‘Kürtler ve HDP, Türkiye’de demokratikleşmenin kapısını açtı’

Türkiye’deki 31 Mart yerel seçim sonuçlarını değerlendiren PAJK Koordinasyonu Üyesi Koçerin Amed, “Kürtler ve HDP seçmeni Türkiye’nin demokratikleşmesinin kapısını ardına kadar açtı” dedi.

0
17

PAJK Koordinasyonu Üyesi Koçerin Amed Türkiye’de 31 Mart’ta gerçekleşen yerel seçim sonuçlarını değerlendirdi. Amed, demokratikleşmenin kapısının açıldığı tespitini yapmakla birlikte, faşizme karşı mücadelenin yükseltilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Amed’e göre “Türkiye’de faşizme karşı mücadele yükseltilmeden, Kürdistan’daki mücadeleye dayanarak faşizmi yenmek mümkün değil”.

Faşist bir ortamda demokratik adil bir seçimin olmasını istemek hayal olur, bu mümkün değildir.

Amed’in değerlendirmelerinde öne çıkan bazı seçim tespitleri şöyle:

-Tarihe adil, eşit olmayan bir seçim olarak geçti.

-Kürdistan’da yapılan seçim değil bir işgal ve gasp etme operasyonuydu.

-HDP çok cesurca bir strateji belirledi. Bu stratejisinde tam başarı sağladı.

-31 Mart yerel seçim sonuçları Türkiye açısından yepyeni bir dönemi başlattı.

-Bu sonuç bize şunu göstermiştir ki demokrasi güçleri daha kapsamlı ittifak kursalar AKP-MHP faşist iktidarının günleri sayılı olur, ömrü kısa olur.

-Kesinlikle AKP politikaları şu an tek MHP’ye kazandırmıştır. AKP tamamen MHP’lileşmiştir.

– “AKP yenilemez, bir şekilde elde eder” algısı yerle bir edildi.

-Kürt düşmanlığı politikası geçen dönem hiçbir iktidara kazandırmadığı gibi AKP’ye de kazandırmadı, kazandırmayacaktır

-Kürdistan’da bazı yerlerin alınmaması duygusal kırılmalar yaratmamalıdır.

-Açlık grevi direnişi faşist AKP-MHP sisteminde onarılamaz gedikler açtı.

FAŞİST SİSTEMDEN KURTULMANIN FIRSATI

31 Mart yerel seçimleri hangi koşullarda gerçekleşti?

Hala birçok yerde itirazlar devam etse de genel olarak seçimlerin tamamlandığını söyleyebiliriz. Hem Kürdistan’da hem de Türkiye’de faşizmi yenilgiye uğratan bir seçim oldu. Demokrasi güçleri açısından sonuçları oldukça başarılı bir seçim olarak ele almak, bakmak gerekir. Kürt ve toplum düşmanlığının ete kemiğe bürünmüş hali olan Erdoğan-Bahçeli faşist kliği kendi iktidarını sürekli kılıp, kurumsallaştırmak ve yönetememe durumundan çıkmak, özellikle yerel seçimleri kendi hegemonyasını nihayete erdirmek için temel bir basamak olarak ele aldı ve çok önemsedi. Kürt halkı başta olmak üzere bütün demokrasi güçleri, Demokratik muhalefet açısından toplumun üstüne çökmüş bir karabasan gibi başa bela olmuş bu faşist sistemden artık kurtulmanın bir fırsatı olarak ele aldı. O açıdan 31 Mart yerel seçimleri AKP-MHP faşizmi, muhalefet partileri ve Demokrasi güçleri için kritik ve önemli bir seçim olarak görüldü.

AKP-MHP faşizmi güçsüzlüğünün verdiği psikolojiyle yerel seçimlere savaşa gider gibi yaklaştı. Baştan beri hareketimizin yaptığı tespit bu oldu. Kürt halkına karşı topyekûn savaş halinde oldu, zaten başka türlü olması da düşünülemezdi. Faşist bir iktidar olduğundan ve kendisi gibi düşünmeyen herkese mutlak anlamda boyun eğdirmeyi var oluş gerekçesi haline getirdiğinden sürekli baskı ve saldırı politikalarının dozajını yükseltti. Türkiye ve Kürdistan’da normal bir atmosferden bahsedemeyiz.

