Fadile Tok: Başarıya kadar direniş sürecek

12 gündür açlık grevinde olan Maxmur İştar Meclisi Koordinasyon Üyesi Fadile Tok, Öcalan üzerindeki tecrit kırılıncaya kadar eylemine devam edeceğini belirtti.

0
23

Maxmur İştar Meclisi Koordinasyon Üyesi Fadile Tok’un Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sona ermesi için 20 Ocak’ta başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi, 12’inci gününde devam ediyor. Maxmur İştar Meclisi Kordinason Üyesi Fadile Tok, yaşam ve direniş hikayesini ANF’ye anlattı.

Kendinizi bize tanıtabilirsiniz?

Adım Fadile Tok, ben 1979’da Şırnak’ın Qileban ilçesine bağlı Mıjin köyünde dünyaya geldim. Biz de her aile gibi geçimizi hayvancılık ve tarımcılıkla yapardık. Özgürlük Hareketi’nin bölgeye gelmesiyle, gerillalara hem ev olarak, hem de köy olarak büyük bir sahiplenme oluştu. Onun için de bizim köye çok büyük bir zulüm ve baskı uygulandı. Türk devleti Özgürlük Hareketi’ni bölgede bitirmek için, bölgeden insanları sürgün ederek, köyleri ateşe vererek soykırım politikalarına başladı. Geliyê Gyanan’da bu politikadan payını aldı ve Türk devleti 1994 yılında Geliyê Gyanan’ı boşalttı. Onlarca köy yakıldı ve Şeranışa bağlı Bıhêrê bölgesine gitmek zorunda kaldık.

Türkiye’nin bize karşı yaptığı tehdit ve saldırılardan dolayı sonrasında Ertuş ve Geliyê Qıyametêye göç etmek zorunda kaldık. Ertuş Kampı’nda ve kampın içerisinde artık kurulumların temeli atılıyordu ve orada ben ilk defa çalışmalara başladım. Açılan kurumlardan biri de Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’ydi (YAJK). Jiyan ve Şunde yoldaşın şehit edilmesinden sonra ben daha aktif bir şekilde çalışmalara başladım. İlk önce sadece ulusal duygu ile ilerledik.

Göç içerisinde çalışmalarınız nasıldı?

Bizler zamanla Önder Apo’nun perspektifleri ve YAJK’ın kongresiyle bilinçli çalışmalara katıldık. Çalışmalarımızın başarısı toplum içerisinde şehit Jiyan sayesinde gelişti. Uzun bir süre bu altyapı ile çalışmalar devam etti. Ağır şartlar altında halkın yükünü hafifletmek için çaba gösterdik. Sürgünde uğruna düştüğümüz davanın yolundan yürüdük. Devletin baskı ve bombardımanı yüzünden Irak, sınırına göç etmek zorunda kaldık.

Burada da çalışmalarımız halkı ideolojik ve örgütsel bakımdan eğitmekti. Devlet halkı Özgürlük Hareketi’nde koparmak için elinden geleni yapıyordu o yüzden de aralıksız çalışmalarımız devam ediyordu. O zamanlar halkın eritme ve koparma politikasını kendi tarafına çekmek istiyordu. Sadece unuttukları bir şey vardı ki, bizler bir mucize gibi bu davanın peşine düşmüştük. Bizler siyasi ve örgütlü mültecilerdik. Önder Apo’nun düşüncelerini yaşamımızın bir parçası yaparak çalışmaları yürütüyorduk.

Böyle bir süreçte çalışma yürütmek zordu. Erkeğin 5 bin yılık zihniyeti özgür bir şekilde kadınların çalışmaya katılmasına engel oluyordu. Yine dogmatik dini inançlar vardı. Babam da diyordu, “Nasıl benim kızım erkeklerin yanında kol kola çalışmalara gider?” Oysa babam pratikteki çalışmalarımı gördükten sonra en büyük desteği verdi. Biz böyle bir altyapı ile çalışmalarımıza başladık ki kendimizi halka adadık. Biz çoğunlukla ağır şartlar altında örgüt ideolojisi ile halkı eğitmeye ve korumaya çalıştık.

Maxmur’da kadın çalışmaları hangi düzeydedir ve nasıl gelişti?

Maxmur diğer yerlere göre daha değişik bir yerdir, yaşam olarak Maxmur insan için ölüm yeriydi. Hedefimiz, davamız, kimlik ve varlığımız için savaştığımızdan dolayı kendimizi ayakta tutabildik. Gittiğimiz her yerde kendimizi ve çevremizi daima örgütledik ve her türlü yaşama şansını verdik. Bu kamp bu halkın direniş ve savaş alanı oldu. İlk defaydı Önder Apo telefon üzeri bu kampla konuştu ve şunları dile getirdi: “Maxmur halkı benim halkımdır, Maxmur’un çocukları benim çocuklarımdır.” Maxmur’da büyük bir mücadele gücü yaratıldı .

Kamp içinde kadın çalışması ve kurumlaşma daha çok büyük işlerin yapılmasını sağladı. İştar Kadın Meclisi çatısı altında eğitim, akademi ve kurumlar açıldı. Bu temelde Önderliğin kadın üzerindeki değerlendirmeleri eğitimin ve örgütlemenin harcı olmuştur. Burada dil kurumlaşması daha fazla katılım oldu. Bu konuda kadınların omuzlarına büyük bir yük düşmekte ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekmektedir.

TECRİT HALA DEVAM EDİYOR

20 yıldır Rêber Apo İmralı adasında bulunmakta daha önceleri az da olsa ailesi ve avukatları aracılığıyla bağlantı kurabilmekteydi. Fakat bu tecrit zamanla ağırlaştırıldı ve Önderliğin sağlık ve güvenlik konuları ile ilgili bilgi alınamayacak hala getirildi. Son 3 yıldır ağırlaştırılmış tecrit ile Reber Apo ve halkın bağları kopartılmak istenmektedir. Reber Apo şahsında Kürt halkını yok edip çökertmek istemektedirler. Ancak halk Önderlik düşüncesi ve felsefesi ile örgütlendirildi. Son dönemlerde bir görüşme gerçekleşti. Fakat biz buna inanmıyoruz çünkü tecrit sürmektedir. Bunun için Kürt halkı daha çok eylemlere başvurmalı.

Bu eylemlerle sırasıyla zindanlarda, Hewler’de ve yurt dışında başlatılarak Leyla Güven’in sesine ses oldular. Ben de Şehit Rüstem Cudi kampında Leyla Güven ve zindan direnişlerine ses vermek için 20 Ocak’ta süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine katılmaya karar verdim. Tecrit sonlandırılana kadar da direnişimiz sürecek, başarı bizimdir.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bir Cevap Yazın