Gerilla günlükleri – 5

Dersim’in coğrafyasını anlatmaya, tarif etmeye sözcük bulamıyorum. Sanki kullanılabilecek tüm sözcükler, bu güzellik karşısında utanarak saklanmış gibi geliyor.

0
22

Şehit gerillaların günlüklerinden bazı kesitleri paylaşmayı sürdürüyoruz. Kimisi, Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışmasını, kimisi bulunduğu sahaya olan bağlılığını, kimisi Öcalan ile ilk karşılaşmasını, kimisi mücadeleye olan bağlılığını ifade etmekteki zorluğunu yansıtmış günlüğüne. Günlükler, kamuya açılacağı bilinen sırdaşlarıdır. Kendileriyle baş başadırlar ama büyük bir kolektif kimlik taşıdıklarını, 50 milyon mazlum halkın umut süvarileri olduklarını, zafer ve yenilginin; başarı ve hezimetin yaratacağı toplumsal travmanın bilinciyle hareket etmeleri gerektiğini biliyorlar. Bilmek bile yetmiyor, anlamak, anlam dünyasını büyütmekle; ülke, halk ve Parti üçlüsüne layık olmaya sınır koymamakla meşguller. Yaşıyorlar, yaşamı kendilerinde somutlaştırıyorlar ama belki söze, yazıya dökmekte zorlanıyorlar. Yine de tarihi, kendisi tarafından yazılmayan Kürt halkının bu zaafının üzerine gidip kendi notlarını kendileri düşmeye çabalıyor.

Mahir Yılmazkaya’nın derlediği dizimize şehit Şervan Murat’ın (Şervan Nergiz) günlüğüyle devam ediyoruz.

SÖZCÜKLER UTANARAK SAKLANMIŞ

Şervan Murat, 1989’da Amed’in Lice ilçesinde dünya geldi, 2004’te Amed’den gerillaya katıldı. 18 Ağustos 2006’da Doğu Kürdistan’ın Piranşehir bölgesinde şehit düştü.

Xinerê’den Dersim’e, Dersim’den Qandîl’e, Zagros’a, Xakurkê’ye, Behdînan’a kadar Kürdistan’ın birçok alanında gerilla olarak görev yaptı. Bunun için kendisini şanslı gören Şervan Murat, her bir alanın önemini teslim ediyor ama Dersim’e çok farklı bakıyor. Nedenini, günlüğüne şöyle yansıtıyor: “Çünkü Dersim’de gerillacılığın gelişmesi düşmana vurulan en büyük darbedir. Değişik yörelerden, bölgelerden arkadaşların Dersim’de gerillacılık yapıyor olması düşmanın halk üzerinde geliştirmeye çalıştığı politikaları boşa çıkartmıştır. Bugün Dersim’in kalbi Botan’da, Botan’ın kalbi Dersim’de atmaktadır. Amed’in yüreği Dersim’de can bulmakta, Munzur suyu, Fırat suyuna akmakta, Dicle ile buluşmaktadır. Dersim artık düşmana inat yüzünü Kürdistan’a dönmüştür.

Bir de tüm bunların ötesinde Dersim’in öyle güzel bir coğrafyası var ki, ben bu coğrafyayı anlatmaya, tarif etmeye sözcük bulamıyorum. Sanki kullanılabilecek tüm sözcükler, bu güzellik karşısında utanarak saklanmış gibi geliyor. Her bir karış toprağı gerillaya ya da özgürlüğe gönül vermiş direnişçilere mesken olmuştur. Öyle güzel insanlar geçmiştir ki buralardan, insan hangisini anlatacağını, hangisini dile getireceğini bilmiyor. Tekoşînler’in, Kemaller’in, Azizler’in, Zîlanlar’ın meskenidir buralar…

DERSİM HALKININ BAŞI DİKTİR

Birçok isyan yaşandı bu topraklarda ve Dersim insanı yaşadıklarını kolay kolay unutmadığı için her şey bugün bile hafızasında çok canlı ve diridir. Bu yüzden de sistemin tüm yönelimlerine karşı Seyit Rızalar, Alişêr ve Zarifeler gibi direnmektedirler. Dersim halkı başı dik bir halktır. Direnen ruhunu kaybetmemiştir. Bugün bile dağları isyan, dağları öfke kokar… Bu öfkeli ve isyankar dağlar bizlere emanettir. Özgürlüğe ulaşılmadığı sürece Kürt gençleri bu dağları bırakmayacaktır.”

SORULARA DOĞRU YANIT

Öcalan’ın gönderdiği mektupta derin ve anlamlı eleştirilerde bulunduğunu; bu eleştiriler doğrultusunda kendisini sorguladığını yazan Şervan Nergiz, şu soruları sıralıyor: “Önder Apo benden ne istiyor? Ne yapmamı bekliyor? Bunun karşısında ben çizginin neresindeyim ve ne yapıyorum? Durduğum yer, katıldığım çizgi gerçeği Önder Apo’nun duruşu karşısında nasıl bir anlama sahip? Kendimi bu yüce çizgiye ne kadar katmışım? Çizgi gerçekliğini ne kadar hissediyorum?”

Bu sorulara cevap ararken, kendi gerçeğine dokunmak, çözmek ve Önderlik gerçeği ile sahip olduğu gerçeklik arasında oluşan makası kapatma temelinde, pratiğindeki eksiklikleri doğru sorgulayarak aşmak istediğini belirten Şervan Murat, şöyle devam ediyor: “Önder Apo’yu tanıyarak, anlayarak ve bilince çıkartarak doğru uygulamayı gerçekleştirebilirim. Çünkü insan neyi ne kadar anlamışsa ancak o kadar pratik uygulama gücü olur.

TARİHİ KÖRDÜĞÜMÜ ÇÖZMEK

Kadın özgürlük çizgisine yaklaşımım noktasında, egemenlikçi-iktidarcı toplumun ağır etkisi altında zihni yapım şekillenmiş. PKK ve Önder Apo’nun bu soruna yaklaşımı, temel kördüğüm olarak görmesi ve kök sorun olarak ele alıp mücadelede başatlık atfetmesi, zihniyetimdeki kalıpların kırılmasına, kişiliğimde gün gittikçe yeniden anlam kazanmasına yol açmıştır. Sorunu, tarihi-toplumsal bir kördüğüm olarak görüp, inşa edilen egemenlikçi kişilik yapımın ne kadar insani özden koparıldığını ve bunun altındaki sistem gerçekliğini çözdükçe kendimi daha iyi tanımaktayım.

Önderliğin en temel çalışma ve çabalarından biri bu tarihi kördüğümü, verdiği eğitim ve yaptığı çözümlemelerle kadro zihniyetinde çözme gayreti olmuştur. PKK’nin anlam merkezine kadını koyan Önderlik, buna yanlış ve yanılgılı yaklaşımı her şeye yanlış yaklaşımın ifadesi olarak değerlendirdi. Öyleyse kadına olan yaklaşımımız, yaşama, özgürlüğe olan yaklaşımızdır…”

Yarın: Şehit Hêvî Şanoger’in (Gafur Doğan) günlüğünden…

Bir Cevap Yazın