KÜRDİSTAN’DAKİ SEÇİM DEĞİL, İŞGAL VE GASP OPERASYONUYDU

Dolayısıyla bu faşizm koşullarında normal bir seçimin yapılması tabi ki mümkün değildi. Normal seçimlerde ifade ve örgütlenme özgürlüğü temel haktır. Tüm partiler eşit koşullarda çalışma yürütür, kendilerini organize eder, rahatça kampanya ve propaganda yaparlar. Türkiye’de mevcut iktidarlar seçimlerde devlet imkânlarını da arkalarına alarak her zaman hile ve usulsüzlükler yapmışlardır. Türkiye tarihinde seçimler hiçbir dönem normal mecrasında akmamıştır. Ama özellikle 7 Haziran sonrası AKP-MHP iktidarı seçimleri kendi çıkarlarına göre dizayn etmiştir. Tabi 31 Mart seçimleri de her türlü hilenin, baskının, gözaltı ve tutuklamaların doruğa çıktığı bir seçim oldu. Hukuksuzluk ve hile diz boyu yapıldığı için bu iktidarın seçimlerdeki oyunlarının kapasitesini ölçümünü yapamıyorsun. Hadsiz ve hesapsızdır. Bu yönüyle de seçime dair yapılacak her değerlendirmenin merkezine gerçekleşenin bir seçim olmadığını, bir savaş olduğunu ifade etmek yerinde olacaktır. Özellikle Kürdistan’da her gün yoğun baskı, saldırı politikaları uygulanarak sayısız tutuklamalar yapıldı. HDP’nin adaylarından tutalım, çalışan ve sempatizanlarına kadar gözaltına almaları, tutuklamaları sayılarla ifade etmek zor olacaktır. Yoğun saldırı bombardımanıyla Kürdistan’da azda olsa bir seçim çalışması yürütmenin önüne geçilmeye çalışıldı. Kürdistan’da yapılan seçim değil bir işgal ve gasp etme operasyonuydu.

DEMOKRATİK DEĞİL, FAŞİST ORTAMDA YAPILDI

Demokratik bir ortam değil faşist bir ortamda seçim çalışmaları yapıldı ve seçime girildi. Faşizan baskılarla halkın seçme ve tercih etme özgürlüğü elinden alınmak istendi. Baskı, psikolojik, özel savaş yöntemleriyle başta Kürdistan toplumu olmak üzere Türkiye halklarına yaklaşıldı. AKP-MHP ittifakı kendi diktatörlüklerine oy devşirmek ya da herkese kendini zorla, barbarca onaylatmak istedi. Tabi ki Kürt halkı öncülüğünde yürütülen demokrasi mücadelesi buna geçit vermedi. Bu seçim demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak ele alındı, demokrasiye duyarlılık geliştirildi. Tabi bunu çok önemli bir başarı olarak görmek gerek. Faşist bir ortamda demokratik adil bir seçimin olmasını istemek hayal olur, bu mümkün değildir.

TARİHE ADİL OLMAYAN SEÇİM OLARAK GEÇTİ

Mevcut ortaya çıkan sonuçları doğru ve meşru görmemek gerekir. Faşizme karşı demokrasi çizgisinin büyük bir mücadelesi olarak ele almak gerek. Tarihe adil, eşit olmayan bir seçim olarak geçti. Türkiye’de demokratik olmayan bir seçim Kürdistan’da hiçbir biçimiyle demokratik ve adil olamaz. Bir mücadele olarak ele alınan bu seçim tüm baskı ve şiddete rağmen önemli bir başarı elde etmiştir. AKP-MHP faşizmini geriletme ve kaybettirme temelinde verilen mücadele de büyük bir başarı sağlanmıştır. Kürdistan ve Türkiye de her türlü baskı, yasak, tutuklama ve engellemelere rağmen seçim çalışmaları yapılmış, büyük bir coşku ile mitinglere katılım sağlanmış, seçim büroları açılmıştır. Saldırılar karşısında toplum sinmemiş, kendini geri çekmemiş, yetersizde olsa çalışmalara katılım sağlanmıştır. Adeta namluların ucunda halk sandıklara gidip demokrasi ve özgürlük çizgisinden yana oyunu cesurca kullanmıştır. Askerleri yığmalarından tutalım, hayali seçmen taşımaya kadar, Kürdistan’ın bazı yerleri resmen askeri işgal altına alındı. Sandık taşıma, birçok yerde geçersiz oyların sayısını on binlerle ifade etme gibi her türlü hile, usulsüzlükler yapıldı. Ama buna karşı büyük bir mücadele verildi, Kürt halkı iradesini ortaya koydu ve iradesine sahip çıktı.

SEÇİM DÖNEMİNİN EN STRATEJİK AKLI HDP OLDU

Seçim sürecinde her parti kendine göre bir seçim stratejisi belirledi. HDP’nin de bir seçim stratejisi vardı. Bu seçim stratejisini HDP şöyle açıkladı; ‘Türkiye’de AKP-MHP faşizmine kaybettirmek, Kürdistan’da demokrasi cephesinin kazanması’. Peki, HDP bu stratejisinde ne kadar başarılı oldu?

