye çalıştı.

ABD Neçirvan Barzani’ye yaptığı yatırımı, Türkiye politikalarından, RTE ile ilişkilerinden uzaklaşması üzerine kurmuştu. Ancak Neçirvan Barzani AKP, Türkiye ve RTE’den uzaklaşmadığı gibi daha fazla yakınlaştı. ABD Neçirvan Barzani’den istediğini alamayınca yeniden Mesut Barzani’ye döndü. Son dönemlerde başta Britt Mcgurk olmak üzere ABD’li yetkililerin ziyaretinden bu rahatlakla anlaşılabilir. ABD’nin yeniden Mesut Barzani’ye dönmesi İran’ın, Başurê Kürdistan’ı ABD ile ilişkilerinden ötürü sıkıştırması için bir gerekçe oldu. İran’ın Koyê saldırısı ve ardından o partilerin yönetici ve peşmergelerini kendilerine teslim edilmesi bu şekilde yorumlanabilir. İran böylece “ABD ile ilişkileri olan tüm güçler hedefimizdir” mesajını veriyor.

AKTÖRLER SAHAYA MI İNECEK?

Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, bölgede yakalaşık yedi yıldır süren ancak devletler düzeyindeki aktörlerin sahaya inmediği üçüncü dünya savaşında önümüzdeki süreçte uluslararası güçlerin açıktan sahaya ineceğini gösteriyor.

İran’ın sınırlarına yaptığı yığınak, yine İdlip operasyonunu gerekçe yapan Türkiye’nin Rojava sınırına güç yığması, Rusya’nın üç savaş gemisini göndermesi, İran’ın Hürmüz boğazını kapatma tehdidi üçüncü dünya savaşında güçlerin sahaya ineceğinin işaretlerini veriyor.

Bu işaretler bölgede ciddi ve büyük bir savaşın başlayacağını gösteriyor. Bu savaş aynı zamanda bir yeniden paylaşım savaşıdır. Hiç bir şeyi olmayan Kürtler belki daha fazla acı çekecekler, ancak çok fazla kaybedecekleri bir şeyleri yok. Kaybedecek olan bölgenin eski statü ile yürütülmesini isteyen, Kürlersiz bir bölge düşünenler olacak. Zira artık Kürtlersiz hiç bir çözümün, bölgede kalıcı bir şansının olmadığını herkes biliyor.

KÜRTLER BİRLİK OLMAZSA…

Son bir hafta içinde yaşanan gelişmeler bölgesel ve uluslararası güçlerin Kürtler konusunda mutabık olduklarını bir kez daha gösterdi. Birbiri ile çatışır pozisyonda olması durumunda bile söz konusu Kürtler olunca çıkarlardan yana tavır alındığı anlaşılıyor. Diplomasiye de bu anlayış hakim. En yüskek çıkarlara göre ilişki kurma ve anlaşma demektir. Bu durumda Kürtlerin elinde sadece birlik olarak karşı koyma seçenekleri kalıyor. Kürtler ancak birlik olarak bölgesel ve uluslarası güçlerin bu saldırılarını püskürtebilir. Aksi durumda elde ettikleri kazanımları da kaybetme riski fazlasıyla var.

Bir Cevap Yazın