Gerçekten HDP çok cesurca bir strateji belirledi. Bu stratejisinde tam başarı sağladı. 31 Mart yerel seçimlerin önemli olduğunu tespit ederek, seçim hedefinin merkezine AKP–MHP Faşist blokuna kaybettirerek geriletmeyi alması doğru ve üstün bir akıl olmuştur. Bu akıl seçim sonuçlarında da görüldüğü gibi HDP öncülüğünde demokrasi ve özgürlük güçlerine muazzam kazandırmıştır. Alınan sonuçtan da anlaşılıyor ki HDP seçim stratejisini iyi tasarladı, incelikli planladı, ustaca uyguladı ve bunda da oldukça başarılı olundu. Bu vesileyle de kutlamak istiyorum.

Türkiye metropollerinde birçok yerelde demokrasi ve özgürlükten yana olan adaylarla ittifak yaparak AKP-MHP faşist iktidarını geriletme ve Kürdistan’da ise ulusal birliğini oluşturarak gasp edilen belediyelerini tekrardan alarak faşist iktidara kaybettirmeyi temel seçim stratejisi, yerel seçim mücadele hattı olarak belirledi. HDP’nin uygulamış olduğu bu strateji neredeyse kusursuz bir şekilde Türkiye’de maya tuttu, hedefine ulaştı. Bu strateji sayesinde AKP-MHP faşist iktidarının esas kaleleri olarak ele aldıkları yerler tek tek ellerinden sökülerek alındı. Çok önemli ekonomik-kültürel sosyal ve siyasal merkezler olan İstanbul, Ankara, Adana, Hatay, Mersin, Antalya, İzmir başta olmak üzere 11 büyük şehir yani Akdeniz, Ege, Marmara ve Trakya’da dahil tüm kıyı şeridi faşist iktidarın elinden tamamen alındı. Bu sonuç faşist ittifak için çok büyük bir baş aşağı gidiş ve hezimet oldu. Faşist iktidarın elinde İç Doğu Ege, İç Anadolu ve Karadeniz’in bir kısmı genelde kırsal ve ekonomik ve sosyal olarak diğer illere göre önemsenmeyen, gelişkin olmayan il ve ilçeler kaldı. Bu aynı zamanda iktidar için ekonomik kaynak olan belediyelerin kaybedilişi olarak da değerlendirilebilir.

TÜRKİYE AÇISINDAN YENİ BİR DÖNEM BAŞLADI

31 Mart yerel seçim sonuçları Türkiye açısından yepyeni bir dönemi başlattı. Demokrasi güçlerinin ve demokratik muhalefetin bunu iyi değerlendirmesi gerekir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki seçim döneminin en stratejik aklı HDP’nin aklı oldu. İşte bu mükemmel akıl mevcut durumda faşist iktidarı temellerinden sarsmış durumda. Bu şekilde artık ayakta durması, iktidarını rahatça ve uzun süreli sürdürmesi mümkün değildir. Mevcut faşist iktidarın baş aşağı gidişi önündeki tüm bentler yıkıldı. Türkiye’de büyük hüsran yaşayarak kaybetti. Diktatör Erdoğan balkon konuşmasında bile yitik aşk şarkısını çaldırdı. Büyük aşk şarkısı, yitik bir aşk hikayesine dönüştü.

TUTARLI BİR DEMOKRATİK İTTİFAKA İHTİYAÇ VAR

Seçim sonuçlarına göre AKP-MHP ittifakı Türkiye’de başta büyük şehirler olmak üzere büyük bir kayıp yaşadı. Bu kaybın HDP’nin stratejisiyle ilişkisi nedir?

AKP-MHP faşist ittifakının Türkiye metropollerin de gerilemesi, birçok büyükşehir belediyesini kaybetmesi HDP’nin seçim stratejisiyle bağlantılıdır. Türkiye’nin siyasal, ekonomik, kültürel, toplumsal yaşamını etkileyen temel belediyeler İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Antalya ve İzmir gibi yerlerdir. Hatırlanırsa seçim öncesi Bahçeli “üç büyük şehri kaybedersek iktidarımızın meşruluğu tartışmalı olur” dedi. Üç büyükşehri değil on bir büyük şehri kaybettiler. Dikkat edilirse AKP-MHP faşizmi Türkiye nüfusunun %50’sinden fazlasının yaşadığı büyük şehirleri kaybetmiş durumda. İktidara gelecek gücün mutlak anlamda İstanbul, Ankara başta olmak üzere bu şehirleri elinde tutması şarttır. Yoksa Türkiye’yi yönetemez. Mevcut durumda zaten Türkiye’nin yarısından fazlasını yönetemeyecek. Buraları elinde tutan iktidar siyasi arenada esas güçtür. Onun için AKP-MHP faşist rejiminin Türkiye’yi yönetme iradesi kalmamıştır. Çok büyük kaybetmiştir. Buraların kaybedilmesinde HDP’nin ve demokrasi güçlerinin payı büyük olmuştur. Faşizm Kürt halkı ve demokrasi güçleri ortak mücadelesiyle geriletilmiştir. Bu sonuç bize şunu göstermiştir ki demokrasi güçleri daha kapsamlı ittifak kursalar AKP-MHP faşist iktidarının günleri sayılı olur, ömrü kısa olur. Böyle bir demokratik birlik sağlanamadığı, kurulamadığından kaynaklı AKP-MHP faşist ittifakı kendini var etme imkanı kazandı. Ama karşısında demokratik bir birlik oluştuğu takdirde ömrünün çok sayılı olduğunu da bu seçimler bize çok açık gösterdi. Tutarlı bir demokratik ittifak oluşsa faşizm bir saniye bile kendini ayakta tutamaz, tuzla buz olur.

Metropollerde çok ciddi bir Kürt nüfusu var. Buralarda yaşayan Kürtler savaş nedeniyle göç etmek zorunda kalmış, ama demokrasi ve özgürlük mücadelesinin değerlerine kararlı ve güçlü bir yurtseverlik bağıyla bağlıdır. HDP belirlediği stratejiye göre tutum alan bilinçli, örgütlü ve politik bir kitledir. Bu seçimde de oyunu stratejik ve bilinçli kullandığı ortaya çıkmıştır. Birde HDP halkların partisidir. Demokrasi ve özgürlükler partisidir. Kürtlerin partisi olduğu kadar bir Türkiye partisidir.

AKP TAMAMEN MHP’LİLEŞTİ

Türkiye’de millet ittifakında büyük ölçüde CHP, cumhur ittifakında ise MHP kazanım elde etti. Sizler birçok defa dillendirdiniz; “AKP MHP çizgisine geldi, AKP’yi MHP yönetiyor” dediniz. MHP’nin oylarının çoğalmasına ve AKP’nin oy kaybına bakarsak tespitinizin doğrulandığını söyleyebilir miyiz?

31 Mart yerel seçim sonuçları çok çarpıcıdır. Üzerinde uzun bir süre daha tartışmalar yapılacaktır. Bu seçimin çalışmadan kazananı MHP olmuştur. Cumhur ittifakında AKP büyük kaybederken, bir kazanandan bahsedeceksek o da MHP’dir. Kesinlikle AKP politikaları şu an tek MHP’ye kazandırmıştır. AKP tamamen MHP’lileşmiştir. AKP’nin kendi varlık gerekçelerinden, kuruluş felsefesinden uzaklaşması MHP’lileşmesi zaten kendisine büyük kaybettirmiştir. AKP iktidar olurken en fazla demokrasi, eşitlik argümanlarını kullandı. Türkiye’deki halklara, inançlara, farklılıklara seslendi ve kabul görüldü. Demokrasiden, eşitlikten, haktan, adaletten bahsetti. Bu maskesi yürüttüğümüz mücadeleyle erkenden düştü. Her kesime hitap eden, çevresinde toplayan bir parti olmaktan tamamen koptu. Kendini var eden koşullardan tümüyle uzaklaşmış tam olarak MHP zihniyetinin esiri oldu. MHP gibi faşist, ırkçı, kafatasçı bir parti oldu. Aynı zihniyete ve ruha büründü. AKP iktidarda kalmak için bu ittifaka sarıldı ama bu onun sonunu getirdi. Giderek katılaşan daralan bir parti oldu. Çıkan sonuçlardan da anlaşılacağı gibi sonunu hızlandırmış, Kürt düşmanlığından tutalım, Türkiye toplumuna yaptığı zulmün cevabını almıştır. AKP iktidarı darbe almış ve yokuş aşağı gidiş içindedir.

AKP’NİN YENİLMEZLİK ALGISI YERLE BİR EDİLDİ

Özellikle AKP’nin İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde kaybetmesi kendisiyle “AKP yenilemez, bir şekilde elde eder” algılarını da önemli ölçüde kırdı. Bu psikolojik üstünlüğün bundan sonraki siyasi sürece etkisi nasıl olur?

Özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra toplumda seçimlere karşı güvensizlik gelişti. Önceki seçimler de hile ve usulsüzlükler ağırlıkta Kürdistan’da yapılırdı. Şimdi artık iktidar da kalmak için seçimler bir kılıf olarak ele alınıyor. AKP–MHP faşist ittifakı iktidarda kalmak için her türlü hile ve baskı yöntemine başvurdu. Toplum nezdinde bu bilindiği için seçimlerle bu iktidar gitmez algısı gelişmişti. Seçim süreçlerine her ne kadar katılım olsa da bir güvensizlikte yaşanmaktaydı. 24 Haziran sürecinde oluşan olumlu bir hava vardı. Muhalefet iyi değerlendiremeyince halkta bu faşist iktidar sandıktan çıkmasa da kendini iktidarda tutar algısı giderek kanıksanmaya başlandı. 31 Mart yerel seçimlerin en büyük başarısı bu oluşan psikolojiyi kırmak oldu. Bu gerçekten Türkiye halklarında büyük bir cesaret ve inanç yarattı. Mücadele edilerek faşizm karşısında başarı elde edilebilir, geriletebiliriz algısı Türkiye halkları açısından büyük bir başarıdır.

Diğer önemli bir nokta ise, faşist sistemler hiçbir zaman ezel ebet değildir. Faşist Erdoğan-Bahçeli ikilisi algı operasyonu, oyun, hile ve tehditle kendilerini mutlak güç olarak kabul ettirmek istediler. Hiçbir güç mutlak değildir ve mücadele ile başarı olur. İşte bu gerçeklik, “AKP yenilemez, bir şekilde elde eder” algısını yerle bir etmiş ve faşizm karşıtı mücadelede öz güveni güçlendirmiştir. Bu sonuç, toplumsal ve siyasal açıdan muhalefet etme, mücadele etme ve dur demeyi yaratacaktır. Dikkat edilirse seçim akşamı sonuçlar ortaya çıktıkça iktidar yanlısı basının dilinde bile bir değişim, bazı gerçekleri ifade etme cesareti gelişti. Bu elbette görünen yüzüdür. Ancak yenilen iktidara karşı her konuda yaklaşım değişimi başlamıştır. Yine Erdoğan’ın yaptığı balkon konuşmasının görüntülerine bile baktığımızda Erdoğan’ın ne kadar hızla yalnızlaştığını görmek mümkündür. AKP’de bunun farkında ve bundan kaynaklı halen seçim sonuçları üzerine her türlü oyunu sürdürmeye devam etmektedir.

KÜRT DÜŞMANLIĞI AKP’YE KAZANDIRMADI, KAZANDIRMAYACAK

Türkiye açısından durum buyken hareket olarak defalarca kuzey Kürdistan’da devlet ve HDP’nin seçime girdiğini söylediniz. Bütün baskı, saldırı, gözaltı ve tutuklamalara rağmen HDP büyük çoğunlukla Kürdistan’daki kayyum siyasetini boşa çıkardı. Özellikle devlete yakın medyalar HDP’nin Kürdistan’da kaybettiği propagandasını yapıyor. Peki, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tüm saldırı politikalarına rağmen Kürdistan’da Kürt kimliğini temsil eden her yer büyük farklarla kayyumcu devletin elinden alınmıştır. Dolayısıyla Kürdistan açısından seçim sonuçlarını başarılı görmek doğrudur. Böylesi topyekûn savaş koşullarında ve mutlak anlamda soykırımın dayatıldığı bir ortamda bu sonuçların alınmış olması, kayyum politikasının yıkıma uğratılması çok büyük bir başarı olmuştur. Kürt düşmanlığı politikası geçen dönem hiçbir iktidara kazandırmadığı gibi AKP’ye de kazandırmadı, kazandırmayacaktır. Dolayısıyla istedikleri kadar kurguladıkları başarı propagandasını dillendirsinler, AKP-MHP ittifakı tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Kürdistan’da da kaybetmiştir. Kürt soykırımı planı gereği Kürdistan’ın tümünü düşürmeyi hedefledi, ancak gücü her yere yetmedi.

Daha önceki seçimlerden farklı olarak bu seçimde devletin tüm partileri Kürdistan’da tam ittifak halinde hareket etti, bu da alınan sonuçları etkiledi. AKP’nin Kürdistan’da almış olduğu oylar, sadece onun oyları değildir, zaten MHP ile ittifak yapmıştı, Iğdır, Muş, Ahlat gibi yerlerde İyi partide tam desteğini sundu. Yanı sıra Hüda-par Kürdistan’ın her yerinde işbirlikçi hain bir ruhla devlete tam hız çalıştı. CHP’nin de objektif olarak Kürdistan’daki duruşu bu faşist ittifaka yaradı. Kürdistan’da çok açık olmasa da CHP’nin de dahil olduğu bir devlet ittifakına karşı Kürtler kıran kırana yarıştı. Kürdistan’da seçimlere devlet ordu ile girdi ve buna en iyi örnek Şırnak verilebilir. Bir işgal operasyona gider gibi seçim öncesi ve seçim günü konvoylarla Kürdistan’a girdi. O nedenle propaganda ettiği gibi oylarının artması durumu çok önemli ölçüde doğru değildir. Yani Kürdistan’da devlet tüm yapılarıyla ve tüm imkanlarıyla seçime girdi.

BAZI YERLERİN ALINMAMASI DUYGUSAL KIRILMA YARATMAMALI

Özgür Kürdün yurtseverlik duruşunun her zaman ölçüleceği yerler vardır. Bu yerler örneğin Amed’dir, Cizir’dir, Silopi’dir, Mardin’dir, Nusaybin’dir, Batman’dır, Van’dır, Gever’dir vb. yerlerdir. Normal bir seçimde Kürdistan’ın neredeyse tümünün alınacağını bilmek gerekir. AKP-MHP faşist iktidarı beka sorunu söylemi üzerinden her yerde Kürt halkına karşı tam bir düşmanlıkla saldırarak, savaş açmıştı. Böyle bir atmosferde seçime girildi. Kürt halkını, Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin siyasi iradesi olan HDP’yi terörize ederek, düşman görerek saldırdı. Seçim süresinde her gün onlarca, yüzlerce insan tutuklandı. Kürdistan’da seçim çalışması yapacak insan bırakılmadı. Böyle sürekli vurarak, ezmeye çalışarak, çalışamaz hale getirmek istedi. Kürdistan’da yaşanan bir normal seçim değildi bir savaştı ve Kürt halkıyla devlet seçime girdi. Bütün Kürdistan il ve ilçelerinde devlet seçime girdi. Kürdistan’da bazı yerlerin alınmaması duygusal kırılmalar yaratmamalıdır. Faşizm böyle bir ruh halini geliştirmek istiyor. Önemli olan kayyum siyasetini boşa çıkarma ve faşizmi geriletme idi. HDP bu stratejinde başarılı oldu. Bir de HDP seçim stratejisinde nicel kazanıma odaklanmadı. Seçimleri faşizme kaybettirme ve geriletme olarak ele aldı, bunun üzerinden çalıştı. Belki şimdi birçok şekilde propaganda edilen, alınan belediye sayısı ve oy oranı olmaktadır. Ancak bu konuda en cesur davranan HDP oldu ve kazandı. Kars, Iğdır belediyelerinin alınması bu cesur politika ile bağlantılıdır. Birçok ilçe de de HDP kazanmasına rağmen hile ile alınmış ve itirazlar kabul edilmemiştir. Nicelik olarak değerlendirecek olursak esasta HDP Kürdistan’da belediyelerin çoğunluğunu almıştır. Ordu ile devletin tüm gücü ile operasyon düzenleyerek gasp ettiği belediyeleri meşru görmemek gerek. Kürt halkı bu seçimde büyük başarı elde etmiştir, faşist iktidarın pompaladığı sahte zafer yaygaraları bu başarıyı gölgelememelidir.

Kimi yetersizlik HDP cephesinden de gelişmiş olabilir. Ancak yetersizlikler güçlenmenin gerekçesi haline getirerek, faşizmi ne hale getirdiğimizi görmemiz ve buna uygun bir duruş içinde olmamız bu faşizmi yıkacaktır.

SINIRDAKİ BELEDİYELER

Seçim sonuçlarına bakıldığı zaman Kuzey Kürdistan’daki sınır boyundaki ilçe ve illerde medyaya yansıdığı kadarıyla devlet çıktı. Türk devleti sınırdaki belediyeleri almakla ne amaçlıyor? Özellikle Şırnak, Şemzinan, Eruh gibi yerler neden özel olarak seçildi?

Kürdistan’ın her yerinin aynı şekilde ele alınması doğru değildir. Saldırı halinde olan bir devlet gerçeği var karşımızda ve her yere aynı dozda yüklenemiyor. Özellikle Şırnak merkezli Botan yöresi, Urfa sınır hatları tamamen savaş konsepti temelinde özel olarak ele geçirmek için yüklendi. Düşman her zaman yaptığı hilelerin, uyguladığı baskının ötesine geçerek, Çöktürme Planı temelinde buralara yönelmiş ve ağırlığını verdiği bu alanlarda belli sonuçlar almıştır. Kürdistan’da ne kadar başarılı olduğunu Şırnak örneği üzerinden propaganda ediyor. Şırnak’ta ortaya çıkan sonuç devletin özel olarak Kürdistan’da ne kadar başarılı olduğunu göstermek için dizayn edilmiştir. Şırnak kendi doğal yapısıyla kalsaydı AKP ne kadar hile de yapsa asla kazanamazdı. AKP-MHP faşizmini bir kaşık su da boğacak kadar öfkeli olan yurtsever Botan halkının semtinden bile geçemeyecek olan bu iktidarın bu kazanımı asker ve polisle hileyle ele geçirilen bir kazanım olduğunu en iyi Botan halkı bilir. Şırnak’ın 90’larda savaşın ana karargâhı haline getirmek için özel savaş konsepti temelinde il yapıldığını yakın tarihimizden iyi biliyoruz. Şırnak başta olmak üzere Çele, Beytüşşebap, Şemzinan, Uludere vs. gerilla bölgeleridir. Bu alanlarla sınır ve yakın olan gerilla üslerine yaz-kış demeden gelişmiş teknikle sürekli saldırdığı halde düşüremedi. Güney alanına her gün tonlarca bomba yağdırarak, saldırı üstüne saldırı düzenlediği halde APO’cu çizgide çelikleşen gerilla iradesini kıramadı, hiçbir gerilla alanına giremedi. Gerilla karşısındaki bu yenilgi ve çöküşünü gerilla alanlarına sınır olan yerleşim yerlerine saldırarak seçim hileleriyle ele geçirip bir de böyle şansını denemek istemektedir.

Şırnak, Eruh, Şemdinli Kürt özgürlük mücadelesinin geliştiği mekânlardır. Silahlı mücadelenin startının verdiği ve gerilla için temel üs alanlarıdır. Aynı zamanda yurtseverliğin köklerinin derin olduğu alanlardır. Buraların hem siyasi hem de askeri olarak önemi biliniyor. Normal bir seçimle buralardan bu sonuç alınsaydı tabi ki ciddi bir kayıp olurdu ama herkes iyi biliyor ki askeri olarak gasp edilerek el konulmuştur.

AKP-MHP SİSTEMİNDE ONARILMAZ GEDİKLER AÇILDI

Kürdistan ve Türkiye’de ‘Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım’ direniş hamlesi devam ediyor. Böyle bir direniş sürecinde seçimlere gidildi. Bu direniş sürecinin seçimlere ne gibi bir etkisi oldu?

Başta Leyla Güven öncülüğünde başlayan dört parça Kürdistan ve tüm dünyaya yayılan binlerce yoldaşın, dostun ve yurtseverin girdiği açlık grevi direnişini selamlıyorum. Bu direnişin içinde Zülküf, Ayten, Medyalar fedai eylemler geliştirdi. Bu arkadaşlar şahsında temsil edilen ve bizi başarıya ulaştıracak bu fedai çizgisinin önünde saygıyla eğiliyorum. Ancak eylemlerin örgütlü olması daha güçlü sonuçlar yaratacağı gerçeği de unutulmamalıdır.

AKP-MHP faşizmine karşı tarihi bir direniş yürütülüyor. Önder APO üzerindeki tecridin kaldırılmasının AKP-MHP faşizmine karşı mücadele etmek ve faşizmi kırmaktan geçtiğini görerek bu tarihi eylem başlatıldı. AKP-MHP faşizminin en temel politikası Kürt düşmanlığıdır. Bunu da en iyi İmralı gerçeğinde Önder APO üzerinde uygulanan mutlak tecrit politikalarında görmekteyiz. Önderlik üzerinde uygulanan mutlak tecrit, işkence sistemi, tüm Kürt halkına reva görülen ölümü gösterip sıtmaya razı etme siyasetidir. Soykırım siyasetinin en temel parçası olan bu tecrit politikasına son vermek için, süresiz-dönüşümsüz başlatılan açlık grevi eylemleri her yerde yayılarak sürmektedir. Şimdiye kadar çok önemli sonuçlarda alındı. Uluslararası alanda büyük yankı ve etki yaptı, Kürt sorununu çok önemli gündem haline getirdi. İlk defa Önder APO üzerinde uygulanan hiçbir hukuka ahlak ve vicdana sığmayan İmralı işkence sistemini bu düzeyde uluslararası kamuoyunun gündemine koydu. Önemli bir düzey açığa çıkardı. Önderlik üzerindeki tecritte karşı çıkmadan ne demokrasi ne de özgürlük mücadelesi verilebilir. Tecritte karşı mücadeleyi merkezine alan yaygın ve etkili bir direniş ikliminde seçime girildi.

Bu direniş faşist AKP-MHP sisteminde onarılamaz gedikler açtı. Ne denli özgürlük, demokrasi ve insanlık düşmanı olduğunu ortaya çıkardı. Bu görkemli topyekûn direniş Özgürlük ve demokrasi mücadelesini yeni bir aşamaya taşıdı. Bütün Kürt halkında ulusal bilinci derinleştirdi, demokrasiye duyarlı tüm çevreleri kendi etrafında toplayarak faşizme zorbalığa karşı direnişte çekim merkezi haline gelerek, herkesi bilinçlendirerek, irade haline getirerek faşizm karşısında direniş ve mücadele cephesini her dönemden daha fazla büyüterek cesaret ve başarma azmi yarattı. AKP–MHP faşist iktidarını sarstı. Herkese faşizm karşısında mücadele kararlılığı, cesareti aşıladı. Duygu, düşünce ve ruhta faşizme vurmaya ve faşizmi yenmeye kilitledi. Bu seçimlerde bugün AKP faşist iktidarının geriletilmesinden, zayıflatılmasından bahsediyorsak, çöküşünden bahsediyorsak bu direnişin atmosferinde açığa çıkan önemli bir sonuçtur. Kürtler seçimlere direniş gündemiyle girdi. Hem “Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım, Kürdistan’ı Özgürleştirelim!” hamlesi kapsamında güçlü bir direniş yürüyor, halk ve hareket olarak seçimleri topyekûn saldırılara karşı topyekûn direniş kapsamında ele aldık, yürütmeye çalıştık. Dolayısıyla ortaya çıkan bu sonucu yürütülen mücadelenin, faşizme karşı gerçekleştirilen kahramanca direnişin çok büyük bir ürünü olarak görmek ve bundan çok büyük moral almak gerekir.

HALKLARIN BİRLİĞİ GÜÇLENDİRİR, TEKÇİ ZİHNİYET PARÇALAR

Son olarak Kürt hareketinin etkisiyle CHP’nin büyük şehirleri kazandığı herkes tarafından kabul ediliyor. Bundan sonraki süreçte demokratik, sol-sosyalist güçler özellikle de kendisini böyle tanımlayan CHP Kürt gerçekliğinin gücüne nasıl yaklaşmalıdır?

Kürtler ve HDP seçmeni Türkiye’nin demokratikleşmesinin kapısını ardına kadar açtı. Hem genelde verdiği mücadele ile hem de seçimlerdeki tutumuyla demokratik çevrelere mevcut faşizmden kurtulma imkanı sundu ve çok büyük olanaklar yarattı. Herkes alınan sonuçta HDP oylarının belirleyici olduğunu gördü. HDP’nin seçim stratejisi ve aldığı tutum, HDP’yi Türkiye’de çok daha fazla güç haline getirmiştir.

Tabi bu seçim sonuçları bir yakıcı gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Halkların birliği güçlendirir, birleştirir, tekçi zihniyet parçalar, zayıflatır. Kürt halkı her zaman halkların birliğinden yana olmuştur. Kürt halkı olarak her yerde ortak yaşama anlayışı ve zihniyeti temelinde yaklaşmıştır. İnsanlığa bu duruş kazandırmıştır. Bu zihniyet ve anlayış demokratik modernite paradigmasının zihniyeti ve anlayışıdır. Bugün yaşanan seçimlerdeki başarının esas anahtarı demokratik modernite çizgisidir onun zihniyeti ve anlayışıdır.

Diğer önemli husus ise Türkiye’yi yönetmek isteyen bir gücün yönetip yönetemeyeceğini Kürtlerle kurduğu ilişki belirleyici oluyor. Tarihte de hep böyle olmuştur. Kürt sorununda Kürtlerin varlığını ve her türden hakkını kabul etmeyen, Kürtleri düşman gören bir gücün uzun süreli iktidar da olması, Türkiye’yi yönetmesi mümkün değildir. Bu da böylece bir kez daha kesinleşti. Kürtlersiz Türkiye’de ne demokrasi gelişir ne de hiçbir güç başarılı olur.

Şimdi ortaya çıkan bu tablonun nasıl değerlendirileceği çok büyük önem taşıyor. Bu tablodan kendimize görevler çıkarmalıyız. Türkiye’deki tüm demokratik çevrelerle daha geniş platformlarda bir araya gelmek, faşizme karşı mücadele birlikleri kurmak gerekir. Türkiye’de faşizme karşı mücadele yükseltilmeden, Kürdistan’daki mücadeleye dayanarak faşizmi yenmek mümkün değildir. Faşist iktidarın içine düşürüldüğü bu durum, daha az çalışmanın değil, büyük düşüşü daha olanaklı kılmak için daha fazla çalışmanın gerekçesidir. Kimse yeterince mücadele etmeden bir şey kazanmamıştır. Bunu en iyi halk olarak biz Kürtler biliyoruz, direnen halklar biliyor. Kaldı ki AKP-MHP faşizminin bu hale getirilmesi yürütülen demokrasi mücadelemizin sonucudur.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bir Cevap Yazın